Okul Açılırken Çocuğa Kaygımızı Değil, Güvenimizi Taşımak

Ege Ece Birsel

Okulların açılmasıyla birlikte yalnızca çocuklar için değil, aileler için de yeni bir dönem başlıyor. Yazın daha esnekleşen günlük düzeni yerini yeniden okul saatlerine, ödevlere, servis telaşına ve sorumluluklara bırakıyor. Birçok ebeveyn için bu dönem aynı zamanda çocuğunun güvenli bir ortamda olduğunu bilmenin, kendi işlerine ve yaşamlarına yeniden alan açabilmenin verdiği rahatlamayı da beraberinde getiriyor. Ancak özellikle okula yeni başlayan çocukların ailelerinde, bu yeni başlangıcın getirdiği kaygı daha belirgin olabiliyor.
Aslında ilk kez okula başlayacak bir çocuğun ailesiyle, bu süreci daha önce yaşamış bir ailenin ortaklaştığı önemli bir nokta var: Çocuğun okula nasıl başlayacağı yalnızca çocuğun yaşadığı duygularla değil, ebeveynin bu duygularla nasıl ilişki kurduğuyla da yakından bağlantılı.
Ebeveynler çoğu zaman çocuklarını korumak amacıyla kaygılarını azaltmaya çalışırken farkında olmadan tam tersini yapabiliyor. “Öğretmenini çok iyi dinle”, “Dikkatli ol”, “yabancılarla konuşma”, “Biri sana böyle bir şey yaparsa sakın karşılık verme” gibi uyarılar, yetişkin açısından son derece makul ve koruyucu görünebilir. Ancak çocuk henüz okula ilişkin belirgin bir kaygı taşımıyorsa, bu cümleler onun zihninde hiç bulunmayan bazı olasılıkları görünür hale getirebilir. Daha önce çevresine daha açık ve meraklı bir biçimde bakarken, artık “Acaba burada dikkat etmem gereken bir şey mi var?” sorusuyla bakmaya başlayabilir.
Çocuğun zihninde başlangıçta boş olan bir alanın, yetişkinin kaygılarıyla doldurulması tam da burada önem kazanır. Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil; ses tonumuzu, yüz ifademizi, vedalaşırkenki tereddüdümüzü, tekrar tekrar verdiğimiz uyarıları ve bizim olaylara yüklediğimiz anlamları da takip ederler. “Korkma” derken endişeli görünmek, “Bir şey olmayacak” derken defalarca aynı tehlikeleri hatırlatmak, çocuğa sözcüklerden daha farklı bir mesaj verebilir: “Demek ki gerçekten korkulacak bir şey var.”
Bu nedenle okul döneminin başlangıcında amaç ebeveynin hiç kaygılanmaması değildir. Kaygı, çocuğundan saklanması gereken bir duygu da değildir. Önemli olan, ebeveynin kendi kaygısını fark edebilmesi ve onu çocuğun taşıması gereken bir yük haline getirmemesidir. Çocuğa gerekli güvenlik bilgilerini vermek elbette önemlidir; ancak bunu olası bütün tehlikeleri sıralayarak değil, yaşına uygun, sade ve sakin bir dille yapmak gerekir.
Çocuğun okula dair ilk deneyiminde ihtiyaç duyduğu şey, dünyanın tamamen risksiz olduğuna dair bir söz değil; karşılaşabileceği güçlüklerle baş edebileceğine dair bir duygudur. “Bir sorun olursa öğretmeninden yardım isteyebilirsin”, “İhtiyacın olduğunda bana anlatabilirsin” gibi cümleler, çocuğa hem sınır hem de güven verir. Böylece çocuk çevresini sürekli bir tehdit arayışı içinde değil, merak ve öğrenme duygusuyla keşfetmeye daha fazla alan bulabilir.
Okulların açıldığı bu dönemde ebeveynler için belki de en önemli soru şudur: “Çocuğumu kaygıdan nasıl korurum?” Bunun yanıtı her zaman kaygıyı ortadan kaldırmak değildir. Bazen çocuğa aktarabileceğimiz en güçlü şey, kendi kaygımızla kurduğumuz ilişkidir. Ebeveyn kendi duygusunu fark edip düzenleyebildiğinde, çocuk da dünyanın yalnızca korkulacak bir yer olmadığını; yeni başlangıçların aynı zamanda keşfetmek, öğrenmek ve büyümek için bir fırsat olduğunu deneyimleme şansı bulur.