Düşmeyi Unutan Yetişkinler


  • Oluşturulma Tarihi : 16.01.2026 12:08
  • Güncelleme Tarihi : 16.01.2026 12:08

İnsan hayata cesaretle başlar.
Henüz adı konmamış bir özgüvenle… Düşe kalka yürür, yanlış söyleye söyleye konuşur, deneye deneye öğrenir. Çocukluk, hatanın doğal; denemenin teşvik edildiği bir alandır. Düşmek bir sorun değil, sürecin parçasıdır.

Bu dönemde çocuk, koşulsuz kabul ile büyür. Yanlış yaptığında değerinden bir şey kaybetmez. Alkış, sonuç için değil; niyet ve çaba içindir. Psikolojide bu, sağlıklı öz-şefkat ve güçlü bir içsel güven zemininin oluşması demektir.

Ergenliğe gelindiğinde tablo değişir.

Artık düşmek yalnızca düşmek değildir.
Yanlış yapmak, “deneyim” olmaktan çıkar; “yetersizlik” olarak etiketlenir. Sosyal onay, içsel sesin önüne geçer. Ergen, kendini başkalarının bakışıyla tanımlamaya başlar. Alkış içeriden değil, dışarıdan beklenir.

Bu dönem, öz-şefkatin yerini öz-eleştirinin almaya başladığı kırılma noktasıdır.

Yetişkinlikte ise bu kırılma kalıcı hâle gelir.

Artık hata yapmanın bedeli vardır.
Düşmek, risk almak, yeniden denemek cesaret değil; tehlike olarak görülür. Toplum, başarıyı yalnızca sonuçla ölçer. Süreç görünmez olur. İnsan, denediği için değil; başardığı kadar değerlidir.

Ve böylece yetişkin, farkında olmadan öğrenilmiş çaresizliğe yaklaşır:
“Nasıl olsa düşeceğim.”
“Denesem de fark etmeyecek.”
“Yapamazsam değerim azalır.”

Tam bu noktada, basit ama sarsıcı bir sahne durur karşumuzda.

Kaldırımdan inmeye çalışan bir çocuk düşer.
Ağlamaz.
Vazgeçmez.
Ayağa kalkar ve kendini alkışlar.

Bu sahne, bir çocuk davranışından çok daha fazlasıdır.
Bu, insanın henüz kendisiyle bağını koparmadığı hâlidir.

Çünkü cesaret; hiç düşmemek değildir.
Cesaret, düştüğünde kendine düşman olmamaktır.
Kendini yargılamadan, suçlamadan, küçültmeden yeniden denemektir.

Yetişkinliğin en büyük kaybı burada başlar:
İnsan, düşene değil; düşüren iç sese teslim olur.
Kendi içindeki destekleyici ebeveyni susturur, eleştirel sesi büyütür.

Oysa psikolojik iyilik hâli, tam tersini gerektirir.
Kişinin, içinden geçen sesi bir yargıç değil; bir yol arkadaşı hâline getirmesini.

Belki de çözüm, yeniden çocuk olmak değil;
çocukluğun bilgeliğini hatırlamaktır.

Düştüğümüzde önce kendimize bakmayı,
ayağa kalktığımızda başkasından önce kendimizi alkışlamayı…

Çünkü insan, kendine ilk alkışı attığı gün,
hayatla yeniden sağlıklı bir bağ kurar.

Ve belki de gerçek cesaret, tam olarak burada başlar.

Erdal ATAKLI
UZMAN EĞİTİMCİ PSİKOLOG

Düşmeyi Unutan Yetişkinler
Erdal Ataklı
Yazarımız Kim ?

Erdal Ataklı