Savaşın Birinci Ayı: Kimse Kazanmıyor, Herkes İçeri Çekiliyor

Ahmet Toprak

Ortadoğu’da savaşlar genellikle bir sabah başlar ama hiçbir zaman sadece başladığı yerde kalmaz. İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan ve bugün birinci ayını dolduran savaş da tam olarak böyle ilerliyor: haritada küçük görünen bir cephe, siyasi etkileri bakımından giderek büyüyen bir girdaba dönüşüyor.

 

Bugün gelinen noktada artık “İsrail-İran savaşı” demek bile eksik kalıyor. Çünkü sahada iki ülke çatışıyor olabilir, ancak savaşın psikolojisi, ekonomisi ve güvenlik etkisi neredeyse tüm bölgeyi içine çekmiş durumda. Son haftalarda yaşanan gelişmeler bize tek bir gerçeği gösteriyor: Bu savaş hızlı bir zafer üzerine değil, yıpratma üzerine kurulmuş bir savaş haline geldi.

 

İsrail ve ABD’nin İran’daki askeri ve stratejik hedeflere yönelik hava saldırıları sürerken Tahran’dan gelen cevaplar da kesilmedi. İran, yalnızca İsrail’i değil, bölgedeki Amerikan üslerini ve Körfez’deki askeri noktaları hedef alan füze ve İHA saldırılarıyla karşılık veriyor. Çatışmaların ilk günlerinden itibaren saldırıların şehirlerden çok stratejik altyapılara yönelmesi, savaşın klasik cephe mantığından ziyade ekonomik ve psikolojik baskı savaşına dönüştüğünü gösteriyor.

 

Ancak asıl kırılma noktası geçtiğimiz günlerde yaşandı: Yemen’deki İran destekli Husilerin savaşa fiilen dahil olması. Bu gelişme askeri açıdan belki sınırlı görünebilir ama siyasi anlamı çok daha büyük. Çünkü artık savaş, doğrudan tarafların kontrol ettiği bir çatışma olmaktan çıkıp vekil güçlerin dahil olduğu bölgesel bir denkleme dönüşüyor. Husilerin İsrail’e yönelik füze saldırıları, Kızıldeniz ticaret yolları ve küresel enerji güvenliği açısından yeni bir risk hattı oluşturdu.

 

Bu noktada savaşın karakteri değişti: artık mesele yalnızca askeri üstünlük değil, ekonomik dayanıklılık. Petrol fiyatlarının yükselmesi, Körfez borsalarındaki dalgalanma ve enerji piyasalarındaki tedirginlik savaşın gerçek cephesinin neresi olduğunu gösteriyor. Tanklar İran’da, ama etkisi dünyanın her yerindeki akaryakıt pompalarında hissediliyor.

 

Bir başka dikkat çekici unsur ise savaşın belirsizlik üzerine kurulmuş olması. ABD yönetimi bir yandan diplomasi mesajları verirken diğer yandan bölgeye yeni askeri birlikler gönderiyor. Pentagon’un olası uzun süreli operasyon senaryoları üzerinde çalıştığı yönündeki haberler, savaşın henüz zirve noktasına ulaşmadığını düşündürüyor. Bu durum aslında tarafların ortak bir çıkmazda olduğunu gösteriyor.

 

İsrail açısından bakıldığında hedef İran’ın askeri kapasitesini geriletmek. Ancak bir ayın sonunda İran’ın füze ve vekil güç kapasitesinin tamamen kırılmadığı görülüyor. Analistler, İran’ın konvansiyonel savaş yerine dağınık ve süreklilik taşıyan saldırı yöntemleriyle savaşı uzatmayı tercih ettiğini belirtiyor. İran açısından ise tablo farklı değil. Ekonomik baskı artıyor, altyapı zarar görüyor ve uluslararası izolasyon derinleşiyor. Ancak Tahran yönetimi geri adım atmak yerine çatışmayı geniş coğrafyaya yayarak denge kurmaya çalışıyor.

 

İşte savaşın en tehlikeli tarafı da burada ortaya çıkıyor: kimse kaybettiğini kabul etmiyor ama kimse kazanmıyor. Diplomasi masası kurulmaya çalışılıyor. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi ülkelerin gerilimi düşürme girişimleri sürüyor. Ancak savaşın ana aktörleri henüz gerçek bir müzakere isteği göstermiş değil. Tarih bize şunu söylüyor: Ortadoğu’da savaşlar askeri hesaplarla başlar ama siyasi yorgunlukla biter. Şu anda henüz o yorgunluk aşamasında değiliz. Aksine taraflar hâlâ birbirinin dayanma sınırını test ediyor. Bugün en kritik soru şu: savaş büyüyecek mi, yoksa donmuş bir çatışmaya mı dönüşecek?

 

Eğer Hizbullah tam kapasiteyle sahaya girer ya da Hürmüz Boğazı’nda ciddi bir kesinti yaşanırsa, bu savaş artık bölgesel değil küresel bir kriz olarak anılmaya başlayacak. Çünkü enerji yolları savaşların gerçek sinir sistemidir. Bir ayın sonunda ortaya çıkan tablo şu: savaş cephede değil, zaman içinde kazanılmaya çalışılıyor. Ve zaman, Ortadoğu’da çoğu zaman barıştan yana işlemez. Belki de en çarpıcı gerçek şu: Bu savaşın kazananı olmayabilir. Ama kaybedeni şimdiden belli — istikrar.