Yapay Zekâ Terapinin Yerini Alabilir mi?

Ege Ece Birsel

Gece saat üç. Kaygınız yükselmiş, zihniniz bir türlü susmuyor. Bir arkadaşınızı aramak için fazla geç, psikoloğunuzla görüşmenize ise daha birkaç gün var. Telefonu elinize alıp yapay zekâya yazıyorsunuz: “Kendimi çok yalnız hissediyorum.” Cevap birkaç saniye içinde geliyor. Sakin, nazik ve sabırlı. Sözünüz kesilmiyor, yargılandığınızı hissetmiyorsunuz. Karşınızdaki yorulmuyor, sıkılmıyor. Aynı meseleyi kaç kez anlattığınızın da pek önemi yok. Böyle olunca insanın aklına şu soru geliyor: Yapay zekâ bütün bunları yapabiliyorsa, bir gün psikoterapinin yerini alabilir mi?
Bu soruya hemen “Hayır, asla” demek bana çok gerçekçi gelmiyor. Örneğin, duygu günlüğü tutmayı kolaylaştırabilir. Kaygı anında uygulanabilecek basit egzersizleri hatırlatabilir. Düşünceleri düzenlemeye, bilişsel çarpıtmaları fark etmeye ya da psikolojik bir kavram hakkında bilgi edinmeye yardımcı olabilir. Bazen insanın zihninde karmakarışık duran bir meseleyi kelimelere dökmesi bile rahatlatıcıdır. Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken bir ayrım var: Rahatlamakla psikoterapi aynı şey değildir. Sadece yöntemleri bilmek maalesef iyileştirmiyor. Yoksa kişisel gelişim kitaplarını okuyan herkesin ruh sağlığı ve hayatı mükemmel olurdu. Psikoterapi, bir insanın anlattıklarına uygun ve şefkatli cümleler kurmaktan ibaret değildir. Hatta terapi bazen tam da duymak istediğimiz cümleyi duymadığımız yerde başlar. Çünkü insan kendisini anlatırken hikâyesinin tamamını her zaman göremez. Bazı yerleri farkında olmadan atlar, bazı olayları büyütür, bazılarını küçültür. Kendimizi korumak için geliştirdiğimiz savunmalar yalnızca başkalarından değil, zaman zaman kendimizden de bazı gerçekleri saklar.
Terapötik ilişkinin önemli taraflarından biri burada ortaya çıkar. Terapist yalnızca ne anlattığınızla ilgilenmez. Nerede sustuğunuzu, hangi konunun etrafından dolaştığınızı, hayatınızdaki benzer ilişkileri nasıl tekrar tekrar kurduğunuzu da anlamaya çalışır. Örneğin hayatınızdaki herkesin sizi terk ettiğini anlatırken terapi seanslarını sürekli son anda iptal ediyor olabilirsiniz. İnsanların sizi anlamadığından yakınırken, karşınızdaki kişiye kendisini anlatması için hiç alan bırakmıyor olabilirsiniz. Bir gün terapistiniz bunu sizinle konuşabilir. Ve muhtemelen o an bundan pek hoşlanmazsınız. Çünkü terapi her zaman iyi hissettiren bir süreç değildir. Bazen yıllardır kendimiz hakkında anlattığımız hikâyenin bazı bölümlerine yeniden bakmamızı gerektirir. Değişim yalnızca anlaşılmakla değil; yüzleşmekle, ilişki içinde yeni bir deneyim yaşamakla ve kendi tekrarlarımızı fark etmekle de mümkündür. Yapay zekâ konusunda beni en çok düşündüren noktalardan biri de bu: Anlaşılmakla onaylanmak arasındaki fark.
Hepimiz bizi anlayan insanlara yakın hissederiz. Fakat bazen “beni anlıyor” derken aslında “benimle aynı fikirde” demek isteriz. Oysa iyi bir terapist danışanıyla her zaman aynı fikirde olmak zorunda değildir. Kişiyi suçlamadan düşünme biçimini sorgulayabilir, gerektiğinde sınır koyabilir ve terapötik ilişkinin içinde ortaya çıkan davranışları birlikte inceleyebilir. Üstelik terapi iki insan arasında gerçekleşen canlı bir ilişkidir. Psikoterapinin en güçlü yanlarından biri de burada olabilir: İnsan, ilişki içinde yaralandığı gibi çoğu zaman ilişki içinde değişir ve iyileşir. Yapay zekâ oldukça iyi cevaplar verebilir. Fakat psikoterapinin meselesi her zaman doğru cevabı bulmak değildir. Bazen asıl mesele, bir insanın başka bir insanla kurduğu ilişkide kendisini yeniden tanımaya başlamasıdır.