Sayfa Yükleniyor...
Dinen, koca ailenin reisidir ve evinin nafakasını temin etmekle yükümlüdür. Kazanç yollarının meşruluğuna riayet etmek yani helal lokma kazanıp çoluk çocuğuna ekmek getirmek onun sorumluluğundandır. Dolayısıyla helalinden bir rızık temin edip getiriyorsa sevabı, haramdan kazanıp getiriyorsa kocanın vebalı ve günahı olur. Bu anlamda hanımının ya da çocuklarının bu kazançta günahı veya sevabı yoktur. Dini emirleri yerine getirse koca görevini yerine getirmiş olur bundan da sevabını alır. Ama koca namaz, hac, zekat gibi dini görevlerini yerine getirmiyorsa ya da içki, kumar, faiz gibi Allah’ın haram kıldığı bir fiil yapıyorsa bunlar yanlış ve günah olmakla beraber rızkına ya da kazancına bir zarar vermez. Yani kazandığı para helal ise günah işlemekle bunu haramlaştırmaz. Yaptığı iş kazandığı ekmek haram ise namaz kılması bunu helalleştirmez. Dolayısıyla koca dini görevlerini ihmal ederek bir şey kazanıyorsa kadının bunda bir günahı yoktur. Bu kazançtan da yemesinde bir sakınca yoktur, vebali kocaya aittir.
Yolculuğa çıkacak olan birisinin namazı vaktinden önce kılması caiz mi?
Namaz günün belli vakitlerinde yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Bu farz ibadetin yerine getirilmesi için belli şartlar ve erkanlar söz konusudur. Bu şart ve erkanlar yerine getirilmeden kılınan namaz geçerli olmaz. Namaz vakti de bu şartlardan bir şarttır. Dolayısıyla bir namaz vakti girmeden (öğlen
Fala bakarak gelecek hakkında kehanette bulunmak ve haber vermek dinen caiz değildir. Bu fala bakmak caiz olmadığı gibi aynı şekilde buna inanmak da doğru değildir. Çünkü gelecek hakkında haber vermek gayıptan haber vermek demektir. Gaybı da Allah dışında kimse bilemeyeceğine göre buna bakmak ve baktırmak caiz değildir. Nitekim sevgili Peygamberimiz gelecek hakkında kehanette bulunmanın büyük günahlardan olduğunu belirtmektedir.
Namaz hangi durumlarda kazaya kalsa günah olmaz?
Namazı bilerek ve dini meşru bir mazeret olmadan kazaya bırakmak günahtır. Ama namaz uykuda ya da unutulduğunda veya kılmasını imkansız hale getiren fiziki şartlardan dolayı kazaya bırakılmışsa bunun bir günahı yoktur. Hanefi, Şafii ve Maliki mezheplerine göre namazı bu şekilde kazaya kalan kimse günahı olmamakla beraber bu namazı kaza etmelidir.
Erkeğin ipekli elbise ile kıldığı namaz geçerli mi?
Bütün ehli sünnet mezheplerine göre erkeğin saf ipek giymesi ya da yüzde elliden fazla ipek olması dinen yasaklanmış ve haram kılınmıştır. Ama ipekli elbise ile kılınan namazın geçerli olup olmadığı hususu mezhepler arasında tartışmalıdır. Hanefi mezhebine göre, ipekli elbise içinde kılınan namaz sahih olup iadesi gerekmez. Ancak ipekli elbise ile namaz kılmak mekruhtur. Ayrıca bu şahıs, giyilmesi yasak olan bir şeyi giydiği için de günah işlemiş olur. Şafii mezhebine göre ise, bu
İman inanılması gereken hususlar açısından artmaz ve eksilmez. Bir kimse, iman esaslarının tümünü kabul edip de, bir ya da birkaçına inanmazsa, iman etmiş sayılmaz. Bu durumda, iman gerçekleşmediğinden, artması ve eksilmesi söz konusu değildir. Ancak güçlü ve zayıf olmak açısından farklılık gösterir; kiminin imanı kuvvetli, kiminin zayıftır. İmanda bu çeşit farklılığın bulunduğuna Kur’an-ı Kerim’de işaret edilmiştir: “Herhangi bir sure indirildiğinde, içlerinden (alaylı bir şekilde) ‘bu hanginizin imanını artırdı?’ diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sure onların imanını artırmıştır.” (Tevbe 9/124); “O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir.” (Fetih 48/4); “Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların (mü’minlerin) imanlarını artırır.” (Enfal 8/2) Buna göre kişi günah işleye işleye imanını zayıflatmaktadır. Aynı şekilde kişi hayır işleye işleye ibadet ede ede de imanı artar.
Bir gelin kayınpederi ile hac veya umreye gidebilir mi?
Kadının yalnız başına yolculuğa çıkması uygun değildir. Bu yolculuk Hac ya da Umre için olsun fark etmez. Kadının Hac Umre ya da başka bir yere gidebilmesi için yanında bir mahremi olması gerekir. Dolayısıyla kadın hac veya umreye gidecekse yanında mutlaka bir mahremi olmalıdır. Kadının kayınpederi de babası,
İbadetlerde niyetin hangi dilde yapıldığının bir anlamı yoktur. Hangi ibadet olursa olsun hangi dilde yapılırsa yapılsın fark etmeksizin o ibadet geçerlidir. Örneğin: Namaza başlamak için niyet etmek gerekir. Bu niyeti getirirken de niyetin Arapça olma zorunluluğu yoktur. Dileyen niyeti Arapça dileyen Türkçe, Farsça ya da başka bir dilde niyet edebilir bunun namaza hiç bir zararı yoktur.
Kaza sonucu ölen bir kimse eceliyle mi ölmüştür?
İslam inancına göre herkesin bir eceli vardır. Bu ecel ne geri alınır, ne de ileri alınabilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulmaktadır: “Her ümmet için takdir edilen bir ecel vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir an ileri ne de geri alınamaz.” (Araf, 34) Buna göre trafik kazasında ölen kimse eceliyle ölmüştür. O kimse için bundan başka bir ecel yoktur. Trafik kazası, ölen kimsenin hayatını kısa kesmiyor, onu eceli gelmeden öldürmüş olmuyor. Bilakis ölen kişinin ölüm sebebi böyleydi ve vadesi dolduğundan bu kaza olmuş oluyor. Buna göre Trafik kazası, cinayet ya da bir başka ölüm şekli kişinin ecelini değiştirmez. Çünkü insanın eceli veya ömrü değişmez. O kişinin o şekilde o zaman öleceği takdir edilmiş demektir.
Koruyucu aile programı uygulaması kapsamında himayeye alınan çocuklar için devletin ödeyeceği paranın, çocuğa harcanması veya onun adına saklanması halinde koruyucu aile tarafından alınmasında dini açıdan bir sakınca yoktur. Bununla birlikte çocuğu himaye eden ailenin fakir olması durumunda çocuk için verilen paradan makul şekilde istifade etmesi de uygundur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hususta melaen “Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter” buyurulmaktadır. (Nisa, 4/6). Buna göre koruyucu ailenin devletin çocuk için verdiği parayı almasında sakınca yoktur. Tabi bunu da çocuk için harcamalıdır.
Bayılma abdesti bozar mı?
Abdesti bozan hususlardan birisi de kişinin bayılmasıdır. Çünkü kişinin aklı bayılma ile birlikte izale olmaktadır. Akıl izale olunca hali ile abdest de bozulmuş olmaktadır. Buna göre az ya da çok süre bayılmak, sara nöbeti tutmak gibi aklın algılama gücünü gideren şeylerle
Başkasına ait herhangi bir malı kullanmak o kişinin iznine bağlıdır. Buna göre bu tür kablosuz internet ağlarında hizmetin sahibi kendisi için yapmış ve kendisi kullanıyordur. Sahibi olan bir malı kullanmak o malın sahibinin iznine bağlı olduğundan ondan habersiz internetini kullanmak caiz değildir. Kaldı ki internet konusu hem malını izinsiz kullandığımız kişiye karşı hem de şirketin sahibine karşı bir sorumluluktur. Kişinin malını ondan izinsiz kullanmamız bir kul hakkıdır. Aynı şekilde diyelim ki şirket belli şartlarla ve sınırsız limitlerle bu işi sadece bir kişi veya eve tahsisi etmişse bu kurallara da riayet etmemek doğru değildir. Kısaca başkasının internetini habersiz kullanmak uygun değildir.
İman etmeyen kimse cennete girebilir mi?
İman olmadan hiçbir amelin ve hayrın ahirette mükafatı yoktur. Kişi bu dünyada ne kadar iyilik yaparsa yapsın kalbinde imanı yoksa ahirette mükafatı olmaz. Dolayısıyla cennete de giremez. Bu kimse bu dünyada yaptıklarına karşılık bu dünyada mükafat alır. Sağlık zenginlik, makam gibi. Ancak imanı olmadığından ahirette cennete giremez ebediyen de cehennemde kalır. Aynı şekilde bu dünyada imanlı olan bir kimse ne kadar günahkar olursa olsun bu dünyadan amentünün esaslarına inanarak vefat ederse ahirette Allah affetmezse, ya da kendisine
Başkasının emeğini gasp anlamına gelecek her iş, tutum ve davranış, kul hakkı sorumluğunu gerektirir. Kul hakkı ki Allah’ın affetmediği iki büyük günahtan birisidir. Bu hak ise, söz konusu hak sahibine iade edilmedikçe veya helallik alınmadıkça ortadan kalkmaz. İslam dini, emeğe büyük önem verir, haksız kazanca ise karşı çıkar. Kur’an-ı Kerim’de: “İnsan için ancak çalıştığı vardır” (Necm, 53/39) buyrulur. Hz. Peygamber de emeğin hakkının verilmesini değişik hadisleriyle ifade etmişlerdir. Bunlardan birinde: “Hiçbir kimse, elinin emeği ile kazandığını yemekten daha hayırlı bir kazanç yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davud da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhari, Büyu’, 15) buyurmuşlardır. Buna göre, emek ve gayret sarf ederek toplum nezdinde itibar gören bir firmanın kendi markasının izinsiz olarak başkaları tarafından kullanılması kul hakkı ihlaline ve müşterilerinin aldatılmasına sebep olacağından dolayı İslam ahlakıyla bağdaşmamaktadır. Ayrıca bu yolla haksız kazanç sağlamak da dinen caiz değildir.
Bütün günahlar tövbe etmekle bağışlanır mı?
İslam dini, inanç, ibadet ve muamelat olmak üzere üç kısımdan oluşur. İnanç kısmını inkar etmek yani imanının altı esasından birini Allah’ı, Peygamberi inkar etmek küfürdür dinden çıkmadır. Diğer konularda haddi aşmak ise günahtır. İçki içmek, namaz kılmamak, yalan söylemek gibi. Kişi kafir olmadıkça günah işlemekle dinden çıkmaz. Küfür dışında günah işleyen kişi, ne kafir ne de
Piyangodan veya iddiadan kazanılan para diğer iştirakçilerin kaybettiği bir para olduğuna göre yani bir çeşit kumar olduğundan haramdır. Zira iddia veya piyango kumarın unsurlarını bünyesinde taşımaktadır. Bunların gelirlerinin bir kısmından; tesis yapılması veya hayır kurumlarının faydalanması, İslami açıdan bu kumarı meşru kılmaz. Çünkü her kumarda olduğu gibi taraflardan biri veya birkaçı karlı çıkmakta, diğerleri ise zarara uğramaktadır. Bu da İslami açıdan caiz değildir. Buna göre piyango, iddia veya bir başka haram parayla hayır yapılmaz, yapılsa da sevabı olmaz.
Müslüman bir kimse yılbaşı eğlencesi için Müslüman olmayan kişiye içki satması caiz mi?
İslam fıkhına göre bir kimsenin herhangi bir malı satabilmesi için, önce o mala sahip olması gerekir. Sahip olunmayan bir şeyin satılabilmesi, şüphesiz söz konusu değildir. İslami hükümlere göre, domuz eti, sarhoşluk veren içki ve benzerleri mallar Müslüman’ın sahip olabileceği mütekavvim bir mal değildir. Müslüman bunları satın alamaz, imal edemez ve edinemez. Bu itibarla, bir Müslüman’ın, müşteriler gayr-ı Müslim bile olsa, bu tür haram malların ticaretini yapması, dinen caiz değildir. Yani Müslüman bir kimse Müslüman olmayan kimseye içki satması caiz değildir.
Borcu olan
Milli piyango, bir şans ve kumar oyunu olduğundan, ister akaryakıt istasyonları, marketler, alışveriş karşılığında bedava olarak müşterisine versin, isterse iki arkadaş birbirine hediye etsin, isterse kişi bizzat para vererek bileti satın alsın fark etmeksizin ki hepsi de haramdır. Buna göre kişinin bileti bizzat alması ya da hediye olarak kabul etmesi arasında fark yoktur. Her ikisi de haramdır.
Promosyon olarak verilen milli piyango biletini almak caiz mi?
Milli piyango bir şans ve kumar oyunu olduğundan, ister akaryakıt istasyonları, marketler, alışveriş karşılığında bedava versin, isterse kişi bizzat para vererek bileti satın alsın fark etmeksizin ikisi de haramdır. Buna göre kişinin bileti kendisinin almasıyla alış-veriş karşılığında promosyon olarak bedava alması arasında fark yoktur. Her ikisi de haramdır. Promosyon olan biletin haram olma sebebi ise biletin özünde haram olmasıdır. Alış veriş onu helal yapmaz. Bu böyle bir alışverişte promosyon olarak verilen bir şişe içkiye benzer. Nasıl ki alış veriş verilen promosyon içki şişesini helal yapmıyorsa, aynı şekilde piyango biletini de helal yapmaz.
Piyangodan veya iddia oyunundan çıkan parayla hayır yapılabilir mi?
Piyangodan veya iddiadan
Yalan, İslam’ın yasakladığı büyük günahlardan birisidir. Yalanın şakası da ciddisi de yasak ve haramdır. Sevgili peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “insanları güldürmek için yalan söyleyen kişiye yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun.” (Ebu Davud, “Edeb”, 40.) Bu hadislerden hareketle şaka ile de olsa yalan söylemek caiz değildir. Yalan ancak şu üç yerde söylenebilir. 1-Karı kocanın arasını düzeltmek, 2-Arası bozulan iki kişinin arasını düzeltmek, 3- Savaşta düşmanı mağlup edebilmek için.
Falcılık yaparak para kazanmak caiz mi?
İslam dini asla ama asla fala bakmayı veya baktırmayı caiz görmez. Fala bakma ve baktırmayı dinimiz şiddetle reddetmekte, fala bakmayı haram kabul edip yasaklamaktadır. Zira İslam dininde gayp ilmini yani gizli olan ilmi ve bilgiyi ancak ve ancak Allah’u Teala bilmektedir. Allah’ın dışında hiç kimse bu ilmi bilemez. Peygamberler bile ancak Allah’ın bildirdiği kadar bir bilgiye sahiptiler. Dolayısıyla peygamberlerin dahi bilmediği bir bilgiyi falcıların bilmesi düşünülemez. Bundan dolayı fala bakmak ve baktırmak İslam dininde haram kılınmıştır.
Dua ederken nelere dikkat etmeliyiz?
Dua din literatüründe, insanın bütün benliğiyle Allah’a yönelerek maddi ve manevi isteklerini O’na arz
İslam’ın ekonomik anlayışında serbest piyasa anlayışı vardır. Bu anlayışta isteyen istediği oranda mal alır ve satar. Bu malı da istediği fiyata alır ve satar. Tabi olağan durumlar için geçerlidir. Ancak olağan üstü dönemlerde deprem, afet, kıtlık… Dönemlerinde devlet gerektiğinde malın hem stokunu, karaborsasını, önlemek hem de kıtlıktan dolayı insanların mağdur duruma düşmemeleri için fiyatlara fıkhi bir tanımla narh koyabilir. Yani fiyatlara sınırlama getirebilir. Lakin bugünkü piyasa koşulları gibi zamanlarda fiyatlara sınırlama getirilmez. Fiyatlara sınırlandırma getirilmediği gibi aynı zamanda kar oranlarına da bir sınırlandırma getirilmez. Çünkü istenilen bütün temel ihtiyaçlar her yer de var. Günümüzde de serbest rekabet piyasası var. Bir markette ya da iş yerinde satılan malının fiyatını beğenmeyen vatandaş hemen diğer marketten ya da iş yerinden ihtiyacını alabiliyor. Kıtlık ve karaborsa olmadığından fiyatlara ve kar oranlarına bir oran koyulmaz. Tabi her ne kadar dinen fiyatlara bir oran koyulmasa da Müslüman yakışan başta ticaretinde olmak üzere hayatın her alanında ehli vicdan olmasıdır.
Namaz kılarken secdede en az ne kadar beklemek gerekir?
Fıkıh dilinde, rüku ve secdede beklemeye tadili erkan denir. Tadili erkan, rükünleri düzgün, yerli yerinde ve düzenli olarak yapmak demektir. Namaz,
Falan işim olursa üç gün oruç tutacağım veya kurban keseceğim denilip bu şart meydana gelmeden bu adaklar yerine getirilemez. Şayet yerine getirilirse ve daha sonra da iş meydana gelse bu adakları yeniden yerine getirmek gerekir
Meal ile yapılan hatimden orijinalinden okunmuş gibi sevap alınır mı?
Hatim, Kur’an-ı Kerim’i Arapça lafzıyla başından sonuna kadar okuyup bitirmektir. Bununla birlikte, Kur’an-ı Kerim’in indirilişinden asıl maksat, onun okunup anlaşılması ve gereğince amel edilmesidir. Bu sebeple Yüce Allah’ın öğüt ve buyruklarını öğrenmek için Kur’an-ı Kerim’in meal ve tefsirlerini okumak da önemli bir görev, sevaplı bir iştir. Ancak tabii ki orijinalinden okumuş gibi hatim sayılmaz ve o derece sevap elde edilmez.
Adak sahibi niçin adağının etinden yiyemiyor?
Adak adayan kimse borcu ve görevi olmadığı halde kendini bir borcun altına soktuğundan ve bu adak bir borç ve sadaka olduğundan adağı adayan kimse bu adaktan yiyemez. Kendisi bu adaktan yiyemediği gibi hanımı ve çocukları da yiyemez.
Şefaat ya Rasulallah demenin bir sakıncası var mı?
Hz. Peygamber’in, Allah
İslam dini, kadın ve erkeğin ziyneti hususunda bir takım kurallar koymuştur. İslam dininde ziyneti ağırlıklı olarak kadın takmakla birlikte erkeğin de kullanabileceği ziynet eşyası vardır. İslam dini, kadının da erkeğin de ziynet eşyası kullanımında bazı kurallar ve kaideler koymuştur. Bu kurallar ölçüsünde kadın ya da erkek ziynet eşyası kullanabilmektedir. Altının kadına caiz, erkeğe haram, gümüşün her ikisine caiz olması gibi. Erkeklerin küpe takması meselesi de bunlardan birisidir. Şu bir hakikattir ki küpe bütün toplumlarda kadınlara özgü bir aksesuardır. Ancak günümüzün modern dünyasında erkekler de küpe takmaktadır. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Kadınlara benzemeye çalışan erkekler, erkeklere benzemeye çalışan kadınlar, Allah’ın rahmetinden uzaktır”. ( Buhari, “Libas” 61-62 ), “Kim bir kavme (topluluğa) benzemeye çalışırsa o, onlardandır.”(Ebu Davud, “libas”, 4) Bu ve benzeri hadislerle kadınların erkeğe, erkeklerin kadınlara özenmesini ya da benzemesini kınamış ve uzak kalınması hususunda uyarmıştır. Erkeklerin küpe takması meselesi de bu hadislerin ışığında İslam müçtehitleri tarafından değerlendirilmiş ve erkeğin küpe takmasını harama yakın mekruh görmüşlerdir. Bu anlamda Müslüman erkeğin kadınlara has süs eşyalarını kullanmaktan uzak durmaları gerekir. Ayrıca erkeğin küpe takmasının dini sakıncalarının yanında gelenek ve göreneklerimizde de böyle bir fiil hoş karşılanmayarak ayıplanmaktadır.
Boşanan çiftlerin tekrar evlenmesi caiz mi?
Dinen boşama üç kere ile sınırlandırılmıştır. Bir ve
Milli piyango, bir şans ve kumar oyunu olduğundan, ister akaryakıt istasyonları, marketler… alış-veriş karşılığında bedava olarak müşterisine versin, isterse iki arkadaş birbirine hediye etsin, isterse kişi bizzat para vererek bileti satın alsın fark etmeksizin ki hepsi de haramdır. Buna göre kişinin bileti bizzat alması ya da hediye olarak kabul etmesi arasında fark yoktur. Her ikisi de haramdır.
Süt kardeşinin kardeşi ile evlenmek caiz mi?
Çocuğun süt emdiği kadın onun süt-anası olur. İslam fıkhını göre süt emen kimsenin süt emdiği kadınla evlenmesi haramdır. Nitekim bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Sizi emziren analarınız, süt kardeşleriniz size haram kılındı.” (Nisa, 4/23) Kişinin süt emdiği kadın ona haram olduğu gibi aynı şekilde o kadının kızları da sütkardeşleri olur ve bunlarla evlenmesi caiz olmaz. Hz. Peygamber hadisi şeriflerinde: “Nesep yoluyla haram olan, rada (süt emzirme) yoluyla da haramdır” buyurarak kişinin süt emdiği kadınla ya da onun çocukları ile evlenilmesinin caiz olmadığını bildirmektedir. Buna göre sütanneden süt emmiş kimse bu sütannenin diğer çocukları kardeşi olduklarından onlarla evlenmesi caiz olmaz. Ancak kadının öz çocuğu annesinden süt emen kimsenin kardeşi ile evlenmesinde bir sakınca yoktur.
Kişinin çocuk olduğunda bir şükür anlamında mevlit okutabilir. Ancak bu mevlidi zorunluluk anlamında okutmak zorunda değildir. Bu mevlidi okutmanın da bir vakti yoktur. Yani mevlidi çocuğun doğduğu gün ya da kırkıncı gününde okutmak zorunda değildir. Bu gibi merasimler güzel ve dinen hoş olmakla beraber dini bir vecibe ya da farz değildir. Ama yapılması halinde dinen sevap kazanılan güzel davranışlardır. Aynı zamanda anne ve babalar, çocukları dünyaya geldiğinde Allah’a hamd ve şükür maksadıyla isterlerse kurban keser, tatlı ikramı yaparlar. Fıkıh kitaplarında Akika adıyla geçen bu çocuk kurbanını kesme daha çok çocuğun doğumundan sonra ilk yedinci günde kesilmesi tavsiye edilmiştir. Ama daha sonra da kesilebilir. Dinen bir sakıncası yoktur. Buna göre Allah’a şükür babından ebeveynler çocukları olduğunda Kur’an veya mevlid okutmalarında bir sakınca yoktur. Bilakis dinen güzel bir davranıştır. Ama illaki bunu yapmak veya şu günde okutmak gerekmez. Birinci gün de olur. 40. gün de 100. günde de olur. Hiçbir fark yoktur.
Allah haramı yasaklamasına rağmen neden yaratmaktadır?
Hayır ve şer Allah’tandır”, demek bunları yaratan Allah’tır, demektir. Çünkü Yaratıcı O’dur ve O’ndan başka yaratıcı yoktur. Kula bakan yönüyle ise hayrı ve şerri
Namaz ibadeti, geçmiş peygamberlerde ve ümmetlerde de olan bir ibadettir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hususta mealen şöyle buyrulmaktadır: “Bir zamanlar biz İsrailoğulları’ndan, “Yalnız Allah’a kulluk edeceksiniz; ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekatı verin” diyerek söz almıştık. Sonra, içinizden küçük bir kesim dışında, sözünüzden döndünüz; hala da sırt çevirmektesiniz.” (Bakara, 2/83.) “Musa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi ibadet mahalli yapın ve namazı kılın. (Ey Musa!) İnananları müjdele.” (Yunus, 10/87.) Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi namaz ibadeti geçmiş toplumlara da farz olan bir ibadettir.
Sehiv secdesi nedir ve yapmayı unutmuşsa kişinin ne yapması gerekir?
Bu secde, namaz kılarken kişinin yanılması veya unutması ya da dalgınlık gibi bir durumda namazın sonunda yaptığı bir secdedir. Kişi namazının kılarken farzı tehir etmişse veya vacibi terk ya da tehir etmişse sehiv secdesini yapması gerekir. Ancak kişi yapması gereken sehiv secdesini yanılarak veya unutarak terk etmişse, şayet selam verdikten sonra konuşmak, gülmek kıbleden dönmek gibi namaza aykırı bir iş yapmışsa bu kimsenin sehiv secdesini yapması gerekmez namazı da kaza etmesine gerek yoktur. Fakat
Ölen bir dost ya da akraba için yas tutmak, üzülmek, hüzünlenmek dinen caizdir. Hatta kişinin acısını açığa vurup ağlaması ve gözyaşı dökmesi de caizdir. Nitekim Hz. Peygamber de oğlu İbrahim ölünce ağlamış, yine can çekişmekte olan kızının oğlu kendisine arz edilince, gözlerinden yaşlar boşanmıştır. Sebebi sorulunca da “Bu Allah’ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah ancak merhametli olan kullarına merhamet eder” buyurmuştur. (Buhari, “Cenaiz” 43.) Ölünün arkasından ağlamak ve yas tutmak caiz olmakla beraber Allah’ın takdirine karşı çıkmak ve cahiliye döneminde olduğu gibi yaka-paça yırtarak ağlamak, isyan içeren sözler sarf etmek caiz değildir.
Çocuklarımıza Muhammed ismi yerine Mehmet ismini koymak caiz mi?
Muhammed ismi Hz. Peygamberin dört isminden biridir. Peygamber efendimizin bilinen ve en çok kullanılan ismidir ki Kur’an-ı Kerim’de de geçmektedir. Dolayısıyla Muhammed ismini çocuğumuza koymak yerinde ve güzel bir davranış olur. Bu ismi koyarken de illaki başına veya yanına bir isim koymak gerekmiyor. İster sadece Muhammed olarak, isterse yanına ikinci bir isim ekleyerek de konulabilir. Dinen hüküm bu olmakla beraber ecdat, çocuk bu ismi taşıyamaz ve de layık olmaz daha da ötesi Hz. Peygamberin ismine
Adak’ın kelime manası, herhangi bir şeyi yapmaya söz vermektir. Dini kavram olarak adak; Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na tazimde bulunmak için, yapılması mecbur olmayan namaz, oruç ve kurban gibi farz ve vacip ibadet cinsinden bir şeyi yapmayı nezretmek suretiyle o ibadeti kişinin kendisine vacip kılmasıdır. Farz veya vacip ibadet cinsinden adanmış olan bir şeyi yerine getirmek vaciptir. Çünkü adak yapan kimse bu hususta Allah’a söz vermiş demektir. Bu gibi hükümlerin uygulanmasında ise, kadın ve erkek arasında fark yoktur. Ancak adanan adak kesildiği vakit bu adaktan bazı kimseler yiyemezler. Bunlardan birisi de karı kocadır. Şayet koca adak kurbanı kesecek olursa hanımı bu adağın etinden yiyemez. Aynı şekilde kadı adak kestiğinde bu adağın etinden kocası yiyemez.
Kadın kazancını kocasına vermek zorunda mı?
İslam’da mal hürriyeti vardır. Yani erkeğin kazandığı malı kendisine, kadının kazandığı mal kendinedir. İslam’a göre herkes kendi malının sahibi ve tasarruf yetkilisi olduğundan ne kocanın ne de bir başkasının kadının malını nereye, nasıl ve ne kadar harcaması gerektiği gibi konularda karışma hakkı yoktur. Kadın dilerse malı yer, dilerse dağıtır, dilerse kocasına veya bir başkasına verir. Kimse bu konuda onu zorlayamaz. Kocanın o
Müslüman bir kimse gayrimüslimin cenaze törenine katılabilir. Ancak, böyle bir merasime katılan kişinin, diğer dinlere ait dua ve benzeri dini ayin ve ritüellerin icrasına katılması ve gayrimüslim ölüler için rahmet dilemesi caiz değildir. Buna göre taziye ve teselli etmek gibi insani amaçlarla gayrimüslim kimselerin cenaze törenlerine katılmakta bir sakınca yoktur.
Mazereti bulunmadan namazı terk eden dinden çıkar mı?
Namaz ibadeti inançtan sonra sorumlu olduğumuz ilk ibadettir. Ahiret gününde de hesabını vereceğimiz ilk ibadettir. Dolayısıyla hiçbir mazereti olmadığı halde namazı terk eden kimse büyük bir günah işlemiş olur. Ama büyük günah işledi diye kafir olmaz ve İslam’dan çıkmaz. Çünkü ehl-i sünnet inancına göre iman, kalben onaylama ve kabullenmedir, bu ortadan kalkmadıkça insan kafir olmaz; yani dinden çıkmaz. Namaz kılmada inanç meselesi olmadığından ibadet olduğundan onu kılmamak Müslüman’ı kafir yapmaz. Ama Müslüman bir kimse her zaman ve her şartta namazını kılmalıdır. Asla ama asla ihmal etmemelidir.
Nazar duası diye bir dua var mı?
Nazarın mahiyeti ve nasıl olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kimselerin bakışlarıyla olumsuz etkiler meydana getirebildikleri dinen de kabul edilmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “İnkar edenler Kur’an’ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi” (Kalem, 68/51-52) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber, nazar değmesine karşı Muavvizeteyn yani Felak ve Nas
Dinen haram olan bir şeyin yapılması haram olduğu gibi aynı şekilde onu almak veya satmak da haramdır. Heykelin satımı da yasak olan diğer eşyalar ve bazı gıdalar gibi haramdır. Onun için kişinin heykel üretmesi ya da alım satımı yapması haramdır. Haram olduğu için de kişinin evinin nafakasını bundan temin etmesi caiz değildir.
İslam’da anıt mezarının yeri var mıdır?
İslam dini, hayatında olduğu gibi ölümünde de insana gereken değeri vermiş, saygıyı göstermiş ve öldüğü andan itibaren ona yapılacak muameleyi de belirlemiştir. Bu anlamda İslam dini, kabir ve kabristanın düzenli ve tertipli yapılmasını, temiz tutulmasını ve yeşillendirilmesini, hayatta bulunan insanların ölülere karşı bir vefa borcu olarak görür. Ancak kabirlerin yükseltilmesi, üzerine kubbeli binalar yapılması, taşına övücü veya kaderden şikayet edici sözler yazılması yasaklanmıştır. Buna karşılık mezarın bir-iki karış yükseltilmesi, israfa kaçmadan ve tevhid inancına zarar vermeyecek şekilde yapılmasında bir sakınca yoktur.
Cenazeye gönderilen çelengin ölüye bir faydası var mı?
Cenaze merasimlerine çelenk gönderilmesi ve kabirlere çelenk konulması güzel bir davranış ve jest olmakla birlikte ölüye hiçbir faydası yoktur. Çelenk ya da çiçek
Bir malı peşin fiyatına satmak nasıl caiz ve makul ise veresiye fiyatına zamlı satmak da öyle caiz ve makuldür. Zira veresiye satışta malın karşılığı olan bedel bir kaç ay geciktirilmektedir. Diğer bir ifade ile uzatılmaktadır. Dolayısıyla vade uzayınca malı satanın bir zararı söz konusu olmaktadır. Bu zararını telafi etmek için malın fiyatını bir miktar yükseltmesinde dinen bir sakınca yoktur. Ama bunu yaparken iki tarafta peşin fiyata mı yoksa vadeli fiyata mı anlaştıklarını alış veriş esnasında söylemeleri ve bunun üzerinde anlaşmaları gerekir. Şayet böyle olmazsa o zaman bu alış- veriş geçersiz olur.
Kişi çocuğunun ismini değiştirdiğinde kurban kesmek zorunda mı?
Kişi kendisinin ya da evladının sahip olduğu isimden memnuniyetsizlik duyuyorsa yeni bir isim almasında bir sakınca yoktur. Bunun için ezan okumak, kurban kesmek vs. gibi herhangi bir merasim düzenlemeye de gerek yoktur. Peygamberimizin, isimlerini değiştirdiği sahabelere bu tür bir merasim yaptırdığı bilinmemektedir. Ancak yine de ezan okumak isterse ya da kurban keserse de sakıncası yoktur.
Mahkemenin boşadığı çiftler dinen de boşanmış olur mu?
Erkeğin veya her iki tarafın beraberce açtığı dava sonucu,
Vefat eden kimse yıkanmadan olduğu mekanda kendisine Kuran okumak mekruh görülmüştür. Ancak ölünün olduğu mekandan başka bir mekanda kendisine Kur’an okunmasında dini bir mahzur yoktur. Aynı şekilde yıkanıp defin için hazırlanmış kişiye Kur’an okumada bir sakınca yoktur.
Sıkıntılara sabredildiğinde Allah kulun günahlarını affeder mi?
İnsanın başına gelen sıkıntı ve hastalıklar onun günahlarına kefaret olur. Yani başa gelen ölümlere, sıkıntılara, acılara, elemlere, hastalıklara sabredip Allahtan gelenin baş üstünde yeri var deyip metaneti ve vakarı korumak kişinin günahlarına kefferattir. Yani kişinin günahlarını affettirme vesilesidir. Nitekim sevgili peygamberimiz bir hadisi şerifinde bu hususta mealen şöyle buyurmaktadır: “Mü’mine musibet nevinden her ne ulaşır ise günahlarına bir kefaret olur. Musibet, beklenmedik bir hadise olmuş, ayağına batan bir diken olmuş fark etmez.” (Müslim, “Birr,” 49) Yine sevgili Peygamberimiz bir başka hadisinde bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Allah hayrını dilediği kimseyi günahlarını bağışlamak ve derecesini yükseltmek için sıkıntıya sokar.” Ancak kefferatın olabilmesi için başa gelen bu musibet ve hastalıklara sabretmek gerekir.
İbadetlerde niyetin hangi dilde yapıldığının bir önemi var mı?
İbadetlerde niyetin hangi dilde yapıldığının bir anlamı yoktur. Hangi
Hz. Peygamber, mezarlıkları ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerinde de ölülere selam vermiştir. Efendimizin ayrıca mezarlıklarda şu duayı okuduğu kaynaklarda vardır: “Ey Mü’minler yurdu, siz bizden önce gittiniz. İnşallah biz de size ulaşacağız.” (Müslim, “Cenaiz,” 104.) Sevgili Peygamberimiz bu sözü ile hem ölülere dua etmiş hem de yaşayanları ölüm konusunda uyarmıştır. Mezarlıkları ziyaret etmek güzel ve sevap olduğu gibi ziyaret etme imkanı bulunmadığı durumlarda ise kişinin bulunduğu yerden ölüsüne Kur’an okuması ya da dua etmesi de uygun ve sevaptır. Aynı şekilde yapılan ibadetlerin ve hayırların sevaplarını başkasına bağışlamak dinen caizdir. Buna göre kişi, mezarlığı ziyaret etme imkanı yoksa bulunduğu yerden okuduğu Kur-an’ı, yaptığı hatmin, kıldığı namazın ve istediği bir hayrın sevabını ölüsüne bağışlayabilir.
Ölü doğan bebeğe defnetmeden isim koymak gerekir mi?
Çocuk doğarken canlı doğmuşsa, yani bağırmış yahut hareket etmiş, canlı doğduğuna kanaat getirilmişse, bu çocuk cenaze işlemleri açısından tıpkı büyük insan gibi muamele görür. Canlı olarak doğduktan hemen sonra da vefat etse, ismi konulur, cenazesi yıkanır, bir beze sarılır, namazı kılınır ve sonra defnedilir. Yeter ki canlı doğduğuna kanaat getirilsin. Lakin doğan çocuk canlılık işareti göstermemişse, ağlamamış, aksırmamış, esnememiş, ölü olarak doğduğuna kanaat
Havyar, balık yumurtasıdır. Yüce Mevla deniz ürünleri ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “Deniz avı ve onun yiyeceği size de, yolculara da bir geçimlik olarak helal kılınmıştır…” (Maide, 5/96) Sevgili peygamberimiz de deniz ürünleri ile ilgili olarak, “Denizin suyu temiz; ölüsü de helaldir” buyurmaktadır. (İbn Mace, Taharet, 38) Bu ayet ve hadisten de anlaşıldığı gibi balık yemek caizdir. Aynı şekilde balığın yumurtası olan havyarı da yemek caizdir.
Çocuğum sağ-salim doğarsa bir kurban keseceğim diyen kimse bu adaktan yiyebilir mi?
Bu bir adaktır şart yerine gelirse kesilmesi vacip hale gelir. Yani çocuk doğarsa bu adak kesilmek zorundadır. Ancak adak yapan kimse, adadığı hayvanın etinden yiyemez. Etin tamamını dağıtması gerekir. Şayet bir miktar yemiş olursa, yediği etin kıymetini fakirlere para olarak vermesi gerekir. Adak yapan, adadığı hayvanın etini, fakir olsalar bile, usul ve füruna ve geçimi üzerine bağlanmış bulunanlara yediremez. Usul, ana ve baba tarafından yükselen soya denir. Füru, evlatlardan aşağı inen soylara denir.
Hayır da şer de Allah’tandır ne demektir?
Hayır ve şer Allah’tandır”, demek bunları yaratan Allah’tır, demektir. Çünkü