Yetersizlik Hissi Üzerine…
- Oluşturulma Tarihi : 25.02.2026 09:11
- Güncelleme Tarihi : 25.02.2026 09:11
Günlük dilde çoğu zaman fark etmeden kullandığımız iki ifade vardır: “Ben yetersizim” ve “Yetersiz hissediyorum.”
Bu iki cümle kulağa benzer gelse de psikolojik açıdan oldukça farklı iki içsel süreci temsil eder.
Biri kimliğe yerleşmiş bir inancı, diğeri ise geçici bir duygusal deneyimi anlatır. Bu ayrımı yapmak, hem bireysel gelişim hem de ruh sağlığı açısından kritik bir öneme sahiptir. “Ben yetersizim” ifadesi, kişinin kendisini bütünsel olarak eksik, kusurlu ya da değersiz görmesi anlamına gelir. Burada yetersizlik bir davranışa, bir performansa ya da belirli bir alana değil; doğrudan kişinin benliğine atfedilir. Bu tür bir inanç genellikle erken dönem yaşantılarla şekillenir. Sık eleştirilen, kıyaslanan, koşullu kabul gören ya da duygusal olarak yeterince desteklenmeyen bireylerde zamanla “Benim içimde temel bir eksiklik var” şeklinde bir şema oluşabilir.
Şema terapi yaklaşımında bu durum, kusurluluk/yetersizlik şeması olarak tanımlanabilir. Şema aktif hale geldiğinde kişi yalnızca bir alanda zorlandığını düşünmez; kendini genel olarak yetersiz biri olarak algılar. Bu noktada ortaya çıkan temel sonuç çoğu zaman hareketsizliktir. Çünkü kişi denemeden önce zihninde başarısızlığı kesinleştirmiştir. Bu kimlik düzeyindeki inanç, farklı başa çıkma biçimlerine yol açabilir. Bazı bireyler kaçınma davranışı geliştirir; başlamak yerine ertelemeyi seçer. Bazıları teslimiyet gösterir; “Zaten yapamam” diyerek geri çekilir. Bazıları ise aşırı telafi yoluna gider; mükemmeliyetçilik ve performans baskısıyla kendini kanıtlamaya çalışır. Ancak hangi yol seçilirse seçilsin, temel motivasyon aynıdır: Kimliğe yerleşmiş yetersizlik inancıyla baş etmeye çalışma.
Oysa “Yetersiz hissediyorum” cümlesi bambaşka bir psikolojik zemine işaret eder. Burada kişi kendisini değil, o anki içsel deneyimini tarif etmektedir. Bu ifade, kimliği değil duyguyu tanımlar. Ve duygular doğaları gereği geçicidir. Duygular düzenlenebilir, anlamlandırılabilir ve dönüştürülebilir. Yetersizlik hissi çoğu zaman yeni bir deneyimle, bilinmeyen bir alanla ya da yüksek beklentiyle karşılaştığımızda ortaya çıkar. Yeni bir işe başlarken, bir sınava hazırlanırken, ebeveynliğin ilk dönemlerinde ya da ilişkisel bir kriz anında yetersizlik hissi tetiklenebilir. Bu his, insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Aslında gelişim çoğu zaman tam da bu noktada başlar. Kişi “Bu alanda eksiklerim var” dediğinde öğrenmeye açık hale gelir. Eksiklik farkındalığı, çabanın ve dönüşümün başlangıcıdır. Sorun eksik olmak değildir; sorun eksikliği kimliğe yapıştırmaktır. Sabit kimlik inançları kişiyi kaçınmaya ve donmaya götürürken, gelişim odaklı bir bakış açısı bireyi öğrenmeye ve denemeye yönlendirir. “Yetersizim” diyen zihin kapanır; “Yetersiz hissediyorum” diyen zihin ise merak etmeye başlar.
Bu ayrımı yapabilmek için ilk adım, duyguyu fark etmektir. Kişi kendine şu soruyu sorabilir: “Şu an gerçekten yetersiz biri miyim, yoksa belirli bir durumda yetersiz mi hissediyorum?” Bu soru bile kimlik ile duygu arasına mesafe koymaya başlar. İkinci adım, içsel eleştirmeni fark etmektir. Çoğu zaman yetersizlik inancının arkasında sert, yargılayıcı bir iç ses bulunur. Bu ses geçmiş deneyimlerin izlerini taşır. Onu fark etmek, onunla özdeşleşmemek ve daha dengeli bir iç ses geliştirmek mümkündür. Üçüncü adım ise sağlıklı yetişkin bakış açısını devreye sokmaktır. Sağlıklı bir iç ses şunu söyler: “Her insan bazı alanlarda zorlanabilir.” “Gelişim zaman alır.” “Eksik olmak değersiz olmak değildir.”
Unutulmamalıdır ki hepimiz bir noktada yetersiz hissettiğimiz için geliştik. Yürümeyi öğrenirken defalarca düştük. Mesleki hayatımızda ilk deneyimlerimizde zorlandık. İlişkilerde hata yaptık. Bu deneyimler kimliğimizin eksik olduğunu değil, öğrenme sürecinde olduğumuzu gösterir. Diğer taraftan “Artık oldum, tamamım” demek de gelişimi durdurabilir. Sağlıklı psikolojik yapı, hem eksik yanlarını kabul edebilmeyi hem de potansiyelini görebilmeyi içerir. Ne kendini bütünüyle yetersiz görmek ne de kusursuz ilan etmek… Denge tam da bu iki uç arasında kurulur.
Sonuç olarak, yetersizlik hissi insanidir ve çoğu zaman büyümenin kapısını aralar. Ancak yetersizlik şeması kimliğe yerleştiğinde kişiyi durdurur, sınırlar ve potansiyelini gölgeleyebilir. Bu nedenle kendimize yönelteceğimiz küçük bir soru büyük bir dönüşüm başlatabilir: “Ben gerçekten yetersiz miyim, yoksa şu an yetersiz mi hissediyorum?” Bu ayrımı yapabildiğimizde, kimliğimizi değil deneyimimizi çalışmaya başlarız.
Ve o noktada değişim mümkün hale gelir.