Tutunmak mı? Tükenmek mi?

Erdal Ataklı

“Yanlış kişiye tutunmak, yanan bir kibritin yanındaki yara bandı olmak gibidir; ne yarayı kapatabilirsin ne de kendini yanmaktan kurtarabilirsin.”

İnsan bazen iyileşmek için sarılır…
ama fark etmez; sarıldığı şeyin kendisini daha çok yaraladığını.

Çünkü her yakınlık şifa değildir.
Her “biz” dediğin, seni tamamlamaz.

Yanlış kişiye tutunmak çoğu zaman bir tercih değil;
bir eksikliğin, bir yalnızlığın, bazen de görülme ihtiyacının sonucudur.
İnsan, anlaşılmamak pahasına anlaşılmış gibi hissettiği yerde kalabilir.
Sevilmediğini hissetse bile, “belki değişir” umuduna sığınır.

Ama umut…
yanlış yerde büyüdüğünde, insanın en sessiz çöküşüdür.

Bazı ilişkiler yara bandı değildir.
Yarayı kapatmaz… sadece üstünü örter.
Altında ise kırgınlık, değersizlik ve tükenmişlik derinleşir.

Ve zamanla insan şunu fark eder:
Karşındakini iyileştiremezsin…
Ama onun içinde kalırsan, kendini de iyileştiremezsin.

Çünkü sevgi tek başına yetmez.
Sevgi; ilgiyle, saygıyla ve güvenle tamamlanmadığında,
insanı iyileştirmez… yavaş yavaş tüketir.

Birine tutunmak ile birine ait olmak arasında ince ama hayati bir fark vardır.
Tutunmak çaresizliktir.
Ait olmak ise huzur.

Eğer bir ilişki seni sürekli yorgun, değersiz ve eksik hissettiriyorsa…
orada sevgi değil, bağımlılık vardır.
Ve bağımlılık, insanın kendine verdiği en görünmez zarardır.

Bazen en büyük iyileşme,
birini kazanmakta değil…
yanlış olanı bırakabilmektedir.

Çünkü bazı insanlar hayatına şifa olmak için değil,
sana sınırlarını öğretmek için girer.

Ve insan en çok şunu öğrendiğinde özgürleşir:
Her tutunduğun şey seni kurtarmaz…
bazıları sadece daha yavaş yanmana sebep olur.