Vitrindeki Sevgi
- Oluşturulma Tarihi : 16.02.2026 09:01
- Güncelleme Tarihi : 16.02.2026 09:03
Sokaklar kırmızıya boyanmıştı.
Vitrinler kalplerle süslenmiş, çiçekçiler dolup taşmıştı. Restoranların önünde uzun kuyruklar vardı.
Her yerde “sevgi” yazıyordu. Ama insanların birçoğu yapmacıktı içten gülümsemiyordu.
Ben o kalabalığın içinde başka bir şeyi düşündüm…
Bir süredir zihnimi meşgul eden bir soru vardı.
Değerlerimizi vitrine mi koyduk?
Milli bayramların ruhu her geçen gün biraz daha silikleşirken; toplumumuzun mayasında olan paylaşmak, bölüşmek, komşuya dokunmak gibi en kıymetli değerler geri plana itiliyor.
Oysa bizim kültürümüzde sevgi gösterişle değil, paylaşım ile yaşanırdı.
Bir lokmayı bölüşmekti sevgi.
Kapıyı çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” demekti.
Dün gördüm ki sevgi artık fiyat etiketleriyle yarışıyor.
En büyük buket, en parlak yüzük, en şık masa…
Sanki sevmenin ölçüsü harcanan para olmuş.
Sonrası artan borçlar altında ezilen ödenemeyen kartlar ve bir güne bir yıl ödenen taksitler

Oysa sevgi bir güne ya da belli ücretle satın alınabilir mi bir güne sığar mı?
Sevgi; zaman ayırmaktır.
Sevgi; sabretmektir.
Sevgi; zor zamanda kaçmamaktır.
Bir köşede el ele yürüyen yaşlı bir çift gördüm. Ne çiçek vardı ne hediye… Ama birbirlerine bakışlarında yılların emeği vardı.
Bir vitrinin önünde durup içeri bakmakla yetinen insanlardı onlar.
Belki bütçesi yetmeyen, belki de “eksik” hissettirilmeye itilen...
Sevgi adına yapılan harcamalar büyürken, merhametin küçülmesi asıl trajedi değil mi?
Gerçek sevgi gösterişle değil, vicdanla ölçülür.
Gerçek değer takvimde bir güne sığmaz; hayatın içinde yaşar.
Belki de artık kendimize şunu sormalıyız:
Kutladığımız şey gerçekten sevgi mi?
Yoksa tüketim mi?
Ya da gösteriş yapmanın ya da fiyatla sevginin boyutunu yarıştırmak mı oldu sevgi?