Neden Hep Yanlış Kişilere Bağlanıyoruz?
- Oluşturulma Tarihi : 24.02.2026 08:53
- Güncelleme Tarihi : 24.02.2026 08:53
“Bu sefer farklı olacak” deriz.
Ama hikâye tanıdıktır.
Yine benzer bir hayal kırıklığı, yine benzer bir kırılma.
Peki insan neden bile bile kendini aynı duvara çarpar?
Psikoloji bu durumu “tekrar zorlantısı” ile açıklar. İnsan zihni, tanıdık olanı güvenli kabul eder. Sağlıklı olsa bile değil; tanıdık olan güven verir. Çocuklukta öğrenilen ilişki biçimleri, yetişkinlikte pusula gibi çalışır. Sevilme şeklimiz nasılsa, sevgi tanımımız da öyle oluşur.
İlgisizlikle büyüyen biri, ilgisizliği aşk sanabilir. Sürekli eleştirilen biri, eleştiriyi “önemsenmek” gibi algılayabilir. Çünkü beyin şunu der: “Bunu biliyorum, buradayım daha önce.”
Yanlış kişilere bağlanmak çoğu zaman düşük özsaygıdan değil, yanlış eşleşmiş bir alışkanlıktan kaynaklanır. İnsan, bilinçli olarak acı istemez; ama bilinçdışı olarak bildiği sahneyi tekrar kurar. Bu kez sonu değiştirebileceğini umar.
Bir diğer neden de boşluk korkusudur. Yalnız kalmak, birçok insan için yanlış biriyle birlikte olmaktan daha ürkütücüdür. Çünkü yalnızlık, insanı kendiyle baş başa bırakır. Eksikleriyle, yaralarıyla, ihtiyaçlarıyla…
Yanlış ilişkiler, bu yüzleşmeyi erteler.
Toplumun da bu döngüde payı vardır. “Seviyorsan katlanırsın”, “Aşk acıtır”, “Biraz kavga olur” gibi cümleler, sağlıksız ilişkileri romantikleştirir. Oysa psikolojik olarak sevgi; korkuyla, belirsizlikle ve değersizlikle sürekli birlikte yürümez.
Yanlış kişilere bağlanmanın en tehlikeli yanı, zamanla insanın kendine olan inancını aşındırmasıdır. “Demek ki ben hep bunu seçiyorum” düşüncesi yerleşir. Bu da kader algısını güçlendirir. Oysa bu kader değil, öğrenilmiş bir döngüdür.
İyi haber şudur: Öğrenilen her şey, yeniden öğrenilebilir. İnsan önce şunu fark eder: “Ben kimi seviyorum değil, neden seviyorum?” sorusu değişimin kapısını açar. Tanıdık gelen her şey güvenli değildir. Bazen huzur, ilk başta sıkıcı bile gelebilir.
Belki de doğru kişiyle karşılaşamamanın nedeni, yanlış kişilere alışmış olmaktır.
Ve belki de en cesur adım şudur:
Tanıdık olanı değil, iyi geleni seçmek.