Hız Ayarında Yaşamlar: Bir Tablet Kahvenin Düşündürdükleri

Metin Olataş

Geçen gün bakkal rafında, naneli şeker kutularını andıran bir paket ilişti gözüme. Üzerinde büyük harflerle “Kahve Keyfi” yazıyordu ama içinde ne o tanıdık dumanı tüten fincan vardı ne de o ruhu saran büyüleyici koku. Sadece minik, soğuk tabletler... Üstelik “daha fazla kafein”, “şekersiz” ve “glutensiz” gibi modern zamanın kutsal ibareleriyle donatılmıştı. Paketi elimde tutarken bir an duraksadım; hayatı kolaylaştırıyor muyuz, yoksa hayatlarımızı mı basitleştiriyoruz? Bu iki kavram arasındaki ince çizgi, aslında modern insanın en büyük trajedisini saklıyor.

Kahve, yüzyıllardır sadece bir içecek değil, bir durma biçimiydi. Çekirdeğin öğütülmesinden suyun kaynamasına, o ilk yudumdaki sıcaklıktan dostla edilen kelama kadar bir “süreç” sanatıdır. Şimdi ise bu sanatı bir tablete sığdırıp tek hamlede yutuyoruz. Psikolojik bir perspektifle baktığımızda, bu durum sadece pratiklik arayışı değil, “haz erteleme” yetimizi tamamen yitirdiğimizin ilanıdır. Beklemeye, demlenmeye ve anın tadını yavaşça çıkarmaya tahammülümüz kalmadı. Her şeyi bir “tablet hızıyla” tüketmek isterken, aslında o eylemin ruhunu, yani bizi biz yapan “deneyim” kısmını çöpe atıyoruz.

Bu durumun toplumsal yansıması ise çok daha derin. Alışkanlıklarımız artık ihtiyaçlarımız tarafından değil, sistemin bize dayattığı “verimlilik” çılgınlığı tarafından yönetiliyor. Daha fazla kafein alıp daha az vakit harcamak, bizi daha üretken kılmıyor; aksine, bizi mekanik birer tüketim nesnesine dönüştürüyor. “Hayatı basitleştirmek” teknik bir kolaylıktır; çamaşır makinesi kullanmak gibi. Ancak “hayatlarımızı basitleştirmek”, anlamı ve derinliği olan ritüelleri mekanikleştirmektir. Kahveyi bir şeker gibi yutup yoluna devam eden insan, bir sonraki aşamada dostluğu bir mesaja, sevgiyi bir beğeniye sığdırmaya mahkum kalır.

Modern dünya bize “zamandan tasarruf” vaat ediyor ama kazandığımız o zamanla ne yaptığımızı hiç sormuyor. Şekersiz ve glutensiz olabilir ama bu tabletlerin içinde “an” yok, “ruh” yok. Eğer biz, keyif almayı bile bir ödev gibi hızlandırıp paketliyorsak, hayatın o eşsiz dokusunu kendi ellerimizle sadeleştirmiyoruz, aslında onu eksiltiyoruz.

Belki de bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla kafein değil, o kahvenin soğumasını beklerken pencereden dışarıyı izleyecek kadar yavaşlayabilmektir. Çünkü hayat, yuttuğumuz tabletlerde değil, o tabletlere sığdıramadığımız yavaş ve demlenmiş anlarda gizlidir.