Türkiye Öncülüğünde Orta Doğu’da Yeni İttifak Dalgası

Mürsel Acay

İran ve ABD arasında 40 gün süren savaş yalnızca askeri bir hareket olarak görülmemeli. Bu durum bölgedeki dengeleri, ittifakları ve güç algılarını da kökten sarstı. Özellikle Körfez ülkeleri açısından bu süreç, yıllardır sorgulanmayan bazı ezberlerin dağılmasına neden oldu. En önemlisi de şu gerçek daha yüksek sesle konuşulmaya başlandı: ABD artık Körfez ülkeleri için güven verici bir koruma kalkanı değil.

İran’ın Körfez’de bulunan Amerikan üslerine yönelik saldırıları sırasında en büyük ekonomik ve siyasi zararı doğrudan Körfez ülkeleri yaşadı. Petrol tesisleri, lojistik hatlar, yatırım güvenliği ve finans piyasaları büyük baskı altında kaldı. Milyarlarca dolarlık kayıplar, bölge yönetimlerine acı bir gerçeği gösterdi. ABD’nin yürüttüğü bu anlamsız mücadelenin bedelini en çok kendileri ödüyor.

Uzun yıllardır ABD’nin askeri şemsiyesi altında güvenliklerini garanti altına aldıklarını düşünen Körfez ülkeleri, İran savaşıyla birlikte farklı bir tabloyla karşılaştı. ABD’nin her istediğini yapabilen, sınırsız güç sahibi bir süper güç olmadığı artık daha görünür hale geldi. İran karşısında 40 gün boyunca yürüttüğü operasyonlarda beklediği sonucu alamaması ABD’nin aslında caydırıcı bir güç olmadığının da kanıtı oldu adeta.

Bu durum ayrıca Orta Doğu’da yeni bir eksenin şekillenmeye başlamasına yol açtı. Türkiye’nin öncülüğünde Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerin daha yakın temas kurması tesadüf değil. Güvenlikten enerjiye, savunma sanayisinden ticarete kadar birçok başlıkta ortak hareket etme arayışı dikkat çekiyor. Çünkü bölge ülkeleri artık dış güçlerin gölgesinde değil, kendi güvenlik mimarilerini oluşturarak ayakta kalabileceklerini düşünüyor.

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur ise Avrupa’nın tavrı oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın sert söylemlerine rağmen Avrupa ülkeleri İran konusunda doğrudan askeri bir maceraya dahil olma konusunda isteksiz davrandı. Washington’un beklediği ölçüde bir destek gelmedi. Daha sonra Trump’ın Suudi Arabistan’ı daha sert bir çizgiye çekmeye çalıştığı iddiaları gündeme geldi. Ancak Riyad yönetimi, özellikle Veliaht Prens Muhammed bin Selman, İran’la doğrudan çatışmanın bölgeyi tamamen ateşe atacağını görerek daha temkinli bir yol izledi.

Aslında Körfez’deki küçük devletler için durum daha da hassas. Ekonomileri büyük ölçüde enerji gelirlerine ve dış yatırımlara bağlı olan bu ülkeler, büyük bir bölgesel savaşın ilk ekonomik kurbanı olabilir. Bu nedenle Washington’dan gelen her çağrıya koşulsuz destek vermenin artık eskisi kadar kolay olmadığı görülüyor.Ayrıca bu küçük ülkeler bir aşiret devlet gibi ve dikkatli olmazlarsa bu karmaşa da yok olup gidebilecekler.

Trump cephesinde ise ciddi bir siyasi sıkışmışlık hissediliyor. Bir gün “anlaşmaya yakınız” açıklaması gelirken, ertesi gün çok daha sert ve saldırgan mesajlar veriliyor. Bu çelişkili söylemler, Washington yönetiminin nasıl bir strateji izleyeceği konusunda belirsizlik oluşturuyor. Yaklaşan ara seçimlerin baskısı altında olan Trump, hem güçlü görünmek hem de yeni bir büyük savaşa sürüklenmemek arasında gidip geliyor.

Ancak asıl kritik mesele şu: İran’la gerilimin kontrolden çıkması halinde ortaya çıkabilecek kara savaşı senaryosu. İran’ın yalnızca füze kapasitesi değil, geniş kara gücü  kabiliyeti de dikkat çekiyor. İran’ın sarp coğrafyasında yürütülecek uzun süreli bir kara harekâtının ABD açısından son derece maliyetli olacağı açık. Afganistan örneği hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. ABD, dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmasına rağmen 20 yıl süren savaşın ardından Taliban karşısında istediği sonucu alamadan çekilmek zorunda kaldı.

Kısacası, Orta Doğu artık eski Orta Doğu değil. Bölge ülkeleri, küresel güçlerin gölgesinde hareket etmek yerine kendi çıkarlarını merkeze alan yeni denklemler kurmaya çalışıyor. Ve bu yeni dönemde askeri güç kadar siyasi denge, ekonomik dayanıklılık ve bölgesel iş birliği de belirleyici olacak. Orta Doğu ülkeleri, yani Merkezi İslam Coğrafyası yüzünü Türkiye dönmüş durumda. Türkiye’nin vizyonu, bölgedeki gücü, dünyadaki etkisinin farkına varan İslam Ülkeleri kararını verdi ve ortak işbirliği için temas kurmaya başladı.