Gökkuşağı Renklerindeki Kadınlar

Filiz Akkaya
Filiz Akkaya

Azelya, kulaklarındaki sesleri avuç içleriyle bastırıp susturmaya çalıştı. Seslerden bazıları arkadaş, bazıları dost, komşu, çarşıdaki satıcıydı. Hepsi aynı şeyi söylüyordu. “Çok güçlü bir kadınsın “. Bilmiyorlardı ki, Azelya ’nın, övgü adı altında kullanılan bu cümlenin altında ne kadar ezildiğini. 

     Dışı boyalı içi harabe evler gibiydi adeta. İleriye doğru attığı her adımın onu ne denli mecalsiz bıraktığını kim bilebilirdi ki. Nereye vardığından alkışlarla söz ederlerken, o alkışların içindeki bir türlü anlaşılmayan, ağlayan çocuğu ne kadar incittiğini bir bilseler. 

     Evin en hassas, kırılgan çocuğu olarak büyümüştü. Basit ama huzur kokan düşleri vardı. O zaman olduğu gibi, onu incitmeden seven sevdikleri yanında olsa yeterdi. 

     Hayat onu o sevgi fanusundan çekip çıkarana kadar her şey yolundaydı. Onu çeken neydi? Hayat mı gerçekten, yoksa tercihleri mi? Tercihleri hep sevgiden yana olmuştu. Ama bazen gösterilen sevginin, bildiği tanıdığı o saf hali olmadığını çok geç fark ediyordu. Onu o fanustan her çekip çıkaran felaketi olmuştu. Ve geri dönüş yolları hep ayaklarını kanatmıştı.  

     Kadın olmak, fırtınada ayakta kalmaya çalışan naif bir fidan gibi acınası olmamalıydı. Eş olmak, gelin olmak, anne olmak. Her kimlikte bölünüp parçalanmak. Ve her kayıp parçana rağmen, kalanıyla dik durmayı başarabilmek. Başarı mıydı bu? Yoksa harabe bir evin duvarlarını gökkuşağına boyamak mı? O renkleri hayranlıkla seyreden kimseler, her rengin arkasındaki verilen ödünleri görebilir mi? Her birinin bir acının rengi olduğunu. 

     Kadın olmak, zor zanaattır. Hele başarılı, güçlü bir kadını alkışlamak, acılarını, zorluklarını, çocuk düşlerinin kırıklarını alkışlamaktır. Bu yüzden, kadın güçlü olmayı başardıysa, artık kaybetmeyi kanıksamış, korkusuzdur ve korkulasıdır.