Sayfa Yükleniyor...
Milli Güvenlik Kurulu (MGK), güvenlik "alanında devletin en üst koordinasyon kurulu olup, Cumhurbaşkanının başkanlığında, Başbakan ve ilgili bakanlar ile Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanının anayasal bir platformda bir araya gelmelerini sağlamaktadır." Bir devlet projesi olarak adlandırılan Çözüm Sürecinin ve Kürt sorununun bu kurulda nasıl görüldüğü, nasıl değerlendirildiği ve dönemsel olarak nasıl algılandığı önem kazanmaktadır. Bu çerçevede, bu kısa yazıda, 2011'den bugüne yapılan MGK basın bildirilerinde Kürt sorunu ve Çözüm süreci analiz edilecektir.
Öncelikle bir parantez olarak dört yıllık MGK basın bildirilerinin her biri 1-1,5 sayfa uzunluğundadır. Devletin bu en üst koordinasyon kurulu, çoğu zaman raporlarında önceki bildirilerde kullanmış olduğu aynı cümleleri kopyala-kes yöntemiyle kullanmıştır. Yani baştan bir rapor yazma zahmetinde bulunmamaktadır. Bilimsel bir çalışmada olsa, bu cümleler birer intihaldir, etik olarak yanlıştır. En üst kurul saatlerce toplanıp sonra toplamda 20 dakikalık metni yazamıyor mu? Basit bir örnek 2014 yılının son dört toplantısının ilk paragrafı aynı kelimelerden oluşmaktadır. Sadece haziran toplantısında cümlenin uygun bir yerine "çözüm süreci" eklenmiş ve yılın son toplantısında da aynı cümlenin başına "YILIN SON MİLLİ GÜVENLİK KURULU TOPLANTISININ İCRA EDİLMESİ NEDENİYLE GERİDE BIRAKTIĞIMIZ BİR YIL İÇERİSİNDE" kısmı eklenerek gerisi aynen kullanılmıştır. Bu sadece bir örnek, bütün bu 1-1,5 sayfalık metinlerin neredeyse yarısı kopyala-yapıştırdan oluşmaktadır. Öğrenciler ödevlerinde bu işlemi yapsa sınıfta kalırlar. Diğer önemli bir husus kurul bildirileri sürekli büyük harflerle yazılmaktadır. Bu da aslında öğrendiğimiz yazım kurallarına aykırıdır. Belki de bilmediğimiz bir anlamı vardır!
Asıl konumuza dönersek, MGK eskiden olduğu gibi Kürt sorununu sadece bir güvenlik ve terör sorunu olarak görmektedir. Hiçbir MGK bildirisinde sorunun adı doğru bir şekilde yazılmamış ve hep terör ve şiddet boyutuna vurgu yapılmıştır. Bu anlayışla, özünde sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal bir sorun olan Kürt sorununa çözüm bulunmaz. Gerçek bir çözüm için öncelikle sorun doğru tanımlanmalıdır. Sorunu hala doğru ve kapsayıcı bir şekilde tanımlamaktan kaçınan (gerçi önceki MGK bildirilerinde olmayınca kopyala-yapıştır yapamadıkları için de olabilir) bir yapı çözüm geliştiremez.
2011'den 2013 Haziran toplantısına kadar sürekli sorun terör ile anılmış ve değerlendirilmiştir. İlk defa 2013 Haziran toplantısında terör kavramı kullanılmamış ve ilk defa bu toplantıda Çözüm süreci kavramı kullanılmıştır. İşin ilginç yanı, çözüm süreci, "çözüm süreci" şeklinde tırnak içine alınmıştır. Sonraki basın açıklamalarında tırnak işareti kullanılmamıştır. Bu nedenle bu tırnak işaretiyle ima edilen anlamın ne olduğu tam olarak anlaşılmamaktadır. Fakat şu ana kadar bu açıklamalarda hala sorunun kapsamlı olarak tanımlanmamış olması ve çözüm sürecinin içinde olduğu durum dikkate alındığında, aslında o tırnak işaretinin anlamı daha da iyi anlaşılmaktadır.
2013 Haziranından 2014 Haziran toplantısına kadar yapılan altı MGK bildirisinde terör kavramı kullanılmamış, onun yerine çözüm sürecine vurgu yapılmıştır. Bu süreçte, MGK'nın kullandığı dile dikkat ettiği gözlenmektedir. Fakat Haziran 2014 toplantısında yine terör vurgusu geri gelmiş ve ekim toplantısında ise "TERÖRLE ÇOK BOYUTLU MÜCADELE KAPSAMINDA SÜRDÜRÜLEN ÇÖZÜM SÜRECİ ELE ALINMIŞ" denilerek, çözüm süreci, terörle mücadele stratejisinin bir parçası olarak düşünüldüğü açıkça ifade edilmiştir. Bundan iki anlam çıkarmak mümkün: Birincisi, Kurul üyelerinin Haziran 2014 itibariyle çözüm süreci ile ilgili algılarının değiştiği ve ikincisi, kuruldaki sivillerin de oradaki askeri yetkililerle güvenlikçi düşünceyi merkeze aldıklarıdır. Oysa sivil ve politikacı kimlikleriyle yaptıkları açıklamalarda çözüm sürecini, daha çok geniş bir demokratikleşme ve barış süreci olarak ele almaktadırlar. Bundan da, süreçle ilgili politikacılarımızın resmi ve sivil görüşlerinin örtüşmediği anlaşılmaktadır. Çözüm sürecinin terörle mücadelenin bir parçası olduğu vurgusu sonraki toplantılarda da vurgulanmaya devam edilmiştir.
Özetle, MGK çoğunluğu sivil olmasına rağmen dili çatışmacı, askeri ve güvenlikçidir. Kürt sorunu diye bir kavrama henüz sahip değildir ve çözüm sürecini bir barış projesi olmaktan ziyade askeri-güvenlikçi stratejilerinin bir parçası olarak görmektedir. Gerçek bir barış hedefleniyorsa Kuruldaki sivillerin artık barış dilini de oraya yansıtmaları gerekmektedir.