Edebiyatın, sanatın ve hayatın en adil terazisi şüphesiz emektir. Bir eserin kâğıda dökülmesi, bir kelimenin zihnin ve kalbin süzgecinden geçmesi kolay değildir; saatler, günler, hatta ömürler verilir o yolda. Ne var ki günümüzde üretmeden tüketmeye, alın teri dökmeden başkalarının sırtından geçinmeye alışmış bir zihniyet hüküm sürüyor. Tam da bu noktada, çarpıcı bir metafor çıkar karşımıza:
Dışı göz alıcı bir kapakla süslenmiş, ama açtığınızda yaprakları bomboş duran bir kitap...
Elbette ki kapak, bir eserin ruhunu dış dünyaya yansıtan kıymetli bir aynadır. Ancak o dış yüzey ne kadar ihtişamlı olursa olsun, araladığınızda geriye kalan yalnızca boşluksa, ortada ne bir değer ne de kalıcı bir iz vardır. Bu durum, gürültülü bir reklam kampanyasından ibaret olan ama altı doldurulamayan çağdaş bir illüzyondur.
Yalnızca çok konuşarak, parıltılı sloganlarla ya da başkalarını taklit ederek bir yere varılamaz. Sanat ve üretim, sabırla yoğrulmayı, yapılan işin derinliklerine inmeyi ve sürekli bilgi edinmeyi zorunlu kılar.
Kök salmak isteyen her fikir, başka dünyaları keşfetmeye ve farklı pencerelerden bakmaya mecburdur. Yeni coğrafyalar, başka hikâyeler ve farklı ekoller elbette ilham kaynağımızdır. Ancak marifet, o zenginliklerden beslenirken kendi özümüzü ve rengimizi kaybetmemektedir. Başkasının ödünç alınmış sesiyle çıkılan yollar kısa kesiktir; çünkü rüzgâr dindiğinde geriye sadece taklidin silik gölgesi kalır.
Üstelik takdir etmek yerine yermeyi, üretmek yerine gölgelemeyi seçenlerin sayısı da hiç az değildir. Oysa bu kısır zihniyet, olumsuz kişilerin hayata bakışını ve içlerindeki karanlık ruh halini ele vermekten başka bir işe yaramaz. Emeğe omuz vermek yerine yıkıcı eleştirilerle var olmaya çalışanlar, aslında kendi sığlıklarında boğulanlardır.
Gerçek gelişim; her adımda geriye dönüp baktığımızda eksikliklerimizi görebildiğimiz, kendimize öz eleştiri yapmaktan ve aynaya bakmaktan cesaretle korkmadığımız an başlar. Üretim hangi alanda olursa olsun, yeter ki insan yüreğiyle ve severek yapsın; o zaman ortaya çıkan değerin kıymeti ve güzelliği zaten kendiliğinden ışık saçar.
Kapağı parlatmak yerine içeriğini zenginleştiren, ürettiği her değere ruhunu katan ve özgün kalan herkes bu düzenin en sahici cevabıdır. Unutmayın ki aslolan görkemli bir vitrin değil, sayfalara damla damla işlenen o yegâne insan emeğidir; çünkü zamanın süzgecinden yalnızca kendi sesini bulabilenler geçer.