İdealizasyon ve Değersizleştirme

Ege Ece Birsel

İdealizasyon ve değersizleştirme tek başına patolojik bir durum değildir. Sorun, bunların sıklığı, katılığı, kutuplaşması ve ilişkisel işlevinin nasıl olduğudur. Psikoterapi literatürü ve klinik gözlem bunu nasıl anlatıyor ve nelerle ilişkilendiriyoruz? Aslında biraz bu haftanın konusu da bu. Günlük ilişkilerde birini bir dönem çok olumlu görmek, daha sonra bir hayal kırıklığı yaşamak ve o kişiye yönelik değerlendirmemizin zaman içinde değişmesi tek başına psikopatolojik bir durum değildir. İnsanlar ilişkilerinde karşı tarafın hem olumlu hem de olumsuz özelliklerini zaman zaman farklı ağırlıklarda ve farklı bakış açılarıyla değerlendirebilir. Klinik açıdan daha anlamlı olan şey ise bunun ne kadar sık, ne kadar hızlı, ne kadar uçlarda ve ne kadar esnek olmayan bir biçimde gerçekleştiğidir. Aslında bizim için önemli olan budur. Özellikle borderline kişilik örüntüsünde idealizasyon ve değersizleştirme, kişilerarası ilişkilerin istikrarsızlığının bir parçası olarak ele alınabilir. DSM kriterlerinde ise ilişkilerin idealizasyon ve değersizleştirme uçları arasında değişmesi, bu örüntünün karakteristik özelliklerinden biri olarak tanımlanmıştır. Bununla ilgili yapılan birçok çalışma var. Biz tabii psikoterapi içinde bu durumu psikodinamik açıdan değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu noktada en önemli açıklamalardan biri splitting, yani bölme mekanizmasıdır. Burada mesele yalnızca birini bazen sevmek, bazen sevmemek değildir. Daha ziyade kişinin aynı insanın hem sevilebilir hem de hayal kırıklığı yaratabilir özelliklerini aynı anda zihinde tutmakta zorlanması söz konusudur. Böyle olduğunda kişi bir anda çok iyi, çok değerli konumdan bir anda çok kötü, değersiz konuma geçebilir.
Güncel araştırmalar da borderline örüntülerinde başkalarına ilişkin değerlendirmenin daha yüksek düzeyde kutuplaşma ve daha simetrik iyi-kötü bölünmesi gösterebildiğini ortaya koyuyor.
Peki bu çok değişmez ve zorlayıcı bir şey midir? Tabii ki zorlanabilir ama değişmez diyemeyiz. Çünkü psikoterapi bu noktada oldukça yardımcıdır. Peki destekleyici psikoterapi bize nasıl yardımcı olabilir? Aslında bu açıdan özellikle önemli nokta, destekleyici psikoterapide amacın bireyin ilişkisel gerçekliğini hemen yorumlamak ya da “sen bölüyorsun” demek değildir. Öncelikle daha bütünlüklü ve süreklilik taşıyan bir ilişki algısının oluşmasına yardımcı olmaktır. Terapötik ittifakı korumak ve kişinin duygusal dalgalanmalarını düzenleyebilmesini desteklemektir. Nitekim borderline hastalarla yapılan ya da borderline örüntüler yaşayan hastalarla yapılan randomize bir çalışmada destekleyici psikoterapide anlamlı iyileşmeler sağlanmıştır. İki yıl boyunca uygulanan destekleyici tedavide genel işlevsellik, depresyon, sosyal işlevsellik ve borderline kriterlerinin sayısı açısından anlamlı değişiklikler gözükmüştür. Klinik olarak da şöyle düşünebiliriz. İdealizasyon → hayal kırıklığı → değersizleştirme → çatışma → yeniden yakınlaşma → yeniden idealizasyon döngüsü çok sık tekrarlanıyorsa, artık tek tek olaylardan ziyade ilişkinin düzenleme biçimi haline gelebilir.
Ve burada asıl sorun kişinin fikrinin değişmesi değil, karşıdaki kişiye ilişkin olumlu ve olumsuz temsillerin bütünleştirilememesi olabilir. Yani örneğin kişiyle olan ilişkide, karşımızdaki kişiye şunu söyleyebilmeliyiz: “Beni çok önemsiyor ama şu konuda beni hayal kırıklığına uğrattı.” “Beni çok önemsiyor, mükemmel biri” deyip ardından “aslında hiç umursamıyor, tamamen kötü biri” demek yerine, bunların arasında psikolojik olarak değerlendirme farkı oldukça fazla oluyor.
Aslında ilkinde ambivalans tolere edilebiliyor. İkincisinde ise değerlendirme iki uç arasında keskin biçimde değişiyor. Bunu psikodinamik açıdan nasıl açıklayabiliriz diye sorarsanız, idealizasyon ve değersizleştirme sıklaştığında kişi yalnızca karşısındaki insanı farklı algılamaz. Bu algı değişiklikleri ilişkisel davranışları da tetikler. Öfke, geri çekilme, saldırganlık, karşı tarafın niyetlerini daha negatif yorumlama ve ilişkilerin bozulması ortaya çıkabilir. Bu kez kişinin başlangıçtaki olumsuz inancını da doğrulayabiliyor bu durum. Yani “Gördün mü, zaten kimse güvenilmez.” Bu da kendini doğrulayan kehanete dönüşüyor. Dolayısıyla kendini pekiştiren bu kısır döngünün konuşulması oldukça önemli. Tabii ki idealizasyon ve değersizleştirme varsa borderline vardır demek oldukça yanlış bir yorum olur. Çünkü idealizasyon ve değersizleştirme normal insan ilişkilerinde de görülebilen bir süreçtir. Asıl buradaki klinik önem bunların sürekliliği, yoğunluğu, katılığı, kişilerarası işlevselliği bozması ve başka belirtilerle de ortaya çıkmasıdır. Zaten güncel sistematik incelemeler, psikoterapilerin bu tarz durumları sık yaşayan kişilerde genel olarak semptom şiddeti ve işlevsellik üzerine faydalı olduğunu gösterirken, herhangi bir tek psikoterapi yönteminin diğerlerine açık biçimde üstün olduğuna ilişkin güçlü kanıt olmadığı belirleniyor.
Yani şöyle diyebiliriz: İdealizasyon ve değersizleştirme günlük ilişkilerin doğal bir parçası olarak zaman zaman ortaya çıkabilir. Ancak bu iki uç arasında geçişler sıklaştığında, katılaştığında ve kişinin aynı kişiye ilişkin olumlu ve olumsuz özellikleri bir arada tutma kapasitesi azaldığında, artık sıradan bir değerlendirme değişikliğinin ötesine geçerek kişilerarası çatışmayı sürdüren bir örüntüye dönüşebilir. Aslında bizim psikoterapideki amacımız bu ikili durumu tolere etmek ve nesne ilişkilerini, nesne temsilini bütünleştirmektir. Yani terapinin hedefi kişiyi idealize etme ya da değersizleştirmeyi tamamen ortadan kaldırmak değil. “Hem sevdiğim hem de kızdığım bir insan aynı kişide olabilir. Hem iyi davranmış hem de beni incitmiş olabilir. Bu onu iyi ya da kötü yapmaz.” diyebilmeliyiz. İki zıt duyguyu aynı zihinsel temsilde tutabilme kapasitesini geliştirmek burada ilk hedefimiz. Bu da temel hedeflerden biri aslında psikoterapide ve kişinin kendisi ve başkaları hakkında parçalı temsilleri daha bütünlüklü ve dengeli hale getirmesiyle de oradan örtüşüyor aslında.
Clarkin, J. F., Levy, K. N., Lenzenweger, M. F., & Kernberg, O. F. (2007). Evaluating three treatments for borderline personality disorder: A multiwave study. American Journal of Psychiatry, 164(6), 922–928.
Jørgensen, C. R., Freund, C., Bøye, R., Jordet, H., Andersen, D., & Kjølbye, M. (2013). Outcome of mentalization-based and supportive psychotherapy in patients with borderline personality disorder: A randomized trial. Acta Psychiatrica Scandinavica, 127(4), 305–317.
Cristea, I. A., Gentili, C., Cotet, C. D., Palomba, D., Barbui, C., & Cuijpers, P. (2017). Efficacy of psychotherapies for borderline personality disorder: A systematic review and meta-analysis. JAMA Psychiatry, 74(4), 319–328.
Setkowski, K., Palantza, C., van Ballegooijen, W., Gilissen, R., Oud, M., Cristea, I. A., Noma, H., Furukawa, T. A., Arntz, A., van Balkom, A. J. L. M., & Cuijpers, P. (2023). Which psychotherapy is most effective and acceptable in the treatment of adults with a (sub)clinical borderline personality disorder? A systematic review and network meta-analysis. Psychological Medicine, 53(8), 3261–3280.
Crotty, K., Viswanathan, M., Kennedy, S., Edlund, M. J., Ali, R., Siddiqui, M., Wines, R., Ratajczak, P., & Gartlehner, G. (2024). Psychotherapies for the treatment of borderline personality disorder: A systematic review. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 92(5), 275–295.
Clarkin, J. F., Lenzenweger, M. F., Yeomans, F., Levy, K. N., & Kernberg, O. F. (2007). An object relations model of borderline personality disorder: Theoretical and empirical considerations. Journal of Personality Disorders, 21(5), 474–499.