Sağlıklı Yaşlanma ve Kronik Hastalıklar

Doç. Dr. Onur Oral
Doç. Dr. Onur Oral

Metabolik sağlığın bozulması, yaşlanan dünya nüfusunda kronik hastalıkların yaygınlaşmasının temel nedenlerinden biri olarak kabul edildiği için; sağlıklı yaşamı destekleyen beslenme alışkanlıkları, fiziksel egzersiz alışkanlığının metabolik sistemlerin dengesinin korunmasında önemli rolüne dikkat çekilmektedir. Kardiyovasküler (kalp ve damar sistemi) hastalıklar, osteoporoz (kemik erimesi) ve kas-iskelet sistemi bozukluklarının, metabolik sistemde ortaya çıkabilecek olan sorunlarla sıklıkla ilişkili olduğu vurgulanmaktadır. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivitenin, metabolik sistemlerin sağlıklı çalışması üzerindeki olumlu etkileri; doymamış yağlara ve mikro besin yoğunluğuna odaklanan dengeli beslenme düzenlerinin, aerobik ve direnç egzersizlerini birleştiren bir antrenman programıyla desteklenmesinin, metabolik risk faktörlerinde önemli bir azalma sağlamasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu konuda yapılan klinik araştırmaların sonucunda, yaşam tarzı değişikliklerinin yalnızca destekleyici bir önlem değil, yaşlı bireylerde sağlıklı yaşamım sürdürülmesi, yaşam kalitesinin korunması için gerekli olan temel bir önleyici müdahale olduğu sonucuna varılmıştır.
Sağlıklı yaşlanma arayışı, dünya genelindeki demografik değişimin yaşlı nüfusa doğru kayması nedeniyle, günümüz tıbbının karşı karşıya olduğu en kritik zorluklardan biri olarak tanımlanmaktadır. Biyolojik yaşlanma sürecinin, metabolik verimlilikteki kademeli bir düşüşle doğrudan bağlantılı olduğu gözlemlenmektedir. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından yayınlanan araştırma sonuçlarında, metabolik sağlık; organizmanın kan şekeri seviyeleri, kan basıncı ve lipid profilleri açısından homeostazı (dengeyi) koruma konusundaki fizyolojik kapasitesi olarak tanımlanmaktadır ve bu düzenleyici bir mekanizmaların bozulmasıyla, bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların gelişme riskinin önemli ölçüde arttığı bildirilmektedir.
Geriatrik (yaşlılık süreci) popülasyonda en sık görülen rahatsızlıklar arasında kardiyovasküler hastalıklar (KVH), tip 2 diyabet (şeker hastalığı) ve çeşitli kas-iskelet sistemi dejenerasyonları (anatomik bozukluklar) yer almaktadır. Bu durumların nadiren birbirinden bağımsız ortaya çıktığı; aksine, genellikle altta yatan metabolik işlev bozukluklarının klinik yansımaları oldukları vurgulanmaktadır. Sağlıklı yaşlanma sürecini olumsuz etkileyebilecek olan tüm bu söz konusu hızlanmasında, hareketsiz yaşam tarzlarının yaygınlaşmasının ve aşırı işlenmiş gıdaların tüketiminin önemli bir rol oynadığı varsayılmaktadır. Bu nedenle, tüm dünyada yaşlı yetişkinlerin artan nüfusuyla günümüz toplumunda, sağlıklı yaşam ve sağlıklı yaşlanma üzerinde yoğun bilimsel araştırmalar yapılmakta ve bu araştırmaların sonuçları; bireylerin yaşlandıkça metabolik sağlıkları bozulmakta ve kardiyovasküler (kalp ve damar sistemi) hastalıklar, osteoproz, depresyon, kas ve iskelet sistemi hastalıkları gibi kronik hastalıkların görülme sıklığı artmakta olduğunu göstermektedir. Tüm bu yayınların vardığı genel sonuç; kronik hastalıkların önlenebilmesi veya tedavilerinin daha etkin yürütülebilmesinde, metabolik sağlığı korumanın ve iyileştirmenin çok önemli etkisi olduğu şeklinde özetlenebilmektedir. Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı beslenme alışkanlığı ve düzenli fiziksel aktivitenin egzersizin yaşlı metabolik sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinin gösterilmesi nedeniyle, sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemenin, metabolik sağlığın koruması ve iyileştirmesi konusunda çok önemli bir rol üstlendiği vurgulanmaktadır.
Sağlıklı beslenme alışkanlığının getirdiği olumlu metabolik katkılarına paralel olarak, fiziksel aktivitenin de metabolik sağlığın korunması ve geliştirilmesinde temel bir etken olduğunun altı çizilmektedir. Yürüyüş, koşu, bisiklet ve yüzme gibi aerobik egzersizlerin, kardiyovasküler verimlilikte artış ve oksijen kullanımında iyileşme ile ilişkili olduğu bildirilmekte ve ayrıca, direnç egzersizlerinin rolü üzerinde de durulmaktadır. Ağırlık taşıma temelli direnç egzersizlerin kas dokusunda hipertrofiyi (kassal gelişme) desteklediği, bunun da bazal metabolizma hızını artırarak insülinden bağımsız yollarla glikozun vücuttan uzaklaştırılmasını kolaylaştırdığı gözlemlenmektedir.
Sonuç olarak, beslenme ve egzersizin eş zamanlı uygulandığı durumlarda belirgin metabolik iyileşmelerin görülmesi dikkat çekicidir. Bu tür birleşik müdahalelerin, tek başına uygulanan yöntemlere kıyasla çok daha önemli sağlık kazanımlarının ortaya çıkabileceği vurgulanmaktadır. Buna ek olarak, söz konusu sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz alışkanlığının sadece fiziksel değil ama aynı zamanda depresif belirtilerin azalması ve bilişsel gerilemenin yavaşlaması gibi psikolojik göstergelerde de iyileşmelere neden olacağı gözden uzak tutulmamalıdır.