Bundan tam yüz yedi yıl önce, Karadeniz’in hırçın dalgalarını yararak Samsun kıyılarına yanaşan o küçük vapur, sadece bir askeri lideri değil, koca bir milletin kaderini taşıyordu. 19 Mayıs 1919, tarihin tozlu sayfalarında kalmış askeri bir stratejinin başlangıcı değil; bu toprakların insanı için en karanlık gecede bile küllerinden doğabilme iradesinin, yani toplumsal ve kişisel uyanışımızın ilk çığlığıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu muazzam dönüm noktasını gençliğe ithaf etmesi ise ne bir tesadüf ne de sıradan bir bayram jestidir; o, insan psikolojisini ve toplumsal dönüşümün yasalarını çok iyi bilen bir dehanın, geleceği en dinamik güce emanet etme vizyonudur. Kişisel gelişimimiz açısından baktığımızda 19 Mayıs, her bireyin kendi içindeki “Samsun’a çıkış” anıdır. Hayat bazen bizi öyle köşelere sıkıştırır ki, tıpkı o dönemki memleket gibi dört bir yanımızın işgal edildiğini, umutlarımızın tükendiğini hissederiz. İşte tam o anda 19 Mayıs’ın ruhu devreye girer ve bize şunu fısıldar: “Şartlar ne kadar imkânsız görünürse görünsün, içindeki o gençlik enerjisini, o sorgulayan ve boyun eğmeyen ruhu uyandır.” Gençlik, takvimlerdeki bir yaş aralığı değil, bir zihin durumudur; merak etmektir, cesaret etmektir ve her düşüşten sonra daha güçlü ayağa kalkabilmektir. Bu bayram, bireye kendi potansiyeline inanma, zihinsel ve bedensel sınırlarını sporun ve bilimin disipliniyle aşma sorumluluğunu yükler.
Toplumsal düzlemde ise 19 Mayıs, kolektif hafızamızın en güçlü motorudur. Bir toplumu ayakta tutan şey binalar ya da yollar değil, ortak bir ülkü etrafında kenetlenebilme becerisidir. 19 Mayıs, Türk toplumuna pasif bir kabullenişi reddetmeyi, kendi kaderinin efendisi olmayı öğretmiştir. Bugün bu bayramı kutlarken, aslında toplum olarak birbirimize olan güvenimizi tazeleriz. Gençlerin omuzlarında yükselen bir ülkenin sırtı yere gelmez. Sporun birleştirici gücüyle stadyumlarda, meydanlarda, sokaklarda yankılanan o ortak coşku, bizi birbirimize bağlayan, farklılıklarımızı silikleştiren en insancıl köprüdür. Toplumun gençleşmesi, fikirlerin yenilenmesi, dogmaların yıkılması ve yerine çağdaş, dinamik bir yapının kurulması demektir. İnsancıl bir perspektifle, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı bize statik değil, dinamik bir miras bırakmıştır. Bizden istenen, geçmişin hatıralarına takılıp kalmak değil; o günkü o sarsılmaz inancı, o kurucu iradeyi alıp bugünün dünyasında bilime, sanata ve spora tahvil etmektir. Her 19 Mayıs’ta içimizdeki o vapur yeniden kıyıya yanaşır. Yeter ki biz, limanda bekleyen o umut dolu gözleri, o heyecanlı kalpleri görebilelim. İçindeki enerjiyi, merakı ve adalet duygusunu diri tutan; fikri hür, vicdanı hür tüm nesillerin ve kendini her daim genç hissedenlerin bayramı kutlu olsun. Umut zincirinin kırılmadığı, adımların her zaman ileriye doğru atıldığı nice aydınlık yarınlara...