1 Ağustos 2026, Cumartesi 11:15
27°C İzmir

Bebeğin ilk lokması yoksulluğa takılıyor

Derin yoksulluğun emzirmeyi ve bebeklerin sağlıklı beslenmesini tehdit ettiğini söyleyen Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel, çözümün güçlü sosyal politikalar olduğunu vurguladı

Bebeğin ilk lokması yoksulluğa takılıyor haberinin görseli
9 dk okuma süresi

1-7 Ağustos Emzirme Haftası kapsamında konuşan Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel, ekonomik krizin emzirme sürecini doğrudan etkilediğini söyledi. Derin yoksulluğun anneleri açlık, stres ve güvencesiz çalışma koşullarıyla baş başa bıraktığını vurgulayan Göksel, mama fiyatlarındaki artışın ise aileleri bebek sağlığını riske atan yöntemlere ittiğine dikkat çekti. Öte yandan, anne sütü bankalarının yalnızca tıbbi gereklilik bulunan bebekler için bir çözüm olabileceğini belirten Göksel, “Sorunun kökeni yoksulluk. Öncelik, her annenin kendi bebeğini emzirebileceği sosyal ve ekonomik koşulları oluşturmak olmalı”sözlerine dikkat çekti.

tufan fırat

SÜREKLİ AÇLIK, STRES VE FİZİKSEL TÜKENMİŞLİK

Derin yoksulluğun emzirme süreciniolumsuz etkilediğini kaydeden Göksel, “Derin yoksulluk yaşayan anneler çoğu zaman kendi beslenmelerini ikinci plana itiyor. Sahada karşılaştığımız birçok anne, çocukları daha fazla yiyebilsin diye kendisinin öğün atladığını, gün boyunca yalnızca ekmek ya da makarna tükettiğini ifade ediyor. Sürekli açlık, stres ve fiziksel tükenmişlik annenin genel sağlığını bozuyor; emzirme konusunda özgüvenini azaltıyor ve emzirmenin sürdürülebilirliğini güçleştiriyor.Bunun yanında özellikle tek ebeveynli ailelerde veya kayıt dışı çalışan kadınlarda doğum sonrası süreç neredeyse bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Kadınlar ücretli izin kullanamadan düşük ücretli işlere dönmek zorunda kalıyor; işyerlerinde süt sağma odası, emzirme molası veya çocuk bakım desteği bulunmadığı için Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği ilk altı ay yalnızca anne sütü ile beslenme hedefi pratikte gerçekleştirilemiyor! Bir diğer önemli sorun ise barınma koşulları. Rutubetli, sağlıksız, kalabalık ve güvensiz konutlarda yaşayan anneler sürekli bir stres altında yaşıyor. Psikolojik tükenmişlik, depresyon ve kaygı bozuklukları doğum sonrası dönemde daha sık görülüyor; bu durum anne ile bebek arasındaki bağlanma sürecini ve emzirmeyi de olumsuz etkileyebiliyor” ifadelerine yer verdi.

bebek

- REKLAM -

CİDDİ SAĞLIK RİSKLERİ TAŞIYOR

Emzirmenin mümkün olmadığı durumlarda ise aileleri çok daha ağır bir tablo beklediğini savunan Göksel, “Son yıllarda bebek mamalarının fiyatlarında yaşanan ciddi artışlar nedeniyle birçok aile düzenli mama satın alamıyor. Sosyal yardım programları kapsamında verilen destekler çoğu zaman aylık mama ihtiyacının tamamını karşılamaktan uzak. Sahada annelerin ‘mamayı daha uzun süre kullansın diye daha fazla su katıyorum’, ‘öğün sayısını azaltıyorum’, ‘borçla mama alıyorum’ ya da ‘inek sütüne geçmek zorunda kaldım’ şeklindeki ifadeleriyle sıklıkla karşılaşıyoruz.Oysa bir yaşından önce inek sütü verilmesi; demir eksikliği anemisi, alerjik hastalıklar, bağırsak kanamaları ve böbrek yükünün artması gibi ciddi sağlık riskleri taşıyor. Bunun yanında yalnızca unlu mamalarla veya nişasta ağırlıklı beslenme ise çocuğun protein, demir, çinko ve temel mikro besin ögelerini alamamasına neden oluyor… Bu nedenle meseleyi yalnızca ‘anne sütü mü, mama mı?’ tartışmasına indirgemek doğru değil. Esas mesele, ailelerin çocuklarını sağlıklı büyütebilecek sosyal ve ekonomik koşullara sahip olup olmamasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

bebek

ANNE SÜTÜ BANKACILIĞI

Son yıllarda anne sütü bankaları da yeniden gündeme geliyor. Peki, Türkiye’de anne sütü bankacılığıyoksul bebeklerin beslenmesinde bir çözüm olabilir mi? Başkan Göksel, soruya şu yanıtı verdi: “Anne sütü bankacılığı, özellikle prematüre, çok düşük doğum ağırlıklı veya annesi çeşitli tıbbi nedenlerle süt veremeyen bebekler için dünyanın birçok ülkesinde başarıyla uygulanan yaşam kurtarıcı bir sağlık hizmetidir. Kuzey Amerika, Brezilya ve birçok Avrupa ülkesinde bağışlanan anne sütü, kapsamlı enfeksiyon taramalarından geçiriliyor, pastörize ediliyor, kalite kontrolü yapıldıktan sonra yalnızca tıbbi gereksinimi olan bebeklerde kullanılıyor. Bilimsel çalışmalar, donör anne sütünün özellikle prematüre bebeklerde nekrotizanenterokolit gibi ölümcül bağırsak hastalıklarını azalttığını, enfeksiyon riskini düşürdüğünü ve uzun dönem nörogelişimsel sonuçları iyileştirdiğini ortaya koyuyor… Türkiye’de ise konu uzun yıllardır teknik olmaktan çok etik, kültürel ve dini boyutlarıyla tartışılıyor. En önemli tartışma başlıklarından biri İslam hukukundaki ‘süt akrabalığı’ meselesi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın değerlendirmesinde, prensip olarak ihtiyaç halinde anne sütünün başka bebeklere verilmesinin dinen sakıncalı olmadığı; ancak süt veren anne ile sütü alan bebeğin kayıt altına alınması, sütlerin birbirine karıştırılmaması ve süt akrabalığının izlenebilir biçimde güvence altına alınması gerektiği belirtiliyor. Yani tartışmanın odağı anne sütünün kullanılması değil, sistemin güvenilir ve izlenebilir biçimde kurulmasıdır.Bununla birlikte burada çok önemli bir dengeyi korumamız gerekir. Anne sütü bankaları, hiçbir zaman yoksulluğun çözümü olarak görülmemeli! Çünkü anne sütü bankaları, yalnızca tıbbi gereklilik bulunan sınırlı sayıdaki bebeğe yönelik sağlık hizmetidir; derin yoksulluk yaşayan milyonlarca ailenin beslenme sorununu ortadan kaldırmaz.”

bebek

- REKLAM -

MESELE YALNIZCA SÜT DEĞİL…

“Asıl risk, ekonomik kriz nedeniyle ailelerin anne sütü yerine ulaşamadıkları mamaların boşluğunu süt bankalarının dolduracağı yönünde yanlış bir beklenti oluşturulmasıdır” diyen Göksel, son olarak da “Oysa sağlıklı bir sosyal politika yaklaşımı, annenin kendi bebeğini emzirebilmesini mümkün kılacak koşulları güçlendirmeyi hedeflemelidir. Gebelik döneminde yeterli beslenme desteği, doğum sonrası gelir güvencesi, ücretli ebeveyn izinleri, emzirme danışmanlığı, güvenli barınma ve anne ruh sağlığını destekleyen hizmetler sağlanmadan yalnızca süt bankası kurmak sorunun kök nedenlerini çözmeyecektir.Bununla birlikte, Türkiye’nin özellikle yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören prematüre bebekler için uluslararası standartlara uygun, güçlü biyogüvenlik protokolleriyle çalışan, dijital kayıt sistemine sahip ve süt akrabalığını tamamen izlenebilir kılan bir donör anne sütü sistemi oluşturması yeniden değerlendirilebilir. Böyle bir model, tıbbi gereklilik bulunan bebeklerin yaşam şansını artırırken toplumsal hassasiyetleri de dikkate alan bir çözüm sunabilir.Sosyal hizmet açısından bakıldığında ise öncelik sıralaması nettir. Birinci hedef, her annenin kendi bebeğini emzirebileceği sosyal ve ekonomik koşulları oluşturmaktır. İkinci hedef, emzirmenin mümkün olmadığı tıbbi durumlarda hiçbir bebeğin yalnızca ailesinin yoksulluğu nedeniyle sağlıklı beslenmeden mahrum kalmamasını sağlamaktır. Anne sütü bankaları bu bütüncül çocuk koruma sisteminin yalnızca bir parçası olabilir; onun yerine geçemez.Sonuçta mesele yalnızca süt değildir. Mesele, yaşamın ilk günlerinde her bebeğin sağlık hakkına eşit biçimde erişebilmesidir. Bunun için sağlık sistemi, sosyal hizmetler, yerel yönetimler ve sosyal koruma mekanizmalarının birlikte çalıştığı, çocuğun üstün yararını merkeze alan bütüncül bir yaklaşım gerekiyor” çağrısına yer verdi.

İlkses Gazetesi'nden sıcak gelişmeleri anında öğrenmek için Google Haberler'de bizi takip edin! Google News'te Abone Ol

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.