Mehmet ÖzerİLKSES Gazetesi İsveç temsilcisiMabetlerin Kubbesi mi Var, Vicdanı mı? Gençlik ve Maneviyat Sınavımız
Türkiye’nin dört bir yanında göğe yükselen o muazzam minareler ve kubbe ihtişamları... Geçen sene kış aylarının ortasında Türkiyede yaptığım cami ziyaretlerinde, bu taş yapıların heybeti kadar, o taşların arasında eksik kalan 'ruh' üzerine de uzun uzun düşünme fırsatı buldum. Cuma namazlarında sokaklara taşan o devasa kalabalıkların, vakit namazlarında yerini derin bir sessizliğe bırakması bir yana; asıl canımı yakan manzara cami kapılarının hemen dışındaydı. Kapının eşiğinde, buz gibi mermerin üzerinde bir lokma ekmek ya da sığınacak bir sıcaklık bekleyen evsizler ve çaresiz insanlar...
Sormak zorundayım: Biz ne ara 'Allah’ın Evi'ni sadece günde beş vakit kapısı açılan soğuk birer kamu binasına dönüştürdük?
Ecdadın Mirasından Modern Boşluğa
Bizim medeniyetimiz bir 'vakıf medeniyeti'dir. Osmanlı döneminde bir cami inşa edildiğinde, onun etrafı imarethaneler (aşevleri) ve misafirhanelerle çevrelenirdi. Camiye gelen kişi sadece ruhunu doyurmazdı; karnı da doyar, başını sokacak bir yer de bulurdu. Bugün Avrupa’nın göbeğindeki kiliseler, yılın 365 günü evsizlere barınma ve sıcak yemek imkanı sunarken; yardımlaşmasıyla dünyaya nam salmış bir dinin mensupları olarak biz neden bu sahada geri kalıyoruz?
Gençlik Avuçlarımızdan Kayıyor: Deizm ve Ateizm Kıskacı
Ancak cami avlularındaki bu fiziksel boşluktan daha tehlikeli olanı, gençlerimizin kalplerindeki manevi boşluktur. Bugün deizm, ateizm ve 'hiççilik' (nihilizm) gibi akımlar, evlatlarımızı sessizce bizden koparıyor. Kendi dininden bihaber büyüyen, hatta kendi kutsallarına yabancılaşan bir nesille karşı karşıyayız.
Gençlerimizi bu sapkın ideolojilerin kucağına iten şey, dinin özündeki o 'merhamet ve sevgi' dili yerine, bazen sert bir kurallar bütünüyle karşılaşmalarıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, gençleri camiye çekmek için artık sadece bina değil, 'gönül köprüleri' inşa etmelidir. Gençlerin sorularına (deizm, ateizm vb.) akılcı, bilimsel ve kalbi cevaplar verebilecek, onları yargılamadan kucaklayacak projeler acilen hayata geçirilmelidir.
Takım Elbiseli Din Adamı mı, Manevi Rehber mi?
Gözlemlediğim bir diğer husus ise din görevlilerimizin toplum içindeki temsiliyeti. Bugün Diyanet personelimiz —Sayın Başkan dışında— adeta takım elbise ve kravatın arasına sıkıştırılmış durumda. Sokakta yürürken kimin din görevlisi olduğunu anlamak imkansız. Oysa din adamı, vakarını ve kimliğini temsil eden özel kıyafetiyle toplumun içinde bir 'manevi rehber' olarak süzülmelidir.
Avrupa’da bir rahibi veya pederi kıyafetinden tanır, ona olan saygınızı gösterir veya bir derdiniz olduğunda çekinmeden yanına gidersiniz. Bizde ise din görevlileri 'memur' profiline hapsedilmiş durumda. Bir din görevlisinin, toplum içinde vakur ve tanınabilir olması, halkla olan manevi bağı güçlendirir ve gençlerin rehber bulmasını kolaylaştırır.
Radikal Kararlar, Güçlü Yarınlar
Diyanet İşleri Başkanlığı ve devlet büyüklerimizden beklentimiz nettir:
Mabetleri Hayata Açın: Her merkezi cami bünyesinde 24 saat açık aşevleri ve evsizler için barınma alanları kurulmalıdır.
Gençlik Seferberliği: Gençleri sapkın akımlardan kurtarmak için modern dilli, dijital dünyayı iyi kullanan ve felsefi boşlukları doldurabilen 'Manevi Mentorluk' sistemi geliştirilmelidir.
Temsil Gücü: Din görevlileri, kravatlı memur profilinden çıkarılıp, onları toplumda görünür ve ulaşılır kılacak vakur kıyafetlerle sokağa inmelidir.
Bazılarının korkmasına 'laiklik elden gidiyor'diye yaygara koparmasına gerek yok.Aksine toplumu laikliğe daha bağlı hale getirir.
Unutmayalım; caminin içinde lüks halılar seriliyken, kapısının önünde bir insan titriyorsa veya bir gencimiz 'benim dinim bu değil' diyerek ateizmin kucağına düşüyorsa; o caminin kubbesi ne kadar yüksek olursa olsun, maneviyatı o kadar alçaktır. Gelin, ecdadın ruhunu ve dinimizin özündeki merhameti yeniden sokaklara, en önemlisi de gençlerin kalplerine taşıyalım.
