Satın Alarak Mutlu Olamazsın
- Oluşturulma Tarihi : 20.01.2026 08:55
- Güncelleme Tarihi : 20.01.2026 08:55
Modern dünyada mutluluk, bir alışveriş listesine dönüştü.
Daha iyisini alırsak, daha yenisine sahip olursak, biraz daha harcarsak iyi hissedeceğimize inanıyoruz. Oysa psikoloji ve felsefe uzun zamandır aynı şeyi söylüyor: Mutluluk, sahip olunan nesnelerin sayısıyla artmaz.
Epiktetos, yüzyıllar önce şunu söylemişti:
“İnsanı mutsuz eden şeyler değil, onlar hakkındaki düşünceleridir.”
Bugün ise düşüncelerimizi bile satın almaya çalışıyoruz. Reklamlar bize neyi istememiz gerektiğini söylüyor, biz de gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuzu fark etmeden tüketiyoruz.
Satın almak, kısa süreli bir rahatlama sağlar.
Beyinde dopamin salgılanır, geçici bir iyi his oluşur. Ancak bu his kalıcı değildir. Etkisi geçtiğinde geriye daha büyük bir boşluk kalır. Bu yüzden mutluluk sürekli ertelenir: “Bir sonrakini alınca…” İşte bu döngü, insanı fark etmeden yorar.
Aristoteles mutluluğu “iyi yaşama hâli” olarak tanımlar.
İyi yaşamak ise hazla değil, anlamla ilgilidir. Anlam; ilişkilerde, üretimde, ait hissetmede ve insanın kendisiyle kurduğu bağda ortaya çıkar. Hiçbir eşya, insanın kendisiyle kuramadığı bağı telafi edemez.
Bugün birçok insan mutsuzluğunu eşyalarla bastırıyor.
Canı sıkıldığında alışveriş yapıyor, boşluk hissettiğinde paket açıyor, değersizlik hissettiğinde pahalı şeylere yöneliyor. Oysa Erich Fromm’un dediği gibi:
“Sahip olmak ile olmak arasında bir fark vardır.”
Ve modern insan, olmayı ihmal edip sahip olmaya sığınıyor.
Psikolojik olarak mutluluk, dışarıdan içeri doğru gelmez.
Güven duygusu, aidiyet, kabul görmek, sevildiğini hissetmek… Bunlar satın alınamaz. Bir insan en pahalı eşyaya sahip olabilir ama kimseyle gerçek bir bağ kuramıyorsa içsel olarak yoksuldur.
Schopenhauer bu gerçeği sert bir şekilde ifade eder:
“Mutluluk, acının yokluğu hâlidir.”
Yani daha fazlasını eklemekle değil, gereksiz yükleri azaltmakla ilgilidir. Sürekli daha fazlasını isteyen bir zihin, hiçbir zaman doymayacaktır.
Belki de asıl soruyu yeniden sormalıyız:
“Ben gerçekten neye ihtiyaç duyuyorum?”
Çoğu zaman cevap bir nesne değildir. Bir insan, bir duraklama, bir anlam, bir yön duygusudur.
Mutluluk sepete eklenmez.
Kasadan geçmez.
İade edilemez.
Mutluluk, insanın kendisiyle temas edebildiği yerde başlar.