“Sessizliğin Suçu”


  • Oluşturulma Tarihi : 09.02.2026 10:01
  • Güncelleme Tarihi : 09.02.2026 10:01

Bazı suçlar vardır, işlenirken gürültü yapmaz.
Ne bir çığlık duyulur ne de bir silah sesi…
Sadece sessizlik büyür.
Hayvanlar konuşamaz.
İtiraz edemez, derdini anlatamaz, savunma yapamaz.
Ama biz konuşabiliriz.
Ve tam da bu yüzden suskunluğumuz masum değildir.
Bir köşede titreyen bir kedi, bir çöpte yiyecek arayan bir köpek,
bir darbenin ne anlama geldiğini bilmeden ona maruz kalan bir can…
Bunların hiçbiri “doğal” değildir.
Doğal olan, buna kayıtsız kalmayan bir vicdandır.
Toplum olarak çoğu zaman kötülüğü, yapanın üzerinden tanımlarız.
Oysa kötülük yalnızca bir el değildir;
bazen iki gözdür, görüp de başka tarafa bakan.
Bazen bir ağızdır, “bana dokunmayan yılan” diye başlayan.
Bazen de bir suskunluktur; en güvenli, en konforlu olan.
Hayvanlara yapılan zulüm, aslında bir güç meselesidir.
Gücü olanın, savunmasız olana nasıl davrandığının aynasıdır.
Ve bu ayna hiç yalan söylemez.
Bir toplum, en sessiz olanına ne yapıyorsa,
aslında kendisine onu yapıyordur.
Sokak hayvanları meselesi yalnızca bir “belediye”, “yasalar” ya da “düzen” konusu değildir.
Bu, insanın kendi iç düzeniyle ilgilidir.
Merhametin, sadece sözlüklerde kalan bir kelime mi
yoksa hayata karışan bir sorumluluk mu olduğuyla ilgilidir.
“Ben ne yapabilirim ki?” cümlesi çok tanıdık.
Ama aynı zamanda çok tehlikelidir.
Çünkü bu cümle, kötülüğün en sevdiği sığınaktır.
Kimse kahraman olmak zorunda değil;
ama kimse de tanık olup susma lüksüne sahip değil.
Bazen bir kap su, bazen bir sahiplenme, bazen bir itiraz…
Bazen sadece “hayır” demek.
Bütün bunlar küçük gibi görünür,
ama vicdan dediğimiz şey zaten küçük şeylerde kendini belli eder.
Unutmayalım:
Hayvanlar konuşamaz.
Ama bir gün insanlık, bu sessizliğin hesabını kendi içinde vermek zorunda kalır.
Ve o gün geldiğinde, asıl soru şudur:
Zulüm varken neredeydin?
Yapan mıydın, yoksa susan mı?

 

“Sessizliğin Suçu”
Erdal Ataklı
Yazarımız Kim ?

Erdal Ataklı