Paylaşımlı ulaşım suçsa, fahiş fiyat ve kalitesiz taksi hizmeti ne?


  • Oluşturulma Tarihi : 17.01.2026 16:48
  • Güncelleme Tarihi : 17.01.2026 16:48

Son yıllarda Türkiye’de “paylaşımlı ulaşım” kavramı özellikle yurtdışında Uber benzeri ülkemizde Martı TAG gibi uygulamalar üzerinden yoğun bir şekilde tartışılıyor. İstanbul ve İzmir başta olmak üzere büyük şehirlerde bu uygulamalar, taksi esnafı ve meslek odalarının sert tepkisiyle karşı karşıya. Taksi şoförülerini temsil eden odaların savunmasına bakıldığında; bu sistemlerin güvenli olmadığı, kaçak taşımacılık yapıldığı, vergi kaybına yol açtığı ve hatta vatandaşın da suça ortak edildiği yönünde ciddi iddialar dile getiriliyor.

Ancak meseleye yalnızca bu pencereden bakmak, büyük resmi kaçırmamıza neden oluyor. Öncelikle şunu net bir şekilde söylemek gerekir: Vatandaş, özgür ve bağımsız bir şekilde, istediği ulaşım modelini seçme hakkına sahiptir. Güvenli olduğu sürece, hangi araçla, hangi yöntemle seyahat edeceğine karar vermek vatandaşın anayasal hakkıdır. Devletin görevi ise bu özgürlüğü yasalar çerçevesinde düzenlemek ve denetlemektir; tek bir kesimin çıkarını korumak değil.

Bugün gelinen noktada paylaşımlı yolculuk uygulamalarının bu kadar ilgi görmesinin temel sebebi çok açıktır: Fiyat farkı. Aynı mesafeye 'paylaşımlı ulaşım', yolculuklarla örneğin 200 TL öderken, taksiyle bu ücretin iki katını hatta bazı durumlarda daha fazlasını ödemek zorunda kalıyorsunuz. Burada esas mağdur edilen kesim vatandaştır. Asgari ücretle geçinmeye çalışan, alım gücü her geçen gün düşen bir yurttaş için bu fark azımsanacak bir rakam değildir.

Asıl sorulması gereken soru şudur: Eğer paylaşımlı ulaşım ve benzeri uygulamalar suçsa, yasa dışıysa, peki taksilerin uyguladığı fahiş fiyatlar ne oluyor? İzmir’de “indi-bindi” ücretinin 150 TL olması ne kadar makul? Kısa mesafede, birkaç dakikalık bir yolculuk için bu ekonomik koşullarda bir vatandaş bu bedeli nasıl ödeyecek? Bu durum, açık bir şekilde vatandaşın cebine uzanmak değil midir?

Daha da önemlisi, taksi esnafı ve ilgili odalar bu uygulamalara karşı adeta savaş açmışken, neden daha ucuz, daha erişilebilir ve daha kaliteli hizmet sunmanın yollarını hiç tartışmıyor? Neden alternatif çözümler üretmiyor? Taksi esnafını temsil eden odalar, esnaf birlikleri ve ilgili dernekler bu konuda neden kapsamlı bir çalışma ortaya koymuyor?

Hizmet kalitesine baktığımızda tablo daha da vahim. Birçok taksi bakımsız, kirli, arızalı ve adeta dökülüyor. Klima çalışmıyor, emniyet kemeri yok, araç içi hijyen yok. Vatandaş kendini Hindistan sokaklarında gibi hissediyor. Hizmet kalitesi neredeyse sıfır ama talep edilen ücret, paylaşımlı yolculuk sistemlerinin en az iki, hatta iki buçuk katı. Böyle bir ortamda vatandaşın alternatif arayışına girmesi suç mudur?

Paylaşımlı ulaşımı “kaçak”, “yasa dışı” diyerek hedef tahtasına koymak kolay. Zor olan ise aynaya bakmak. Önce taksi esnafının kendi hizmet kalitesini, fiyat politikasını ve vatandaşla kurduğu ilişkiyi sorgulaması gerekiyor. Devletin de serbest piyasa ekonomisi içinde nasıl her sektörde dengeleyici ve denetleyici bir rolü varsa, burada da hem taksi esnafını hem de paylaşımlı ulaşım sistemlerini kapsayan adil ve dengeli bir düzen kurması şarttır.

Sonuç olarak, mesele paylaşımlı ulaşım ya da benzeri uygulamalar değil; mesele vatandaşın uygun fiyatlı, güvenli ve kaliteli ulaşım hakkıdır. Bu hakkı görmezden gelen, vatandaşı sürekli suçlayan bir anlayışla bu sorun çözülemez. Çözüm, yasaklamakta değil; iyileştirmekte, rekabette ve hizmet kalitesini yükseltmektedir.

Paylaşımlı ulaşım suçsa, fahiş fiyat ve kalitesiz taksi hizmeti ne?
Erdal Erek
Yazarımız Kim ?

Erdal Erek