Sınav sonuçları açıklandı, tercih dönemi sona erdi. Kimi gençler hayalini kurduğu bölüme yerleşti, kimi istediği üniversiteye giremedi, kimi ise bu yıl hiçbir yere yerleşemedi. Şimdi sosyal medyada başarı hikâyeleri, üniversite heyecanları, kayıt telaşları konuşulurken; bir köşede sessizce hayal kırıklığını yaşamaya çalışan gençler var. Belki odasından çıkmak istemiyor. Belki arkadaşlarının “Nereye yerleştin?” sorusuna cevap vermekten kaçınıyor. Belki telefonundaki sosyal medya uygulamalarını kapattı. Belki de bütün yıl boyunca verdiği emeğin tek bir sonuç ekranında “başarısızlık” olarak karşısına çıkmasıyla kendisini yetersiz, geride kalmış ya da geleceği belirsiz hissediyor. Tam da bu noktada gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni bir hedef, yeni bir çalışma programı ya da “Bir dahaki sene daha çok çalışırsın” cümlesi olmayabilir. Bazen ilk ihtiyaç, yaşadığı duygunun kabul edilmesidir.
Önce oluşan bu duyguyu düzeltmeye çalışmayalım
Sınav sonucunun ardından üzülmek, öfkelenmek, utanmak, hayal kırıklığı yaşamak ya da bir süre hiçbir şey yapmak istememek olağandışı değildir. Çünkü gençler yalnızca bir sınav sonucuyla karşılaşmıyorlar. Çoğu zaman yıllardır emek verdikleri, üzerine düşündükleri ve geleceklerini bağladıkları bir hedefin gerçekleşmediği gerçeğiyle karşılaşıyorlar. Bu yüzden “Abartma, dünyanın sonu değil”, “Daha kötü durumda olanlar var”, “Seneye tekrar denersin” gibi cümleler iyi niyetle söylense de genç kişinin yaşadığı duyguyu biraz daha yalnız yaşamasına neden olabilir. Oysa bazen söylenebilecek en iyileştirici cümle çok daha basittir: “Bunun senin için ne kadar zor olduğunu görüyorum.” Bir gencin üzgün olmasına izin vermek, onun umutsuzluğunu desteklemek değildir. Tam tersine, yaşadığı duygunun görülmesine ve ifade edilebilmesine alan açmaktır. Çünkü kabul edilmeyen duygular çoğu zaman ortadan kaybolmaz. Bir süre sonra başka biçimlerde karşımıza çıkabilir; içine kapanmak, öfkelenmek, kendini suçlamak ya da hiçbir şey yapmak istememek gibi.
“Kazanamadım” ile “Başarısızım” aynı şey değil
Sınav sisteminin belki de en zor taraflarından biri, gençlerin zaman içinde kendi değerlerini bir puan, sıralama veya yerleşme sonucu üzerinden değerlendirmeye başlamaları. Oysa bir sınav sonucu bize yalnızca belirli bir sınavdaki performans ve o yılki koşullar hakkında bilgi verir. Bir insanın zekâsını, merakını, yaratıcılığını, ilişki kurma becerisini, dayanıklılığını, vicdanını ya da gelecekte neler yapabileceğini ölçmez. “Kazanamadım” bir sonuç cümlesidir. “Ben başarısızım” ise kişinin kendisi hakkında yaptığı bir yorumdur. İkisini birbirinden ayırmak psikolojik açıdan çok önemlidir. Gençlerin kendilerine şu soruyu sorabilmesi gerekiyor:
“Yaşadığım şey benim değerim hakkında mı konuşuyor, yoksa yalnızca şu an bulunduğum durum hakkında mı?” Bu ayrım, hayal kırıklığının kişinin kimliğine dönüşmesini engelleyebilir. Şefkat, kendine “Boş ver” demek değildir. Ne olursa olsun kendimize ve yakınımızdakilere gerçekçi bir destek olabilmektir.
Son yıllarda sıkça duyduğumuz “özşefkat” kavramı bazen yanlış anlaşılabiliyor. Kendine şefkat göstermek, başarısızlığı görmezden gelmek ya da “Nasıl olsa olur” diyerek sorumluluklardan kaçmak değildir. Özşefkat, zor bir deneyim yaşayan kişinin kendisine, sevdiği bir arkadaşına davranacağı kadar anlayışlı ve insanca yaklaşabilmesidir. Bir arkadaşımız sınavda istediği sonucu alamadığında ona muhtemelen “Sen zaten hiçbir şeyi beceremiyorsun” demeyiz. “Bunca emek verdin, bunun seni üzmesi çok normal. Biraz zaman ver kendine, sonra birlikte ne yapabileceğimize bakarız” deriz. Peki kendimize neden aynı cümleyi kurmakta bu kadar zorlanıyoruz? Gençlerin kendilerine şu üç soruyu sormaları bir başlangıç olabilir:
Şu anda ne hissediyorum? Bu yaşadığım şey benim için neden bu kadar önemli? Kendime şu anda nasıl daha destekleyici davranabilirim?
Bu soruların amacı kişinin hemen iyi hissetmesini sağlamak değil. Tam tersine, “Hemen toparlanmalıyım” baskısından biraz uzaklaşıp kendi deneyimine temas edebilmesine yardımcı olmak.
Anne babalara küçük ama önemli bir hatırlatma
Bazen gençlerin yaşadığı hayal kırıklığından daha ağır olan, ailelerinin hayal kırıklığını da taşımak zorunda kalmalarıdır. “Biz senin için bu kadar şey yaptık.” “Bak, arkadaşın kazandı.” “Sen yeterince çalışmadın.” “Bu puanla nasıl bir gelecek kuracaksın?” Bu cümleler çoğu zaman çocuğu harekete geçirmek, ona sorumluluk vermek ya da yeniden çalışmasını sağlamak amacıyla söylenir. Fakat özellikle böyle hassas bir dönemde, motivasyondan çok utanç ve yetersizlik duygusunu artırabilir. Bunun yerine ebeveynin yapabileceği en önemli şeylerden biri, sonucu çocuğunun kişiliğinden ayırmaktır. Önce sarılmak, dinlemek, gerekirse sessiz kalmak… Sonra, genç hazır olduğunda seçenekleri birlikte değerlendirmek. Çünkü çözüm konuşulmadan önce duygunun duyulmaya ihtiyacı vardır. Bir gencin “Ne yapacağız?” sorusuna hemen cevap vermek zorunda değiliz. Bazen “Şu an bunun cevabını bulmak zorunda değiliz. Biraz sakinleşelim, sonra birlikte düşünürüz” demek çok daha sağlıklıdır.
Hayat tek bir tercih döneminden ibaret değil
Gençlerin bugün yaşadığı hayal kırıklığı gerçek. Bunu “Her şeyin bir hayrı vardır” diyerek hızlıca olumlu bir hikâyeye çevirmeye çalışmak da gerekli değil. Evet, bazı yollar kapanabilir. Bazı planlar değişebilir. Bazen bir yıl beklemek, yeniden hazırlanmak, farklı bir bölüm düşünmek ya da tamamen başka bir yol çizmek gerekebilir. Ancak bir yolun beklenmedik şekilde değişmesi, hayatın bittiği anlamına gelmez. İnsan hayatı doğrusal ilerlemez. Bazen planladığımız yere doğrudan gideriz, bazen yön değiştiririz, bazen birkaç kez yeniden başlarız. Belki de gençlerin şu anda duymaya en çok ihtiyacı olan cümlelerden biri şudur: “Bu sonuç senin hikâyenin sonu değil. Şu an sadece hikâyenin zor bir bölümündesin.” Ve belki de bu dönemde kendimize sormamız gereken en önemli soru “Nasıl daha başarılı olur?” değil, önce: “Bu genç, yaşadığı hayal kırıklığının içinde kendisini yalnız ve değersiz hissetmeden nasıl yanında hissedebilir?” Çünkü bazen yeniden ayağa kalkabilmenin ilk adımı, kendimize ayağa kalkmamız gerektiğini söylemek değil; düştüğümüz yerde bir süre bizimle oturacak birinin olduğunu bilmektir. Sınav sonucu değişebilir. Tercihler değişebilir. Bölümler değişebilir. Hatta yıllar içerisinde insanın kendisi bile değişebilir. Ama hiçbir sonuç belgesi bir gencin değerini belirlememelidir. Bir sınav kazanılabilir ya da kaybedilebilir. Bir tercih gerçekleşebilir ya da gerçekleşmeyebilir. Fakat bir insanın değeri, hiçbir zaman bir yerleştirme sonucuna sığmaz.