1
Doç. Dr. Zeki Uyanık
İlkses Gazetesi Yazarımız

Doç. Dr. Zeki Uyanık

Yazarın Köşe Yazıları

İslam dini estetik yapmayı niçin caiz görmemektedir?

İslam dini, insanın yaratılıştan var olan güzelliklerini daha belirli hale getiren, takı takma, saçları tarama, meşru ölçüde süslenme, güzel giyinme gibi davranışları mubah kılmıştır. Ancak, fıtraten yani yaratılıştan verilmiş özellik ve şekillerin değiştirilmesini yasaklamıştır.  Nitekim Rasulüllah Efendimiz, süslenmek maksadıyla vücutlarına dövme yapan veya yaptıranlara, dişlerini yontarak seyrekleştiren ve şeklini değiştirenlere lanet etmiştir. Buna göre, Allah’ın yarattığı şekli beğenmeyerek, ameliyatla bazı uzuvların şekillerini değiştirmek, tabii güzelliğin fevkinde güzellik aramak dinen caiz değildir. Çünkü bu yaratılışı beğenmemektir. İslam dini de bundan dolayı estetik ameliyatı caiz görmemektedir. Kur’an-ı Kerim, şeytanın “Şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yaratılışını değiştirecekler” (Nisa, 4/ 119) dediğini naklederek, bu tür davranışları şeytani işler olarak nitelemektedir. Ancak zaruri bir durum varsa trafik kazasında yüzün parçalanması misali estetik olmada bir sakınca yoktur.
İnsanın yaşadığı iyi ya da kötü her şey kaderinde var mıdır?  
Kader ve kazaya inanmak iman altı esasından birisidir. Hayatta başımıza gelen her şey amma iyi amma kötü amma hayır amma şer her şey bir kader içerisinde tecelli etmektedir. Ancak kişi başına gelen herhangi bir olayda kaderi bahane ederek, kendisini sorumluluktan kurtarmaya çalışmamalıdır. Kişi, “Allah böyle yazmış, alın


İnsanı kısırlaştırmak dinen caiz mi?

İslam dininde, sağlık için zararlı olmayan ve devamlı kısırlığa yol açmayan gebeliği önleyici tedbirlere başvurmak caizdir. Devamlı kısırlığa yol açan ilaç veya aletlerin kullanılması, kadın veya erkeğin ameliyatla kısırlaştırılması kesin hayati bir sakınca bulunmadıkça caiz değildir.
Mezarın üzerine kubbe yapmak caiz mi?
İslam dini, hayatında olduğu gibi ölümünde de insana gereken değeri vermiş, saygıyı göstermiş ve öldüğü andan itibaren ona yapılacak muameleyi de belirlemiştir. Bu anlamda İslam dini, kabir ve kabristanın düzenli ve tertipli yapılmasını, temiz tutulmasını ve yeşillendirilmesini, hayatta bulunan insanların ölülere karşı bir vefa borcu olarak görür. Ancak kabirlerin yükseltilmesi, üzerine kubbeli binalar yapılması, taşına övücü veya kaderden şikayet edici sözler yazılması yasaklanmıştır. Buna karşılık mezarın bir-iki karış yükseltilmesi, israfa kaçmadan ve tevhid inancına zarar vermeyecek şekilde yapılmasında bir sakınca yoktur.
Besmelenin Türkçe anlamı nedir?
Besmelenin Türkçe anlamı, “Rahman ve rahim olan Allah’ın adı ile falan işi yapıyorum” demektir. Besmelede geçen Rahman’ın anlamı, Allah’ın, yeryüzündeki bütün varlıklara ayırım yapmaksızın rahmet etmesi demektir. Rahim demek ise, Allah’ın Ahiret gününde sadece müminlere rahmet etmesi demektir.


Yarışmalarda kazanılan hediyeleri almak caiz midir?

İlmi ya da başka bir meşru yarışmaya katılan ve kazanan kimseye para veya herhangi bir ödül vermek ve almak caizdir. Çünkü en nihayetinde bu bir yarışmadır. Yarışma olduğundan ve taraflardan herhangi birisinin bir kaybı olmadığından ve de aynı zamanda üçüncü bir kişi tarafından yarışmacılar ödüllendirildiğinden bu tarz yarışmalarda dereceye girenlerin ödüllendirilmesinde dinen bir sakınca yoktur.
Üç aylarda sadece Cuma gününde nafile oruç tutmakta bir sakınca var mıdır?
Sadece cuma günleri nafile oruç tutmak mekruhtur. Sadece Cuma günü tutmak mekruh olduğundan cuma günü ile birlikte ya bir gün önce ya da bir gün sonra tutmak gerekir. Nitekim Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Sizden hiç kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir”(Ebu Davud, “Savm”, 50). Ancak cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta bir sakınca yoktur.
Avlanırken avımızı öldürerek yakalarsak etini yemek caiz olur mu?
Tüfek ile avlanan hayvan canlı olarak ele geçerse bilinen ve alışılan bir yol ile yani keskin bir aletle keserek boğazlanması gerekir, bu şekilde kesilmekle yenilmesi helal olur. Canlı olarak ele geçtiği halde boğazlanmadan ölürse yenilmez. Tüfek ile avlanan hayvan kurşun ve mermi ile ölmüş ise


İbadetlerde niyetin hangi dilde yapıldığının bir önemi var mı?

İbadetlerde niyetin hangi dilde yapıldığının bir anlamı yoktur. Hangi ibadet olursa olsun hangi dilde yapılırsa yapılsın fark etmeksizin o ibadet geçerlidir. Örneğin: Namaza başlamak için niyet etmek gerekir. Bu niyeti getirirken de niyetin Arapça olma zorunluluğu yoktur.  Dileyen niyeti Arapça dileyen Türkçe, Farsça ya da başka bir dilde niyet edebilir bunun namaza hiç bir zararı yoktur.
Tabaka yapan her madde abdest ve gusle mani midir?
Oje ve benzeri maddeler tırnak ve benzeri organların üzerinde tabaka yaptıklarından vücudun üzerinde bulunmaları halinde bunlarla abdest ve gusül olmaz. Onun için oje ve benzeri maddeler varsa bunlar iyice yıkanıp temizlendikten sonra abdest ve gusül alınmalıdır.
Bir şarta bağlanan adak şart yerine gelmeden yapılabilir mi?
Falan işim olursa üç gün oruç tutacağım veya kurban keseceğim denilip bu şart meydana gelmeden bu adaklar yerine getirilemez. Şayet yerine getirilirse ve daha sonra da iş meydana gelse bu adakları yeniden yerine getirmek gerekir. Mesela: oğlum üniversiteyi kazanırsa kurban keseceğim diyen kimsenin oğlu üniversiteyi kazanmamışsa ya da daha sınava girmemiş ise kurban kesmesi gerekmez. Keserse de ilerde bu isteği


Aile mezarlığı almak caiz mi?

Kişinin sevdikleri ve ailesi ile birlikte gömülmek için mezar yeri satın almasında dinen bir sakınca yoktur. Hele büyükşehirlerde bazen mezar yeri bulunmadığını düşünürsek mezar yeri almada hiçbir sakınca yoktur. Çünkü ailece bir arada gömülmek arzusu ile mezar satın alınıyor. Dinimiz açısından bunun bir sakıncası yoktur. Ancak kişi nerede nasıl öleceğini bilinmediği için kedisine veya akrabalarına mezar satın almak yerine, kendini mezara hazırlaması daha uygundur.
Diş kanaması abdesti bozar mı?
Hanefi mezhebine göre vücuttan çıkan kan abdesti bozar. Dolayısıyla ister dilden çıksın, ister burundan aksın, isterse el yaralanmış ya da sivilce patlamış olsun vücuttan çıkan kan fark etmeksizin ki abdesti bozar. Ancak Şafii mezhebine göre vücuttan çıkan kan abdesti bozmadığından diş kanaması abdesti bozmaz.
Mazeretsiz olarak namazı kazaya bırakmak caiz mi?
İslam’da namaz, oruç ve hac gibi ibadetler için belirli ifa vakitleri konulmuştur. Bu vakitlerin kaçırılması halinde artık eda değil, kaza söz konusudur. Farz namazların kendi vakitleri içinde kılınması farzdır. Özürsüz olarak bir namazın kazası ile bu kimsenin üzerinden namaz borcu düşse de geciktirmekten meydana gelen günah devam eder. Bunun için, namazı


Uğursuz olan bir zaman ya da ay var mı?

Allah’ın bize bahşettiği bütün gün, gece, ay ve yıl yani zaman mefhumu değerli ve kıymetlidir. Allah indinde değersiz ve uğursuz bir zaman dilimi yoktur. Ancak bu zaman mefhumu içerisinde daha hayırlı ve bereketli zaman dilimleri vardır. Cuma gününün diğer günlerden, kadir gecesinin diğer gecelerden, ramazan ayının diğer aylardan daha hayırlı olması gibi. Ancak değersiz ve uğursuz bir zaman dilimi yoktur. Bu anlamda halk arasında var olan kameri ya da hicri aylardan olan safer ayının uğursuz ve belaların çokça olduğu inancı dinen doğru bir inanç değildir. Safer ayının uğursuz olduğu ve bu ayda bela ve musibetlerin çokça meydana geldiği şeklinde bir anlayış cahiliye dönemine ait olup, dinimizde yeri yoktur. Dolayısıyla böyle bir anlayış hurafedir. Şöyle ki bu ayın diğer aylardan hiçbir farkı yoktur. Hz. Peygamber böyle bir anlayışı reddetmiştir. Nitekim sevgili Peygamberimiz bir hadisi Şerifinde bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Eşya da uğursuzluk yoktur, Safer ayında uğursuzluk yoktur, baykuşun ötmesinde bir uğursuzluk yoktur.” (Müslim, “Selam”, 102)
Haram kaça ayrılır?
Haram, bir şeyin yapılması, kullanılması, yenilip-içilmesi İslam’a göre kesin yasak olandır. Bu yasaklama yani haram, haram liaynihi ve haram ligayrihi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Liaynihi Haram:


Kişi malını istediği bir fiyata satabilir mi?

İslam’ın ekonomik anlayışında serbest piyasa anlayışı vardır. Bu anlayışta isteyen istediği oranda mal alır ve satar. Bu malı da istediği fiyata alır ve satar. Tabi olağan durumlar için geçerlidir. Ancak olağan üstü dönemlerde deprem, afet, kıtlık… Dönemlerinde devlet gerektiğinde malın hem stokunu, karaborsasını, önlemek hem de kıtlıktan dolayı insanların mağdur duruma düşmemeleri için fiyatlara fıkhi bir tanımla narh koyabilir. Yani fiyatlara sınırlama getirebilir. Lakin bugünkü piyasa koşulları gibi zamanlarda fiyatlara sınırlama getirilmez. Fiyatlara sınırlandırma getirilmediği gibi aynı zamanda kar oranlarına da bir sınırlandırma getirilmez. Çünkü istenilen bütün temel ihtiyaçlar her yer de var. Günümüzde de serbest rekabet piyasası var. Bir markette ya da iş yerinde satılan malının fiyatını beğenmeyen vatandaş hemen diğer marketten ya da iş yerinden ihtiyacını alabiliyor. Kıtlık ve karaborsa olmadığından fiyatlara ve kar oranlarına bir oran koyulmaz. Tabi her ne kadar dinen fiyatlara bir oran koyulmasa da Müslüman yakışan başta ticaretinde olmak üzere hayatın her alanında ehli vicdan olmasıdır.
Kişi malının ne kadarını vasiyet edebilir?
Vefat edenin vasiyet ettiği para veya mal, bıraktığı terekenin, yani geride bıraktığı servetin üçte birini geçmiyorsa (çünkü vefat eden kimse ancak mirasının 1/3 ünü vasiyet etme hakkı vardır.) vasiyet ettiği malını mirasçılar vasiyet edilen yere vermek zorundadırlar. Ama üçte birini


Çocuklar anne babanın adağından yiyebilirler mi?

Adak kurbanının etinden, adağı yapan kişinin yemesi caiz olmadığı gibi; bu kişinin usul ve füruu yani annesi, babası, nineleri, dedeleri, çocukları, torunları sayılan kimseler yiyemezler. Adak kurbanının etini bu sayılanlar dışında kalan ve dinen fakir olan kimseler yiyebilirler. Şayet adak kurbanını kesen kişi bu adaktan yemiş ise fıkıhçılara göre yediği miktarın fiyatını fakirlere para olarak verecektir.
Sehiv secdesi nedir ve yapmayı unutmuşsa kişinin ne yapması gerekir?
Bu secde, namaz kılarken kişinin yanılması veya unutması ya da dalgınlık gibi bir durumda namazın sonunda yaptığı bir secdedir. Kişi namazının kılarken farzı tehir etmişse veya vacibi terk ya da tehir etmişse sehiv secdesini yapması gerekir. Ancak kişi yapması gereken sehiv secdesini yanılarak veya unutarak terk etmişse, şayet selam verdikten konuşmak, gülmek kıbleden dönmek gibi namaza aykırı bir iş yapmışsa bu kimsenin sehiv secdesini yapması gerekmez namazı da kaza etmesine gerek yoktur. Fakat namaz bitiminde namaza aykırı bir iş yapmamışsa ve secde aklına gelirse hemen sehiv secdesini yapması gerekir.
Yapılan bir ibadetin ya da işlenen bir günahın imana faydası ya da zararı olur mu?
İman


Üç aylarda oruç tutmanın fazileti nedir?

Recep, Şaban ve Ramazan aylarında sevgili peygamberimiz diğer vakit ve aylardan daha fazla ibadet ederdi. Bu hususta da bizlere örnek olmuştur. Her pazartesi ve Perşembe günlerinde oruç tutmak sünnet olduğu gibi aynı şekilde her ayın başında, ortasında ve sonunda da oruç tutmak sünnettir. Her ayın başında, ortasında ve sonunda oruç tutmak sünnet olduğu gibi aynı şekilde üç aylardan olan Recep ve Şaban aylarında da oruç tutmak sünnettir. Üç ayların üçüncüsü ve son ayı olan Ramazanda oruç tutmak zaten farzdır. Buna göre bu üç ayların hepsini oruçla geçirmek çok sevaptır. Bu aylarda tutulan oruca diğer aylarda tutulan oruçlardan daha fazla sevap yazılmaktadır. Dolayısıyla imkanı ve sağlığı elverişli olanın bu ayların hepsini oruçlu geçirmesi güzel ve sevabı bol bir ibadet etmiş olur. Buna imkan yoksa Ramazan dışındaki Recep ve Şaban aylarının en az başında ortasında ve sonunda birer gün oruç tutulması güzel ve sevaplı bir ibadet olur.
Üç aylarda ramazandan kalan kaza oruçları mı yoksa nafile oruçlar mı tutmalı?
Oruç, namaz gibi dinin farz kıldığı ibadetleri yerinde ve zamanında yerine getirmek gerekir. Bir özür olmadan bunları sonraya, kazaya bırakmak dinen büyük bir günahtır. Fakat bir


Hasta olan kimse oturarak namazını kılabilir mi?

İslam dini kolaylık dinidir. İslam dininde sorumluluklar ve görevler kulun gücüne göredir. Bu nedenle hastalık, kişinin ibadeti için hafifletme ve kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Ayakta namaz kılmaya gücü yetmeyen veya ayakta durmakta zorlanan kimse oturarak namazını kılabilir. Rüku veya secde etmeye gücü yetmeyen kimse ima ile namazı kılabilir. Bu şekilde namaz kılan kişi rüku için başı biraz eğer, secde için ise rükudan biraz daha fazla eğer. Oturarak namaz kılamayan, sırt üstü yattığı yerde ima eder. Bir kişi ayakta durmaya gücü yettiği halde, rüku ve secdeye gücü yetmiyorsa niyetini ve kıratını ayakta yapar, ayakta yapamadıklarını ise oturarak yapar.
Her yerde namaz kılınabilir mi?
Temiz olan her yerde namaz kılınır. Hz. Peygamber bu hususta şöyle buyurmaktadır. “Yeryüzü bana mescit kılındı.” (Buhari, “Salat”, 56.) Dolayısıyla namaz kılarken illaki seccadenin üzerinde namaz kılmak zorunda değiliz. Dağda, bayırda, çimende, temiz toprakta ya da evde temiz bir halının üzerinde… Namaz kılmada hiçbir sakınca yoktur. Yeter ki namaz kılınan mekan temiz olsun, üzerinde bir pislik, necaset olmasın. Durum bu olmakla beraber seccadenin üzerinde namaz kılmak daha iyi ve güzeldir. Hele ki evdeysek seccadenin üzerinde kılmamız daha doğru olur.


Havyar yemek caiz mi?

Havyar, balık yumurtasıdır. Yüce Mevla deniz ürünleri ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “Deniz avı ve onun yiyeceği size de, yolculara da bir geçimlik olarak helal kılınmıştır…” (Maide, 5/96) Sevgili peygamberimiz de deniz ürünleri ile ilgili olarak. “Denizin suyu temiz; ölüsü de helaldir.” (İbn Mace, Taharet, 38) Bu ayet ve hadisten de anlaşıldığı gibi balık yemek caizdir. Aynı şekilde balığın yumurtası olan havyarı da yemek caizdir.
Çocuğum sağ-salim doğarsa bir kurban keseceğim diyen kimse bu adaktan yiyebilir mi?
Bu bir adaktır şart yerine gelirse kesilmesi vacip hale gelir. Yani çocuk doğarsa bu adak kesilmek zorundadır. Ancak adak yapan kimse, adadığı hayvanın etinden yiyemez. Etin tamamını dağıtması gerekir. Şayet bir miktar yemiş olursa, yediği etin kıymetini fakirlere para olarak vermesi gerekir. Adak yapan, adadığı hayvanın etini, fakir olsalar bile, usul ve füruna ve geçimi üzerine bağlanmış bulunanlara yediremez. Usul, ana ve baba tarafından yükselen soya denir. Füru, evlatlardan aşağı inen soylara denir.
Hayır da şer de Allah’tandır ne demektir?
Hayır ve şer Allah’tandır”, demek bunları yaratan Allah’tır, demektir. Çünkü Yaratıcı


Başka bir memlekette ölen kimsenin Gıyabi cenaze namazını kılmada bir sakınca var mı?

Bir kısım İslam bilginlerine göre, cenaze namazı kılınabilmesi için cenazenin hazır bulunması gerekir. Bununla birlikte genel kanata göre hazır bulunmayan cenaze için gaib, namaz kılınabilir. Zira Hz. Peygamber, Necaşi’nin cenaze namazını gıyabında kıldırmıştır. Onun için gaip namazını kılmada bir sakınca yoktur.
Okunan Kur’an-ı Kerimin sevabı hayatta olan bir insana bağışlanabilir mi?
Bir Müslüman diğer Müslüman kardeşine çeşitli şekillerde yardımda bulunur. Bu yardımların bir kısmı maddi şekilde olduğu gibi, daha güzeli ve tesirli olanı manevi yardımdır. Mesela dualarında onun bağışlanmasını, günahının affolunmasını, Allah’ın rızasına ermesini ister. Tahiyyatta iken “Allah’ım, beni, ana-babamı ve bütün müminleri bağışla” manasında yaptığımız dua bunun bir yapacağı en iyi yardımın, ona gıyabında yaptığı dua etmek olarak ifade eden Peygamberimiz müminlerin manevi açıdan birbirlerine destek olmalarını tavsiye etmektedir. Diğer taraftan, hayatta olan insan rahmete, duaya ve sevaba ölmüş gibi muhtaçtır. Çünkü hayattaki kişi, devamlı surette şeytan, nefis ve çevresiyle mücadele halindedir. Mü’min kardeşleri onun manen imdadına yetişir, duaları, ibadetleri ve sevaplarıyla onu desteklerse bu mücadeleyi kazanma ihtimali kuvvet bulur. Kur’an ise bu hususta en büyük şefaatçi ve destekçidir. Bir insanın din kardeşine Kur’an’ı şefaatçi yaparak dua etmesi ve onun sevabını bağışlaması


Doğan bebek için mevlit okutmak bir vecibe mi?

Bebeğin, ahlaklı ve salih bir evlat olması için Kur’an-ı Kerim ve mevlid okunabilir. Ayrıca çevrede bulunan fakirlere sadaka dağıtılabilir. Bu iş çocuğun kırkıncı gününde yapılması şart değildir. Daha önce yapılabileceği gibi daha sonrada yapılabilir. Kişinin tercihine göre değişir. Bu gibi merasimler güzel ve dinen hoş olmakla beraber dini bir vecibe ya da farz değildir. Ama yapılması halinde dinen sevap kazanılan güzel davranışlardır. Aynı zamanda anne ve babalar, çocukları dünyaya geldiğinde Allah’a hamd ve şükür maksadıyla isterlerse kurban keser, tatlı ikramı yaparlar. Fıkıh kitaplarında Akika adıyla geçen bu çocuk kurbanını kesme daha çok çocuğun doğumundan sonra ilk yedinci günde kesilmesi tavsiye edilmiştir. Ama daha sonra da kesilebilir. Dinen bir sakıncası yoktur. Buna göre Allah’a şükür babından ebeveynler doğan çocukları için Kur’an veya mevlid okutmalarında bir sakınca yoktur. Bilakis dinen güzel bir davranıştır. Ama bu farz değildir. Ayrıca bunu belli bir günde okutmak da gerekmez. Yani bu mevlidi illaki 40. gün okutmak gerekmez. Birinci gün de olur. 40. gün de, 100. günde de olur.
Arafta beklemek nedir?
Araf, cennetle cehennem arasında bir yer olup, iyilikleri ve kötülükleri eşit olan Müslümanları bir süre bekleyeceği yerdir. Arafta bekleyen Müslümanlar hem cenneti hem cehennemi göreceklerdir. Ancak amelleri eşit olduğundan cehenneme atılmaz. Aynı şekilde


İslam inancında cesedin yakılması neden caiz değildir?

Müslüman olan kişinin öldükten sonra yıkanıp, kefenlenerek ve namazı kılınarak gömülmesi esas olandır. Dinimizin ölçüsü budur. Hz. Peygamberimizin uygulaması da böyledir. Kişinin öldükten sonra yakılıp küllerinin denize dökülmesi İslam inancında olan bir uygulama değildir. Çünkü Müslüman kimse mükerrem bir varlıktır. Yaşarken de öldükten sonra da mekerremdir. Ona her zaman saygılı olmak dini bir gerekliliktir.
Cenaze mezara koyulmadan ona Kur’an okumak caiz mi?
Vefat eden kimse yıkanmadan olduğu mekanda kendisine Kuran okumak mekruh görülmüştür. Ancak ölünün olduğu mekandan başka bir mekanda kendisine Kur’an okunmasında dini bir mahzur yoktur. Aynı şekilde yıkanıp defin için hazırlanmış kişiye Kur’an okumada bir sakınca yoktur.
Kişi abdestsizken Kur’an-ı Kerime dokunmadan Kur’an okuya bilir mi?
Abdest başlı başına amaç olan bir ibadet değildir. Belli ibadetleri yerine getirmeyi mubah kılan, kulun bu ibadetlere manen ve ruhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden azami verim elde etmesine yardımcı olan vasıta bir ibadettir. Abdestsiz olan kimsenin Kabe’yi tavaf etmesi, Kur’an’a dokunması, onu elle tutması caiz görülmez. Abdestsiz kimsenin Kur’an’a bakarak ya da ezberden Kur’an okuması caiz görülmüştür. Ancak Mümin’in Kur’an okurken abdestli olması,


Hz. Peygamberin ismi her anıldığında ona salat ve selam getirmek gerekir mi?

Sevgili Peygamberimin adı her anıldığında ona salat ve selam getirmek gerekir. Efendimiz ismi anıldığı halde kendisine salat ve selam getirmeyen kimseyi en cimri insan olarak haber vermektedir. Nitekim bu hususta şöyle buyurmaktadır: “En cimri insan benim adım anıldığında bana Salat-ü Selam getirmeyendir.” (Tirmizi, “Daavat,” 110.) Sevgili peygamberimiz, kendisine salat ve selam getiren kimsenin ahiret gününde kendine en yakın olacak kişi olduğunu müjdeler. Nitekim bu hususta da şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavat okuyandır.” (Tirmizi, “Salat,” 357.) Buna göre, resul-i ekrem efendimizin ismi zikredilince, işitilince, ya da okunur, yazılırken efendimize salavat getirmek gerekir. Bazı alimlere göre bunu ömürde bir defa yapmak her Müslüman üzerine farzdır.
Cenazeye gönderilen çelengin ölüye bir faydası var mı?
Cenaze merasimlerine çelenk gönderilmesi ve kabirlere çelenk konulması güzel bir davranış ve jest olmakla birlikte ölüye hiçbir faydası yoktur. Çelenk ya da çiçek bırakmak ölüye bir fayda sağlamadığından çelenk veya için sarf edilecek paranın, sevabı ölenin ruhuna hediye edilmek üzere, hayır kurumlarına veya fakirlere bağışlanması daha uygun ve daha yararlı bir davranıştır.
Abdestte organlarımızı niçin


Evime kavuşmak nasip olmasın demek yemin sayılır mı?

Allah’tan başkası adına yemin edilmesi doğru değildir. Yemin ancak vallahi, billahi, tallahi, lafızları ile olur. “Çocuklarımın ölüsünü öpeyim lafzı” ise yemin lafızları ile söylenmediği için yemin yerine geçmez. Böyle bir söz yemin sayılmadı gibi aynı zamanda doğru ve güzel bir söz de değildir. Böyle sözler ve yeminler Allah Resulü tarafından yasaklanmıştır. Nitekim buna benzer bir yemin etme olayında peygamberimiz sahabeleri uyarmış ve şöyle buyurmuştur: “Allah Teala, babanızı zikrederek yemin etmenizi yasaklamıştır. Öyleyse kim yemin edecekse ya Allah’a yemin etsin veya sussun.” (Buhari, Eyman 4). Bu sözler yemin sayılmadığı için herhangi bir kefaret vermek de gerekmez.
Mazereti bulunmadan namazı terk eden dinden çıkar mı?
Namaz ibadeti inançtan sonra sorumlu olduğumuz ilk ibadettir. Ahiret gününde de hesabını vereceğimiz ilk ibadettir. Dolayısıyla hiçbir mazereti olmadığı halde namazı terk eden kimse büyük bir günah işlemiş olur. Ama büyük günah işledi diye kafir olmaz ve İslam’dan çıkmaz. Çünkü ehl-i sünnet inancına göre iman, kalben onaylama ve kabullenmedir, bu ortadan kalkmadıkça insan kafir olmaz; yani dinden çıkmaz. Namaz kılmada inanç meselesi olmadığından ibadet olduğundan onu kılmamak Müslüman’ı kafir yapmaz. Ama Müslüman bir kimse her


Bir kadının kendi malından eşinden habersiz ailesine vermesi caiz mi?

İslam’da mal hürriyeti vardır. Yani erkeğin kazandığı malı kendisine, kadının kazandığı mal kendinedir. İslam’a göre herkes kendi malının sahibi ve tasarruf yetkilisi olduğundan ne kocanın ne de bir başkasının kadının malını nereye, nasıl ve ne kadar harcaması gerektiği gibi konularda karışma hakkı yoktur. Kadın dilerse malı yer, dilerse dağıtır, dilerse kocasına veya bir başkasına verir. Kimse bu konuda onu zorlayamaz. Kocanın o mal üzerinde bir yetkisi yoktur. Nitekim Allah’u Teala bu hususta mealen şöyle buyurmaktadır: “Müminler! Kendilerinden hoşlanmadığınız halde kadınlara mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Onlara verdiğinizden geri almak için baskı da yapmayın; ispatlanabilir bir fuhuş yapmış olurlarsa o başka. Onlarla marufa uygun geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız bakarsınız ki, siz bir şeyden hoşlanmıyorsunuz ama Allah onda bir çok hayırlar yaratacak olabilir.” (Nisa 4/19) Dolayısıyla erkeğin malı erkeğin, kadının malı kadınındır. Mal kadının olunca kocanın o mal üzerinde bir yetkisi yoktur. Kadın dileği şekilde dilediği yere harcar ne kocanın ne de bir başkasının karışma hakkı yoktur. Ama hüküm bu olmakla beraber karı koca olduklarından ve ortak bir hayatı paylaştıklarından dolayı birbirilerinin fikrini ve rızasını alarak harcama yapmaları daha doğrudur.
Çocuk baliğ olunca babanın sorumluluğu dinen biter mi?
Baba, çocuklarına rüşte erinceye kadar bakmakla mükelleftirler. Çocukları reşit, akil-baliğ olduktan sonra anne ve babanın onlara bakma zorunluluğu yoktur. Ama anne ve baba ihsanından, çocuklarına rüştten sonrada bakmakta ve yardımcı olmaktadır. Hatta iş ve yuva sahibi yapmaktadır. Bu dini bir görev olmasa da Müslüman anne ve babalar kendilerine bir görev ve sorumluluk telakki ederek rüştten sonra da evlatlarına yardımcı olmaktadırlar. Dolayısıyla çocuk baliğ olunca kendi sorumluluğu başladığından babanın sorumluluğu biter.
Cilde veya tırnaklara yapışan veya sürülen maddeler abdest ve gusle engel olur mu?
Gusül veya abdest alırken, yıkanması gereken organların kuru yer kalmayacak şekilde yıkanması gerekir. Aksi halde gusül veya abdest geçerli olmaz. Dolayısıyla, gusledecek veya abdest alacak kimsenin bedeninde veya abdest organlarında suyun ulaşmasına engel olacak bir madde bulunmamalıdır. Ancak mesleğini icra ederken tırnaklarının arasına boya giren boyacı veya tırnaklarının arasına çamur girip de çıkartamayan çiftçi ve benzeri meslek sahipleri bundan müstesnadır. Buna göre bir meslek gereği olmayan bir nedenden dolayı bedene ya da tırnağa bir cisim yapışmış ise bu cisim temizlenmeden abdest ve gusül eksik kalır. Fakat meslek icabı bu cisimden kaçınma imkanı olmayan meslek erbabının cildine yapışan ve tırnak aralarında kalan hamur, mum, zamk, boya vb. şeyler abdest ve gusle engel olmaz.
Günün Ayeti
Muhakkak Allah kafirlere lanet etmiş ve onlar için alevli bir ateş hazırlamıştır. Onlar orada ebediyen kalıcıdırlar. Hiçbir veli (dost) ve yardımcı da bulamayacaklar. (Ahzab, 33/64-65)
Günün Hadisi
Üç şey vardır ki, onlar kimde bulunursa, yüce Allah onu her yönüyle himayesi altına alır ve onu cennetine koyar: Zayıfa merhamet, anne babaya şefkat, emri altındakilere iyilik. Tirmizi, “Sıfatü’l- Kıyame”, 48.
Günün Sözü
Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu, haram ile beslersen o’nu hakaret ile öder borcunu. Necip Fazıl Kısakürek
Günün Duası
Ey günahları affeden Allah’ım bugüne kadar işlediğim bütün günahlarımı affet.
Bunları Biliyor Muyuz?
Berzah-ı Kübra Nedir?
Kabirden kalkıp, mahşer yerinde hesabın görülüp cennet veya cehenneme gidilinceye kadar geçen zaman.
Günün Nüktesi
Babana Niçin İtaat Etmiyorsun?
Bir adam evladının itaatsizliğinden dolayı şikayet ediyordu. Adam, belki Halife bir çaresini bulur diye oğlunu, Halife Ömer’in huzuruna getirdi. Çocuğa, babaya itaatin faziletlerinden bahseden Hz. Ömer, “Babana niçin itaat etmiyorsun?” dedi. Çocuk, Hz. Ömer’i dikkatle dinledikten sonra, “Ya Ömer! Babanın evlat üzerinde bu kadar hakkı var da, evladın baba üzerinde hiç mi hakkı yok” dedi. Hz. Ömer, “Olmaz olur mu? Babanın vazifeleri de vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Doğduğu zaman güzel bir isim koymak, dinini, diyanetini öğretmek, kitabullahı öğretmek, daha sonra, zamanı geldiğinde Müslüman ve iffetli bir hanımla evlendirmek” diye saydılar. Bunları dinleyen evlat, “Ya Ömer sorar mısınız babama, bunlardan hangi birini bana yapmıştır” dedi. Hz. Ömer, çocuğun babasına dönüp, “Bu vazifelerini yerine getirdin mi?” diye sordu. Adam gayet mahcup bir vaziyette, “Hayır ya Ömer, yerine getirmedim” deyince Halife çok hiddetlendi ve, “Demek ki, oğlun sana isyan etmemiş, sen oğluna isyan etmişsin. Bir de gelmiş oğlum beni dinlemiyor” diyorsun...


Ölmüşlerimizin ruhuna yaptığımız hayırların ölüye bir faydası olur mu?

Yapılan ibadetlerin ve hayırların sevaplarını başkasına bağışlamak dinen caizdir. Kişi okuduğu Kur’an’ın, yaptığı hatmin, kıldığı namazın ve istediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Annesi babası öldükten sonra onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını soran kimseye peygamber, “Evet onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmak, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmaktır” buyurmuştur. Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran Sahabeye de, “Evet ulaşır. Onun namına sadaka ver” buyurmuşlardır. Buna göre, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere ibadet yapılabileceği gibi, çeşitli vesilelerle dua da edilebilir. Ancak 7, 40 ve 52. gün duası gibi uygulamaların hiçbir dini dayanağı yoktur. Ayrıca kişi sevabı bağışlarken kendi sevabından bir şey kaybetmez. Her iki kişiye de aynı şekilde yazılır.
Zarara karışmaksızın sermaye kullandırmak caiz mi?
Bir tüccara çalıştırmak üzere


Mesbuk kime denir? 

Cemaatle kılınan namaza baştan yetişemeyip, ilk rekatin rükuundan sonra imama uyan kimse demektir. İmam ile birlikte rükuu yapamayan, yani imam ile birlikte sübhanallah diyecek kadar rükuda bulunmayan kimse o rekatı kaçırmış sayılır. Mesbuk, imam selam verince, beklemeden ayağa kalkar ve cemaatle kılamadığı rekatları tek başına tamamlar.
Namazın ilk iki rekatında aynı zammı süreyi okumak caiz mi?
Namaz kılarken her rekatta ayrı ayrı zamlı sure okumak gerekir. Şayet fazla sure bilinmiyor sadece bir sure biliniyorsa, o zaman her rekatta aynı sure okunur, başka sureler de ezberlenmeye çalışılır.
Adak etinden kimler yiyemez?
Adak yapan kimse, adadığı hayvanın etinden yiyemez. Etin tamamını dağıtması gerekir. Şayet bir miktar yemiş olursa, yediği etin kıymetini fakirlere para olarak vermesi gerekir. Adak yapan, adadığı hayvanın etini, fakir olsalar bile, usul ve füruna ve geçimi üzerine bağlanmış bulunanlara yediremez. Usul, ana ve baba tarafından yükselen soya denir. Füru, evlatlardan aşağı inen soylara denir.
Cenaze mezara koyulmadan ona Kur’an okumak caiz mi?
Vefat eden kimse yıkanmadan olduğu mekanda kendisine Kuran okumak mekruh görülmüştür. Ancak ölünün olduğu mekandan başka bir mekanda kendisine Kur’an okunmasında dini bir mahzur yoktur. Aynı şekilde yıkanıp defin için hazırlanmış kişiye Kur’an okumada bir sakınca yoktur.
İbadetlerin vekalet yoluyla


Sevgililer gününü kutlamak dinen caiz mi?

Sevgi, insanın fıtratında bulunan tarifi yapılamayan; ancak tadılabilen üstün bir meziyet ve evrensel bir paylaşımdır. İslam dini, bu sevgiyi önemsemiş, ayetler ve hadislerle de tavsiye etmiştir. Ancak İslam dinin özüne uygun olmayan hususları da yasaklamıştır. Aynı şekilde başka kavim ve toplumlara da benzemeyi yasaklamıştır. Nitekim sevgili Peygamberimiz hadis-i şeriflerinde bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Kim bir kavme (topluluğa) benzemeye çalışırsa o, onlardandır.” (Ebu Davud, “libas”, 4.) Dolayısıyla sevgililer günü başka kültür ve milletlerden bize geçmiş milli ve manevi değerlerimizde ve de kültürümüzde yeri olmayan bir adettir. Bir Müslüman’a yakışan dinimizle ilgisi olmayan, dinimizin asli kaynaklarıyla örtüşmeyen, milli geleneklerimizde de yeri olmayan bu tür kutlamalardan uzak kalmasıdır. Çünkü bu gün başka kültür ve medeniyetlerin bir uygulaması ve aynı zamanda tüketime teşvik amacını taşıyan bir uygulamadır. Başka toplum ve inançlara benzemek için kutlanırsa manevi anlamda kötü sonuçlar da doğurabildiğinden Müslüman’ın sevgililer gününü kutlamaması gerekir. Aynı şekilde diğer inanç ve kültürlere benzemek gayesi olmadan kişinin eşine sevgililer gününde hediye alması uygun bir davranış olmakla beraber başka bir zamanda alması daha doğru ve güzeldir. Zira bu durum kültürel yozlaşmaya sebep olmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber kültürel yozlaşmayı engelleme adın İslam tarihinde bir takım düzenlemeler yapmıştır. Sevgili Peygamberimiz, Medine’ye hicret


Kalbe doğan kötü düşüncelerden dolayı insan günahkar olur mu?

Vesvese: şeytanın, kötü bir işin yapılmasını veya iyi bir işin terk edilmesini ya da eksik yapılması için kişiyi kışkırtıp aklını çelmesi ve nefsin kötü arzularına uymasını teşvik etmesidir. Vesvese kelimesi Kuran-ı Kerim’de dört yerde geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’de Vesvese verenin şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiştir. Kur’an, aynı zamanda şeytanın Hz. Adem ile eşini vesvese yoluyla cennetten indirilmelerine neden olduğunu bildirerek müminlerin bu konuda duyarlı olmalarını istemiştir. Hz. Peygamber de müminlere vesvese ile hareket etmemelerini tavsiye etmiş, vesvesenin dini ve hukuki bir hüküm doğurmayacağını bildirmiştir. Dolayısıyla kişi kalbine doğan düşüncelerinden, eyleme dönüştürmedikçe sorumlu değildir. Buna göre kalbe doğan vesvese sebebiyle kişinin dinine zarar gelmez. Kişi vesveseden etkilenmemeli, kendisine iyi şeyler telkin etmeli bundan korunmak için de Felak, Nas İhlas, Ayetel Kürsi gibi ayet ve sureleri okumalıdır.
Dövme yaptırmak niçin haramdır?
Allah, insanı çevreleyen varlıkları hayranlıkla seyredilmeye değer bir ahenk ve güzellik içinde yaratmış, insanı da estetik duygusuyla donatarak onu güzel görünmeye, güzele ve güzelliğe meftun kılmıştır. Allah, insanları en güzel şekilde yaratmış, yaratmakla kalmamış, insanlara makul ve mutedil ölçüler içerisinde süslenmelerine, güzelliklerini korumalarına güzel görünmelerine de izin vermiş, hatta bunu teşvik etmiştir. Buna


Bir kadının rahmini aldırması caiz mi?

Evlilikte asıl olan insan neslinin devam etmesidir. Bu yüzden evlenecek kişilerin çocuk yapabilecek kadınları nikahlanmaları müstehabdır. Çünkü evliliğin en önemli hedeflerinden birisi çocuk sahibi olmaktır. Evliliğin bu yönüne dikkat çeken fakihler, kadının tıbbi bir rahatsızlığı yoksa veya doğum yapması halinde fiziki bir rahatsızlık geçirmeyecekse ister çocuğu olsun ister çocuğu olmasın fark etmeksizin o kadını temelli olarak çocuktan kesmeyi caiz görmemişlerdir. Yani sebepsiz bir şekilde ve tıbbi bir gerekçe yoksa kadının rahmini aldırmak, onu kısırlaştırmak caiz değildir. Ancak kadının hamile kalması halinde tıbbi bir tehlike veya ölüm, sakat kalma gibi bir hadise ortaya çıkacaksa rahmini aldırabilir. Çocuktan temelli kesilebilir.
Arabamıza nazar boncuğu asmamız dinen caiz mi?
İslam inancına göre nazar vardır. Onun için nazar değmesine karşı Allah’a sığınılmalıdır, ondan yardım dileyip ona ibadet edilmelidir. Nitekim Peygamber efendimiz nazar ile ilgili şöyle buyurmaktadır: “Bir kimsenin kendisini veya kardeşlerinin bir şeyi hoşuna giderse, bereketle ona dua etsin. Çünkü göz değmesi haktır.” Nazarın vaki olduğu bir hakikattir. Bundan sakınmak için çeşitli yollar denemekte fayda vardır. Ayet-el Kürsi, Nas, Felak, İhlas surelerini okumak bunun bir yoludur. Ama nazar değmesin diye evimize, dükkanımıza, arabamıza, çocuklarımızın elbisesine boncuk işlenmesi veya


Maddi çıkar için boşanmak dinen caiz midir?

Aile ve evlilik ciddi bir müessesedir. Bir kimsenin dünyevi bazı kazançlar elde etmek için nikahı suiistimal etmesi doğru bir davranış değildir. Mesela bir kişinin, yurt dışında çalışabilmek için oturum izni almak maksadıyla bulunduğu yerin vatandaşlarından birisi ile formalite evliliği yapması veya vefat eden babasının emekli maaşından yararlanmak üzere eşinden mahkeme kararıyla boşanması nikahın suiistimal edilmesinin örneklerindendir. Yanlış ve yalan beyanlarla elde edilen kazanç, haksız bir kazançtır. Haksız yollarla elde edilen kazanç ise dinen uygun değildir. Bunun yanında bu tarz işler için kişinin hanımını boşaması dinen de boşaması demektir. Bu boşama da bain talak olmaktadır. Bu karı kocanın evliliği dinen bittiğinden tekrar beraber yaşamak istemeleri halinde yeniden bir nikah kıymaları gerekir.
Baldız, yenge veya enişte ile tokalaşmak dinen caiz mi?
Baldız, yenge, enişte gibi yakınlar her ne kadar birbirine akrabalık anlamında yakınsa da dinen birbirlerine ebediyen haram değildir. Bunların birbirlerine haramlıkları geçicidir. Yani bunlarla evlenmek hala, teyze, dayı ile evlenmek gibi kesin ve ebedi değildir. Durum böyle olunca bu kişilerle tokalaşmak dinen caiz değildir. Bu kişilerle tokalaşmak dinen hiç tanımadığımız bir bayanla tokalaşmak gibi yasak ve haramdır.
Melekler


Bazı durumlarda başka bir mezhebi taklit etmek caiz mi?

Hanefi, Şafii, Maliki farkı olmaksızın bütün ehli sünnet mezhepleri haktır ve kendilerine uyulabilir. Mezheplerin varlığı biz Müslümanlar için bir rahmet ve çıkış yoludur. Hangisine uyarsak uyalım doğru yolu bulmuş oluruz. Bu mezheplerin oluşmasında ve mezhebe bağlanmada daha çok mezhep kurucularının yaşadığı bölgenin etkisi söz konusudur. Ebu Hanife’nin Orta Asya ve Anadolu topraklarında yaşaması imam Şafii’nin Mısır’da, Irak’ta- Suriye’de yaşaması. Neticesinde mezhepleri bu bölgelerde yayılmış insanlar da bu mezheplere rağbet göstermiştir. Fakat bu mezheplerden birine tabi olurken diğerlerini kabul etmemek doğru değildir. Çünkü bütün ehl-i sünnet mezheplerinin çıkış noktası Kur’an ve sünnettir. Dolayısıyla Şafii’ye tabi olmakla beraber bazen şartlara, mazerete binaen faraza Hanefi mezhebini taklit edebiliriz. Mesela: Şafii mezhebinde engelsiz bir şekilde bir bayanın tenine dokunmak abdesti bozar, ama aynı durum Hanefi mezhebinde bozmaz. Doktor olan bir kimse her zaman muayene ediyorsa abdestinin bozulmaması mümkün değil, her zaman da abdest almak kolay değil, hele kışın ağır şartlarında hiç kolay değil. Binaanleyh böyle bir mazereti olan kimse Hanefi mezhebini taklit ederek abdestini bozmayabilir. Yani namazını kılabilir. Nitekim dinimiz kolaylık dinidir. Sevgili Peygamberimiz “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” (Buhari, “İlim”, 12.) buyurmaktadır. Aişe validemizden rivayet edilen bir hadise göre de peygamberimiz zor ile kolay arasında tercih söz konusu olduğunda daima kolay