Ortadoğu’da İran ile ABD karşı karşıya gelirken, İsrail de bir yandan kendi güvenlik hesaplarını yapıyor, diğer yandan Doğu Akdeniz’de yeni dengeler kurmanın peşinde. Yunanistan ise bu tabloda İsrail’le giderek daha yakın bir askeri ilişki geliştiriyor.
Ortaya çıkan manzara, yalnızca bir silah anlaşmasından ibaret değil. Bölgedeki güç mücadelesinin yeni bir cephesine işaret ediyor.
ABD ile İran arasındaki gerilimde ise tarafların birbirine karşı “galip” görüntüsü verme çabası dikkat çekiyor.
ABD Başkanı Donald Trump, iki kez yaptığı açıklamada “Hürmüz ABD toprağı” ifadesini kullandı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise sosyal medya hesabından yaptığı görüntülü açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın tam kontrolünün İran Silahlı Kuvvetleri’nin elinde olduğunu savundu. Kalibaf, ABD’nin “hırsızlar ve kaçakçılar gibi” birkaç gemiyi boğazdan geçirmeye çalıştığını, ancak İran güçlerinin müdahalesiyle karşılaştığını ileri sürdü.
Trump ise İran’ın Lark Adası’na yönelik saldırının ardından, herhangi bir misilleme olması durumunda daha büyük saldırılar düzenleneceği mesajını verdi.
Böylece iki taraf da kendi kamuoyuna ve dünyaya güçlü olduğu mesajını vermeye çalışıyor.
Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu: Bu savaş kimin ne kadar gücünü tüketti?
ABD dünyanın en büyük askeri güçlerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak İran savaşı, Washington’ın sınırsız ve bedelsiz biçimde askeri güç kullanabileceği algısına ciddi bir darbe vurmuş olabilir.
ABD istihbarat değerlendirmelerine dayandırılan bazı iddialarda, Rusya’nın da ABD’nin İran savaşı nedeniyle askeri kapasitesinde ve caydırıcılığında kayıp yaşadığını değerlendirdiği öne sürülüyor.
Bu durum doğruysa, mesele yalnızca İran ile ABD arasındaki bir savaş olmaktan çıkıyor.
Çünkü dünyanın geri kalanı da Washington’ın savaş kapasitesini, lojistik imkanlarını, istihbarat gücünü ve uzun süreli çatışmalara dayanma kabiliyetini yeniden hesaplamaya başlıyor.
Gelelim İsrail cephesine.
İsrail küçük bir ülke olduğunun farkında. Bu nedenle güvenlik politikasını yalnızca kendi sınırları içerisinde değil, çevresindeki ülkelerle kurduğu askeri ve stratejik ilişkiler üzerinden de şekillendiriyor.
Şimdi bu politikanın Doğu Akdeniz ayağı daha fazla görünür hale geliyor. İsrail ile Yunanistan arasında yaklaşık 3 milyar euro, yani yaklaşık 3,5 milyar dolar değerinde olduğu belirtilen bir hava savunma anlaşması imzalanıyor.
Atina, “Aşil Kalkanı” adı verilen çok katmanlı bir savunma sistemi kurmayı hedefliyor. Sistem; füze, savaş uçağı ve insansız hava araçları gibi tehditlere karşı Yunanistan’ın hava savunmasını güçlendirmeyi amaçlıyor. Bunun yanında İsrail ve Yunanistan arasındaki ortak askeri tatbikatlar da dikkat çekici biçimde artıyor.
İsrail açısından mesele Yunanistan’ın güvenliği değil. İsrail, Doğu Akdeniz’de kendisine daha geniş bir stratejik alan oluşturmak istiyor. Yunanistan ile geliştirilen askeri iş birliği de bu stratejinin önemli parçalarından biri olabilir.
Burada başka bir soru daha ortaya çıkıyor:
Yunanistan, böylesine büyük bir savunma harcamasını hangi ekonomik imkanlarla karşılayacak?
Yunanistan’ın ekonomik yapısı düşünüldüğünde, milyarlarca dolarlık yeni savunma yatırımlarının ciddi bir yük oluşturacağı açık.
Dolayısıyla İsrail ile Yunanistan arasındaki bu anlaşmaya yalnızca “savunma tedariki” penceresinden bakmak yeterli olmayabilir. Bu tür anlaşmaların arkasında siyasi, askeri ve jeopolitik hesaplar da bulunuyor.
İsrail açısından Yunanistan; Avrupa Birliği içerisinde önemli bir ortak, Doğu Akdeniz’de stratejik bir aktör ve Türkiye’nin hemen batısında bulunan bir ülke.
Yunanistan açısından ise İsrail’in ileri teknolojiye sahip savunma sistemleri, istihbarat kapasitesi ve askeri teknolojisi önemli bir avantaj sağlıyor.
Dolayısıyla taraflar birbirlerinin ihtiyaçlarını kullanarak yeni bir stratejik ortaklık inşa ediyor.
Burada dikkatleri çeken en önemli şey ise katliam ve soykırım yapan bir ülke olan İsrail ile kol kola giren ilk ülke Yunanistan. Bu durum hafızalara kazınacak. İsrail de Yunanistan da hiçbir zaman barışçıl yol aramadı ve bu yönde açıklama yapmadı. Hep şiddetten yana oldular ve işi hep yokuşa sürdüler.