Duygusal Eşiğin Sessiz Çöküşü

Erdal Ataklı

Bir anda değil, birikerek kırılır insan

 

Bazı kırılmalar aniden olurmuş gibi görünür.

Oysa hakikat, çoğu zaman sessizdir ve birikir.

 

İnsan zihni ve duyguları, dışarıdan bakıldığında sağlam duran ama içinde ince çatlaklar taşıyan bir cam gibidir.

O çatlaklar bir anda oluşmaz.

Görülmeyen, konuşulmayan, ertelenen her duygu…

oraya biraz daha iz bırakır.

 

İnsan çoğu zaman “idare ediyorum” der.

Ama aslında idare ettiği şey hayat değil, içindeki yüklerdir.

 

Mesela düşün…

Aynı yerden defalarca kırılmış bir insanı.

 

Her seferinde susmuş, büyütmemiş, içine atmış.

Belki “boşver” demiş, belki de karşısındakini kaybetmemek için kendinden vazgeçmiş.

 

Ve sonra bir gün…

çok da büyük olmayan bir şey olur.

 

Bir söz.

Bir tavır.

Belki de sadece bir eksiklik.

 

Ve o insan beklenmedik bir şekilde kırılır.

 

Dışarıdan bakan için bu bir “abartı”dır.

Ama gerçekte olan şudur:

O an kırılan şey, o güne ait değildir.

 

Yıllardır biriken ne varsa,

kendine bir çıkış yolu bulmuştur.

 

Psikolojide buna “duygusal eşik “denir.

İnsanın taşıyabileceği bir sınır vardır.

Ve o sınır, zorlandıkça genişlemez…

aksine incelir.

 

Kırılma dediğimiz şey ise çoğu zaman bir zayıflık değil,

ruhun artık daha fazlasını taşıyamadığını anlatma biçimidir.

 

Çünkü insan…

en çok ayakta kalmaya çalışırken değil,

kendini sürekli tutarken yorulur.

 

Ve bazı kırılmalar…

bir anın değil,

bir ömrün yorgunluğunu taşır.

 

Bir insanı anlamak istiyorsan, tepkisine değil, sabrının süresine bak.