İnsan kaç kere çamura bulanıp temizlenir, tertemiz kalmayı öğrenene dek. Oysa ki en saf, en temiz haliyle dünyaya merhaba der. Hayat yolculuğunda, yoldaşlarının albenisine kapılıp kendini daha güçlü ve güvende hisseder. Oysa ne yoldaşının cazibesi, ne de yaşattığı gönül hoşluklarıdır güvenin adresi. Belki de bu yolun sonuna, yola çıktığın ilk günkü haline ulaşabilme hikayesidir yaşanılan herşey. Bir nefes anne kokusu, bir karın tokluğu sütün huzuruyla dünyaya merhaba dedi Azelya. Dünyayla bir alıp veremediği yoktu. Nefes alabildiği, karnı doyduğu müddetçe daha ne isterdi ki. Sonra eline rengârenk oyuncaklar verdiler. Değişikti, anını güzelleştiriyordu. Ve elinden aldıklarında “benim” diyerek karşı çıktı. Ona aitti ve hep öyle, onunla kalmalı diye düşündü. “ben” im dedi. Zamanla kimisi kırıldı, kimisi kayboldu. Rengârenk masal kitapları oldu. Artık onlar cazip geliyordu. Ne kadar farklı dünyalarda geziyordu her sayfasında. Düşündü bir an. “Oyuncaklarım kırılırken, kaybolurken, elimden alınırken ne çok üzülmüştüm. Oysa şimdi benim için bir önemi yok, geçici bir şeymiş”. Sonra o vazgeçemediği rengârenk yaprakları olan öykü kitaplarının yerini romanlar aldı. Artık birçok arkadaşları da vardı. Bazılarını öyle çok sevdi ki, yaşadığı müddetçe hep yanında kalacağını düşündü. Bu düşünce çok güvenli hissettiriyordu. Ufak tefek tartışmaları olabilirdi tabi ama ayrılmayacaklardı. Hayalleri vardı, mesleği, kariyeri, hayata nice güzellikler katacak fikirleri. Tüm bunları başarmanın tadını, ailesi ve dostları ile çıkaracaktı tabi. Hayat yolunun daha yarısında dostları onu bıraktı. Tıpkı oyuncakları, renkli hikaye kitapları gibi. Mesleği ile birçok çocuğun kalbine dokunmuş, yeni düşler inşa etmelerine sebep olmuştu. Ama mevki de bir yere kadar. İşte o da Azelya’yı yarı yolda bırakmıştı. Hiçbir şey onunla birlikte bu yolda yürüyememişti.
İçine bir hüzün oturmuştu. Eşya, mal, kariyerin yanında, insanlar da hayatında kalıcı değildi. Önce derin bir yalnızlık duygusu sardı Azelya’yı. Sonra, “madem herşey geçici, neden seveyim ki” diye düşündü. O zaman dünyaya küsüp uzaklaşmak mı gerek. Yoksa sevmemek yerine, geçici olduğunu bilip, hayatında gereken yere koyabilmeyi bilmek mi gerek. Azelya, günü geldiğinde kendisinin bile bir gün gideceği dünyada, kalıcı birşeyler olduğunu düşündüğü için hayıflandı. Geçiciliği kayıp olarak görmüştü. Oysa bu hayatın hakikatiydi.