Sandık değişim mesajı verdi; şimdi sıra ekonomide, işsizlikte, göçmen politikasında ve Türkiye ile ilişkilerde...
İsveç, 13 Eylül'de sandık başına gitti.
Seçimin sonucu ilk bakışta bir hükümet değişikliğinin kapısını açtı. Ancak İsveç siyaseti, seçim gecesinden çok daha zor bir döneme girdi.
Merkez-sol partiler 349 sandalyeli Mecliste 176 sandalye kazanırken, sağ blok 173 sandalyede kaldı. Sosyal Demokratlar 99 milletvekiliyle yine Meclis'in en büyük partisi oldu. Dikkat çeken bir başka sonuç ise İsveç Demokratlarının 62 sandalyeye gerilemesi oldu.
Fakat İsveç'te seçim kazanmak ile hükümet kurmak aynı şey değil.
Nitekim Magdalena Andersson, kendisine verilen hükümet kurma görevinde gerekli siyasi desteği oluşturamayınca 28 Eylül'de girişiminden vazgeçti. Şimdi gözler yeniden Meclis Başkanı Andreas Norlén'in yapacağı görüşmelerde. İsveç siyaseti yeni bir hükümet arayışına girmiş durumda.
İşte tam da bu noktada asıl soru ortaya çıkıyor:
İsveç'i kim yönetecek?
Bence bundan daha önemli soru ise şu:
Yeni hükümet İsveç'i nasıl yönetecek?
Dört yıllık dönemin hesabı sandıkta görüldü
Son dört yılda İsveç siyaseti göç, suç, entegrasyon ve güvenlik ekseninde önemli ölçüde sertleşti.
2022 sonrasında kurulan Tidö düzeninde sağ blok Moderatların başbakanlığındaki hükümet, İsveç Demokratlarının desteğiyle parlamentoda çoğunluk oluşturdu. İsveç Demokratları hükümetin içinde resmi olarak yer almasa da birçok politikada belirleyici bir konuma sahip oldu.
Göç politikasında iltica başvurularının azaltılması, geri dönüşlerin artırılması, vatandaşlık şartlarının sıkılaştırılması ve çalışma temelli göçün öne çıkarılması hükümet politikasının temel başlıkları haline geldi. Hükümet kendi politikasını, entegrasyonu güçlendirmek ve sosyal dışlanmayı azaltmak amacıyla attığı adımlar olarak tanımladı.
Ancak seçim sonucu şunu gösterdi:
İsveç seçmeni yalnızca göç ve suç politikalarını konuşmak istemiyor.
İnsanlar aynı zamanda iş, ekonomi, sağlık, eğitim, emeklilik, alım gücü ve refah devletinin geleceğini de soruyor.
Dolayısıyla yeni hükümetin önündeki en büyük görev, siyasi söylemi yeniden günlük hayatın gerçeklerine çevirmek olacaktır.
1. EKONOMİ: İsveç yeniden üretim ve büyümeye dönmek zorunda
Yeni hükümetin önündeki en önemli dosyalardan biri ekonomi olacak.
Sosyal Demokratların seçim programında İsveç ekonomisini canlandırmak, yatırımları artırmak, sanayi ülkesinin rekabet gücünü yükseltmek, daha ucuz ve güvenilir enerji sağlamak ve yeni iş alanları oluşturmak öne çıkıyor. Parti ayrıca bir “büyüme paketi” ve sanayi politikası öneriyor.
Bu yaklaşımın başarılı olup olmayacağını ise zaman gösterecek.
Çünkü İsveç'in önündeki sorun yalnızca vatandaşın cebindeki para değildir.
Asıl mesele şudur:
İsveç yeni teknolojilerin, yapay zekânın, yeşil dönüşümün ve küresel rekabetin yaşandığı bir dünyada sanayisini nasıl koruyacak?
Volvo'dan Ericsson'a, enerji sektöründen savunma sanayisine kadar İsveç'in güçlü olduğu alanların korunması ve yeni yatırımların ülkeye çekilmesi gerekiyor.
Bunun için sadece sosyal politikalar değil, girişimciyi, sanayiciyi ve yatırımcıyı da destekleyen bir ekonomik model gerekiyor.
2. İŞSİZLİK: Özellikle gençler için alarm zili
Seçim kampanyasının en dikkat çekici başlıklarından biri işsizlikti.
Sosyal Demokratlar, iktidarın başladığı döneme göre yaklaşık 100 bin daha fazla işsiz bulunduğunu ve genç işsizliğinin ciddi bir sorun haline geldiğini savundu. Kendi programlarında gençlere 100 gün içinde iş, eğitim veya staj yolu açılması, mesleki eğitimlerin artırılması ve Arbetsförmedlingen'in yerel hizmetlerinin güçlendirilmesi gibi öneriler yer aldı.
Burada özellikle göçmenler açısından önemli bir gerçek var:
Entegrasyonun en güçlü aracı iş hayatıdır.
Bir insan çalışıyorsa dili daha hızlı öğreniyor, toplumla daha fazla ilişki kuruyor, vergi ödüyor ve sosyal sisteme katkı sağlıyor.
Bu nedenle yeni hükümet göçmenlere sadece “İsveç'e uyum sağlayın” demek yerine, “İsveç ekonomisinin bir parçası olun” diyebilecek mekanizmalar oluşturmak zorunda.
Dil eğitimi, mesleki eğitim, diploma denkliği ve işverenlerle göçmenler arasındaki eşleştirme sistemi daha etkin hale getirilebilir.
3. GÖÇMENLER: Yeni dönem eski tartışmaları değiştirecek mi?
İsveç'te yaşayan yabancılar için belki de en önemli soru bu.
Yeni hükümetin göç politikasında geçmiş dönemin tüm uygulamalarını tersine çevirmesi beklenmemeli.
Çünkü Sosyal Demokratlar da seçim programında “sıkı göç politikası” çizgisini koruyacaklarını açıkladı. Bunun yanında gençlerin sınır dışı edilmesine karşı çıkıyor, iltica hakkının korunmasını ve vatandaşlık başvurularındaki bekleme sürelerinin azaltılmasını savunuyor.
Yani yeni dönemin göç politikası büyük ihtimalle:
“Her şeyi eski haline döndürmek” değil,
“daha kontrollü göç + daha güçlü entegrasyon”
üzerine kurulacaktır.
Burada hükümetin vereceği en önemli mesaj şu olmalı:
İsveç'te yaşayan herkes için aynı hukuk, aynı sorumluluk ve aynı fırsat.
Ne suç işleyeni koruyan bir sistem, ne de kökeninden dolayı insanları dışlayan bir sistem.
Çünkü İsveç'in geleceği yalnızca İsveç'te doğanların değil, İsveç'te yaşayan ve bu ülkeye katkı sağlayan herkesin geleceğidir.
4. AŞIRI SAĞIN GERİLEMESİ NE ANLAMA GELİYOR?
İsveç Demokratlarının 2022'deki yüzde 20,5 seviyesinden 2026 seçiminde yaklaşık yüzde 18'e gerilemesi ve üçüncü sıraya düşmesi, İsveç siyasetindeki önemli değişimlerden biri oldu.
Bunu tek başına “aşırı sağın bittiği” şeklinde yorumlamak doğru olmaz.
Çünkü 62 milletvekili hâlâ İsveç siyasetinde ciddi bir ağırlık demektir.
Ancak şu da açık:
İsveç seçmeni artık yalnızca göç ve suç üzerinden siyaset yapılmasını istemiyor olabilir.
Ekonomi, sağlık, eğitim, işsizlik ve sosyal refah seçim tartışmasının merkezine yeniden yerleşti.
Bu nedenle yeni hükümetin başarısı, göçmenleri suçlayan veya savunan söylemlerden çok, toplumdaki bölünmeleri azaltıp azaltamayacağıyla ölçülecek.
5. İSVEÇ'TE YAŞAYAN TÜRKLER İÇİN YENİ DÖNEM
İsveç'teki Türk toplumu açısından da yeni dönemin önemli sonuçları olabilir.
Türk vatandaşlarının ve İsveç'te yaşayan Türkiye kökenlilerin beklentileri yalnızca göç politikasıyla sınırlı değil.
İş, eğitim, vatandaşlık işlemleri, aile birleşimi, seyahat, ticaret, yatırım ve Türkiye ile ilişkiler de önemli.
Yeni hükümetin burada vereceği mesaj önemli olacaktır:
İsveç'te yaşayan göçmenler yalnızca bir göç politikası konusu değil, aynı zamanda ülkenin ekonomisinin, iş gücünün ve sosyal hayatının bir parçasıdır.
Bu yaklaşımın somut karşılığını ise istihdam, eğitim ve girişimcilik politikalarında görmek gerekecek.
6. TÜRKİYE-İSVEÇ İLİŞKİLERİ: Yeni fırsat alanı
Bence yeni hükümetin önünde sadece iç politika değil, Türkiye ile ilişkiler açısından da önemli bir fırsat bulunuyor.
İsveç ile Türkiye arasında zaten savunma, ticaret, enerji, ulaşım, teknoloji, göç ve güvenlik gibi birçok ortak alan bulunuyor.
Üstelik İsveç hükümetinin 2026-2030 dönemi için Türkiye'yi de kapsayan reform işbirliği stratejisi mevcut. Bu strateji ekonomik kalkınma, ticaret, istihdam, yeşil dönüşüm ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yakınlaşması gibi alanları kapsıyor.
Dolayısıyla Stockholm ile Ankara arasında yalnızca siyasi tartışmaların değil, ekonomik ve teknolojik ortaklıkların da güçlendirilmesi mümkün.
Özellikle;
savunma sanayii,
otomotiv,
yenilenebilir enerji,
yeşil teknoloji,
sağlık teknolojileri,
dijitalleşme,
turizm,
lojistik,
gıda ve tarım teknolojileri
iki ülke arasında yeni işbirliği alanları olabilir.
7. TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ: Stockholm ne yapabilir?
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda İsveç'in tek başına karar verebileceği bir durum yok.
Ancak İsveç'in AB içerisinde Türkiye'nin reform sürecine ve AB-Türkiye ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik siyasi desteği önem taşıyabilir.
Nitekim AB ile Türkiye arasında 2026 yılında yapılan görüşmelerde Türkiye'nin aday ülke statüsü yeniden teyit edildi; Gümrük Birliği'nin modernizasyonu, ticaret, enerji, ulaşım, dijitalleşme ve vize süreçleri gibi konular görüşüldü.
İsveç açısından burada akılcı yaklaşım şudur:
Türkiye'nin AB üyeliğini yalnızca siyasi bir dosya olarak görmek yerine, ekonomik, ticari ve stratejik bir Avrupa meselesi olarak değerlendirmek.
İsveç'in Türkiye'nin AB sürecine verdiği destek de demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları gibi AB kriterleriyle birlikte ele alınacaktır. Bu konuda İsveç'in mevcut resmi politikası reformlar ve AB'ye yakınlaşmayı destekleyen bir çerçeveye dayanıyor.
8. EN BÜYÜK SORU: Yeni hükümet gerçekten yeni bir dönem açabilecek mi?
İsveç seçimleri bir mesaj verdi.
Fakat seçimden sonra ortaya çıkan tablo, bu mesajın uygulanmasının hiç kolay olmayacağını da gösterdi.
176 sandalye ile 173 sandalye arasındaki fark yalnızca üç milletvekili.
Üstelik seçimden sonra merkez-sol partiler arasında hükümetin nasıl kurulacağı konusunda ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Andersson'un ilk hükümet kurma girişiminin başarısız olması bunun en açık göstergesi.
İsveç'in önündeki seçenekler hâlâ açık.
Yeni bir merkez-sol hükümet kurulabilir.
Sağ blok yeniden hükümet kurmayı deneyebilir.
Partiler arasında farklı bir işbirliği modeli ortaya çıkabilir.
Hatta Meclis'teki dört başarısız başbakanlık oylaması sonrasında erken seçim ihtimali bile anayasal olarak gündeme gelebilir.
SON SÖZ
İsveç seçmeni hükümete sadece bir sandalye hesabı vermedi.
Bir görev verdi.
Ekonomiyi büyüt.
İşsizliği azalt.
Gençlere gelecek umudu ver.
Refah devletini koru.
Göçmenleri toplumun dışına itmek yerine çalışan, üreten ve vergi veren vatandaşlar haline getirecek politikalar geliştir.
Suçla mücadele ederken hukuk devletinden vazgeçme.
Sanayiyi güçlendir.
Yeni teknolojilere yatırım yap.
Ve dış politikada İsveç'in Avrupa'daki ağırlığını kullan.
Türkiye ile ilişkilerde ise siyasi farklılıkları yok saymadan ticaret, sanayi, teknoloji, enerji ve Avrupa Birliği perspektifinde yeni bir sayfa aç.
Çünkü İsveç-Türkiye ilişkileri sadece Stockholm ile Ankara arasındaki ilişkiler değildir.
İsveç'te yaşayan yüz binlerce Türkiye kökenli insan da bu ilişkinin doğal köprüsüdür.
Bugün İsveç'in ihtiyacı yeni bir siyasi kavga değil;
daha fazla iş, daha güçlü ekonomi, daha adil toplum ve daha güvenli bir gelecek.
13 Eylül sandığın mesajıydı.
Şimdi sıra siyasette.
Seçim bitti. Asıl sınav şimdi başlıyor.
Mehmet Özer
İlkses İsveç Temsilcisi

