Son yıllarda tüm dünyada izlenmekte aşırı kilo ve obezite artışı, bütüncül önlem ve tedavi stratejileri gerektiren çok faktörlü bir halk sağlığı krizine neden olduğu öngörülmektedir. Genetik yatkınlık bireysel riski etkilese de aşırı kilo ve obezite görülme oranlarındaki hızlı artış, değiştirilebilir çevresel ve davranışsal faktörleri, özellikle diyet programlarındaki değişiklikler ve fiziksel aktivitedeki azalmaların da etkin rol oynadığını göstermektedir. Bu faktörler, pozitif enerji dengesine bağlı olarak gelişen ilerleyici yağ birikimi yaratmaktadır. Sonuç olarak, obezite sadece kilo problemi olarak değil ama kardiyovasküler, endokrin, onkolojik, solunum, kas-iskelet ve psikiyatrik alanlarda sağlıklı yaşam şartlarını olumsuz etkileyen çok yönlü, kronik sağlık sorunu olarak da tanımlanmaktadır.
Değişen beslenme düzeniyle çoğunlukla tüketilen çünkü enerji açısından yoğun, ancak besin değeri düşük gıdalar, kalite yerine kolaylığı teşvik eden gıda tercihlerinin her geçen gün daha da yaygınlaşmakta olduğu gözden kaçmamaktadır. Makro besin grubu olarak karbonhidratların, şekerli gıdaların ve endüstriyel trans ve doymuş yağların yüksek oranlarda tüketimi, kalori alımını artırırken tokluk hissini ve metabolik fonksiyonların etkinliğini azaltmaktadır. Bu nedenle, beslenme sağlığını koruyabilmek için; meyve, sebze, baklagiller, tam tahıllar ve yağsız proteinleri vurgulayan, tam gıdaya dayalı beslenme programları tüm dünyada daha çok tercih edilir olmaktadır. Dahası, bu konuda yapılan bilimsel araştırmalarda; şekerli içeceklerin tüketim miktarlarını azaltmanın ve işlenmiş gıdalar yerine daha çok doğal besin gruplarının tercih edilmesinin, aşırı kalori alımının azalttığı ve etkin bir kilo kontrolünü sağlayabileceği gösterilmiştir.
Sağlıklı beslenme alışkanlığının kazanılmasıyla birlikte, aşırı kilo ve obezite probleminin önlem ve tedavisinde düzenli fiziksel aktivitenin etkin bir kilo kontrol yöntemi olarak dikkat çekmektedir. Toplam günlük enerji harcamasının azalmasıyla görülen sedanter (fiziksel hareketsizlik) yaşam tarzı kilo kontrolünü zorlaştırmakta ve insülin duyarlılığını bozan bir faktör olarak zaman içinde aşırı kilo ve obeziteye neden olmaktadır. Klinik araştırmalardan elde edilen kanıtlar ayrıntılı olarak incelendiğinde, haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik aktivite alışkanlığının aşırı yağ dokusunun artışını ve kardiyometabolik riski azalttığını, direnç antrenmanının da kas kütlesini koruduğunu ve dinlenme metabolizma hızını artırdığını göstermektedir; bu nedenle, aerobik ve kuvvet antrenmanı rejimlerinin birleştirilmesi, kilo kontrolü ve metabolik sağlık için etkili sonuçlar vermektedir. Bu nedenle, sağlıklı beslenme alışkanlığı ve düzenli egzersiz programları gibi obeziteye yol açan belirgin unsurları değiştirebilecek olan yöntemlerin, sürdürülebilir davranış değişikliğine dönüştürmenin gerekliliği konusunda toplumsal farkındalığın oluşturulabilmesi önem kazanmaktadır.
Bilimsel araştırmalarda, kişiselleştirilmiş yaşam tarzı değişikliğinin gerçekleştirilmesi ve sağlıklı beslenme açısından tam gıdalara yönelik beslenme programlarının yeniden yapılandırmasıyla daha etkin bir kilo kontrolünün sağlanabileceğinin altı çizilmektedir. Beslenme sağlığına ek olarak, düzenli antrenman programlarıyla bilimsel olarak yapılandırılmış fiziksel aktivite programları gibi unsurlar başarılı ve sürdürülebilir bir kilo kontrol yönteminin temel taşını oluşturabileceği de vurgulanmaktadır. Bu nedenle, beslenme sağlığı adına aşırı işlenmiş gıdaların tüketiminin azaltılması, doğal ve sağlıklı gıdaların tercih edilmesi, fiziksel açıdan daha aktif yaşam tarzını benimsenmesin uzun vadeli kilo kontrolü başarısını sürdürebilmek için gerekli olduğu konusunda yaygın bir fikir birlikteliği mevcuttur. Ancak bazı gerekli hallerde, şiddetli veya dirençli obezite gibi ciddi sağlık problemlerinde farmakoterapi ve cerrahi tedavi gibi yöntemlerin mevcut tedavi programına eklenmesi, obezite tedavisinin başarı oranlarını arttırmak için gerekli olabilecek diğer tıbbı müdahaleler olarak kabul edilmektedir.
Sonuç olarak, sağlıklı ve etkin bir kilo kontrolüyle, kronik hastalık riskinin azalması, koroner kalp hastalığı, inme (felç), kalp sağlığının iyileşmesi, etkin kilo kontrolü, olumlu ruh sağlığı sonuçlar, tip 2 diyabet ve bazı kanser türlerinin görülme sıklığının azalması ve dolayıyla sağlıklı bir yaşam tarzına kavuşmak mümkün olacaktır.