Sağlıklı Kent Planlamayla Başlar
- Oluşturulma Tarihi : 21.01.2026 10:44
- Güncelleme Tarihi : 21.01.2026 10:44
Bir kentin sabahına bakıyorum…
Trafik var. Gürültü var. Acele var.
Ama öngörü var mı?
Durup soruyorum:
Bu şehir planlanırken ne ölçüldü?
Bugünkü nüfus mu?
Peki yarın gelecek olanlar?
On yıl sonra bu sokaklarda kaç çocuk koşacak, kaç araç park yeri arayacak, kaç genç iş isteyecek?
Kent dediğimiz şey beton yığını değildir. Kent, yaşayan bir organizmadır. Bugünü vardır ama geleceği daha ağırdır. İşte tam bu noktada o eski ama çok sarsıcı söz hatırlanır:
Ölçmüyorsan yapma, ölçmüyorsan yönetemezsin.
Bir büyükşehir düşünelim.
Nüfusu bugün bir milyon.
Peki beş yıl sonra?
On yıl sonra?
Kaç konut gerekecek?
Kaç okul, kaç hastane, kaç çocuk parkı?
Araç sayısı bugünden ölçülmezse, yarın kavşaklar kilitlenir. Toplu taşıma bugünün yoğunluğuna göre planlanırsa, yarın nefes alamaz. Yarını kaçırır.
Soralım:
Bu şehirde kaç araç olacak?
Kaçı toplu taşımaya yönlendirilebilir?
Cevaplar net değilse, yapılan yatırım bugünü oyalar ama yarını borçlandırır.
İlçe belediyelerine geçelim.
İlçe büyüyor ama plan sabit.
Yeni konutlar yükseliyor.
Peki bu konutlarda kaç çocuk yaşayacak?
Çocuk sayısı ölçülmeden okul yapılır mı?
Okul yapılmadan çocuk parkı planlanır mı?
Park yapılırken güvenlik, erişim, nüfus yoğunluğu hesaba katılır mı?
Bir mahallede park var ama çocuk yok.
Bir mahallede çocuk var ama park yok.
Bu tesadüf değil; ölçüsüzlüğün sonucudur.
Kırsal belediyeciliğe geldiğimizde mesele daha da derinleşir. Köyde yaşayan kaç kişi üretimde? Hangi ürün yetişiyor? Ne kadar gelir sağlıyor? Gençler neden köyde kalmıyor?
Köy ölçülmeden kalkındırılabilir mi?
Bir köyde üretim varsa şehirde ihtiyaç vardır. Ama bu bağ kurulmazsa köy yoksullaşır, şehir pahalılaşır. Kırsalda üretim planlanmadan, şehirde gıda güvenliği sağlanamaz.
Kaç köy hangi ürünü üretiyor?
Şehrin temel ihtiyaçları nereden karşılanıyor?
Lojistik plan var mı?
Ölçü yoksa, köy boşalır; şehir şişer.
Sosyal belediyecilikte ölçü hayati bir meseledir. Kaç hane yoksulluk sınırında? Kaçı geçici destekle ayağa kalkabilir? Kaçı sürekli yardıma muhtaç?
Gelir düzeyi, alım gücü, yaşam standardı ölçülmeden yapılan sosyal yardım; adaleti değil, karmaşayı büyütür.
Kim gerçekten ihtiyaç sahibi?
Kim üretime yönlendirilebilir?
Kim destekle güçlenir?
Bu sorular cevap bulmuyorsa, sosyal belediyecilik vicdanı rahatlatır ama sorunu çözmez.
Çevreci belediyecilikte ölçü geleceğin sigortasıdır. Su ihtiyacı bugünden hesaplanmazsa yarın musluklar susar. Park alanı kişi başına düşen metrekareyle ölçülmezse yeşil, yalnızca tabelada kalır.
Bu şehir kaç yıl sonra ne kadar su tüketecek?
Yağmur suyu toplanıyor mu?
Isı adası etkisi ölçülüyor mu?
Bir fidan dikmek kolaydır.
Bir ekosistemi yaşatmak ölçü ister.
Kültürel belediyecilikte de aynı soru sorulmalı. Kaç kültürel etkinlik yapıldı değil; kaçı sürdürülebilir? Kaçı gençlere ulaştı? Kaçı yerel kimliği besledi?
Bir şehirde kütüphane ihtiyacı ölçülmeden kültür konuşulabilir mi?
Gençler nerede okuyacak?
Çocuklar nerede hayal kuracak?
Kütüphane, süs değil; geleceğin altyapısıdır.
Şimdi hepsini bir araya getirelim:
Nüfus…
Araç…
Çocuk…
Su…
Park…
Okul…
Konut…
Üretim…
Gelir…
Kültür…
Bunlar ölçülmeden şehir planlanıyorsa, ortada plan değil; sorun vardır.
İyi bir belediye başkanı her şeyi bilen değildir.
İyi bir belediye başkanı, her şeyin ölçülmesini sağlayandır.
Çünkü ölçü; adalet getirir, israfı azaltır, geleceği korur.
Çünkü şehirler ölçülerek büyürse yaşanır olur.
Ölçülmeden büyürse, ağır bir yüke dönüşür.
Ve unutmayalım:
Ölçmüyorsan yapma… Çünkü ölçmüyorsan, yönetemezsin.