Utangaç Olmaktan Utanmak – 1. Bölüm

Ege Ece Birsel

Aslında sanki sosyal fobik kişiler başarılı olamazmış gibi bir algı var. Fakat sosyal fobisi olduğu bilinen birçok ünlü oldukça başarılıdır. Kim Basinger, Michelle Pfeiffer, Julia Roberts ve Albert Einstein’ın sosyal fobik olduğu biliniyor. Bunlar aslında kişilerin utangaçlığının başarılı olmayı engellemediğini gösteren örneklerdir. Asıl önemli olan, kişide zorlanma yaratan yönleri fark edebilmek ve bunlarla doğru şekilde başa çıkma yollarını bulabilmektir. Bir anksiyete, yani kaygı bozukluğu olan sosyal fobi ya da sosyal anksiyete bozukluğunun belirtileri genellikle çocukluk çağında başlayan çekingenlik davranışı ve içe kapanıklıkla kendini gösterebilir. Ergenlik döneminde ise özellikle karşı cinsle tanışmakta, arkadaşlık kurmak ve sürdürmekte zorlanma; topluluk karşısında konuşmaktan ya da bir gösteri yapmaktan korkma ortaya çıkabilir. Kişi başkalarının karşısında hata yapmaktan, küçük düşmekten ve rezil olmaktan korkabilir. İtiraz etmek, çarşıda pazarlık yapmak, arızalı bir malı iade etmek ya da yetkili biriyle konuşmak gibi günlük yaşamın sıradan durumları bile kişiye oldukça fazla kaygı verebilir. Bu nedenle kişi zamanla bu durumlardan çekinmeye başlar. Girdiği bir ortamda oradaki insanların kendisinden üstün olup olmadığını tartabilir. Adeta kendisini bir sahnede gibi hisseder. Sanki bir sahne gösterisi yapıyormuş, repliklerini unutup herkesin önünde rezil olacakmış gibi yaşar. Oysa ortada gerçek bir sahne yoktur; kişi hayatın içerisindedir. Fakat onun için hayat yorucu bir sahneye dönüşmüştür. Mükemmel olma zorunluluğu hissetmek de sosyal fobisi olan kişilerde sık görülen özelliklerden biridir. Kendisinde hiçbir hataya izin vermemek, yani hataya sıfır tolerans göstermek, kişiyi oldukça zorlayabilir. Başkalarının gözünün sürekli üzerinde olduğunu, izlendiğini, hata yapacağını ve yaptığı hatanın herkes tarafından fark edileceğini düşünür. Hatta bazen kaygının kendisinin de fark edilmesinden korkar; yüzünün kızarması, sesinin titremesi ya da terlemesi bile kişi için yeni bir kaygı kaynağı haline gelir. Burada sıklıkla “hep ya da hiç” düşünce biçimi devreye girer. Kişi ya herkes tarafından beğenilmelidir ya da tamamen başarısızdır. Kimseyi kırmamalıdır. Tam olarak yapacağından emin olmadığı hiçbir şeye başlamamalıdır. Bu düşünce biçimi zamanla kişinin hareket alanını oldukça daraltabilir. Psikolojik belirtilerin yanında terleme, titreme, yüz kızarması, ağız kuruması, parmakları hareket ettirme, nefes darlığı ve çarpıntı gibi fiziksel kaygı belirtileri de ortaya çıkabilir. Kişi bu belirtileri yaşadıkça kendisine ve bedenine daha fazla odaklanmaya başlar. Bir süre sonra çevresinde olup bitenlerden çok, “Acaba yüzüm kızardı mı?”, “Sesim titriyor mu?”, “Bunu fark ettiler mi?” gibi düşüncelerle meşgul olur. Zamanla kişi bütün bunları yaşamamak için kaçınmalar geliştirmeye başlar. “Bu sıkıntıyı yaşamaktansa, bu sıkıntıya neden olacak ortamlardan uzaklaşayım” diye düşünür. Kaçındıkça kısa süreli bir rahatlama yaşar. Fakat bu rahatlama aslında sorunu çözmez; tam tersine kaçınma davranışını güçlendirir ve kişi giderek daha fazla ortamdan uzaklaşmaya başlar.

Bu kaçınmalar iş, okul ve sosyal hayatı ciddi biçimde etkileyebilir. Kişi hak ettiğinden daha alt düzeyde işlere razı olabilir, eğitimini sürdüremeyebilir, sosyal ilişkilerinden uzaklaşabilir ve zamanla izole bir yaşam sürdürebilmek için kendisinden ve ideallerinden vazgeçmeye başlayabilir. Fiziksel kaygı belirtilerini yatıştırmak için bazı kişiler, kişilik yapılarına ve yaşadıkları sürece göre değişmekle birlikte, alkol veya yatıştırıcı ilaçlara başvurabilir. Zaman içinde bunlara karşı bağımlılık da gelişebilir. Sosyal fobiye depresyonun eşlik etmesi de oldukça sık görülür. Bu durumda hata yapma ve küçük düşme kaygılarına çökkünlük, karamsarlık, isteksizlik ve daha önce zevk alınan şeylerden artık zevk alamama gibi belirtiler eklenebilir. Böylece kişinin yaşadığı yeti kaybı daha da belirgin hale gelir. Peki sosyal fobi neden olur? Bu sorunun yanıtı ise yalnızca “utangaç bir kişilik” demekten çok daha karmaşıktır. Sosyal fobisi olan birçok kişi, bu durumun kendilerini bildiklerinden beri var olduğunu söyler. Çocukken tanımadıkları ortamlara girmekte, orada kendi başlarına hareket etmekte zorlandıklarını; annelerine yapıştıklarını, ortama alışmalarının uzun sürdüğünü ve yoğun kaygı yaşadıklarını anlatırlar. Bu noktadan sonra sosyal fobinin nasıl oluştuğuna bakmak gerekir.