İnsan Olabilmek

Sibel Atapek
Sibel Atapek

Hayatın büyük trajedisi nedir, biliyor musunuz? İnsan doğmanın kolay, insan kalmanın zor olduğu bir zamana sıkışıp kalmak. Artık birine el uzatmadan önce elimizi geri çekiyoruz. Çünkü yardımın ardından bir beklenti, samimiyetin arkasında bir hesap, iyiliğin içinde görünmeyen bir bedel arıyoruz. Ne zaman bu hâle geldik? Ne zaman bir insanın başka bir insana hiçbir çıkar gözetmeden iyi davranması şaşırtıcı bir olay oldu? Oysa insan olmak, doğuştan teslim edilen bir unvan değildir. Et ve kemikten ibaret olmakla insan olunmuyor. İnsanlık; vicdanın, merhametin, adalet duygusunun ve iradenin her gün yeniden verdiği bir sınavdır. Üstelik bu sınavın seyircisi de yoktur. Kimse görmezken verdiğiniz kararda başlar. Elinizde bir başkasını incitecek güç varken bunu kullanmadığınız anda… Size verilmiş bir emaneti koruduğunuzda… Birinin zayıf anını fırsata çevirmediğinizde… Haklı olduğunuz hâlde karşınızdakini ezmeyi seçmediğinizde… İşte insanlık orada görünür. Çünkü kötülüğün bahanesi çoktur.

Bir söz söyleriz, “Sinirliydim.” Bir kalp kırarız, “Hak etti.” Birinin güvenini kullanırız, “O da dikkat etseydi.” Bir başkasının yarasına basarız, “Hayat böyle.” Söz verir tutmayız.’’ Şartlar değişti’’ Hayır. Hayat böyle değil biz böyle olmayı seçiyoruz. Belki de en büyük yanılgımız, insanın değerini sahip olduklarıyla ölçmek. Oysa insanı büyüten makamı, parası, çevresi ya da görünürlüğü değildir. İnsan, gücü elindeyken kendisinden güçsüz olana ne yaptığıyla ölçülür. Kimse görmüyorken ne yaptığıyla…
İşine gelmediğinde ne kadar dürüst kalabildiğiyle… Kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapıp yapmadığıyla… Çünkü insan olmak bazen kaybetmeyi göze almaktır. Bir fırsatı başkasının hakkına girmemek için geri çevirmektir. Bir sırrı taşıyabilmektir. Birinin düşüşünü alkışlamak yerine elinden tutmaktır. Ve belki de en zoru, sana kötülük yapan herkesin seni de kötüleştirmesine izin vermemektir. Bugün iyilik yaptığımızda neden şaşırıyor insanlar? Çünkü karşılıksız olan her şeyden kuşku duymaya başladık.

Bir tebessümün sebebini, bir yardımın bedelini, bir dostluğun hesabını arıyoruz. İşte asıl trajedi burada. İnsanlığın sıradan olması gereken yerde, insanlık gösterisi yapılıyor. Merhamet övünülecek bir meziyet, vefa bulunması zor bir hazine, dürüstlük ise neredeyse cesaret sayılıyor. Oysa bunların hiçbiri olağanüstü olmamalıydı. Bir çocuğun korkusunu küçümsememek… Bir hayvanın açlığını görmezden gelmemek… Bir insanın çaresizliğinden yararlanmamak… Bir başkasının emeğinin üzerine basarak yükselmemek… Bunlar kahramanlık değil. Bunlar insan olmanın en temel hâlleri. Fakat temel olanı unuttuğumuz için bugün onu bulduğumuzda şaşırıyoruz. Belki de bu yüzden gerçek insanlara rastlamak, mevsimsiz bir çiçeğin açmasına benziyor. Nadir. Sessiz. Gösterişsiz. Ama gördüğünüzde içinizde bir şeyin hâlâ ölmediğini hatırlatıyor. İnsanlık belki de tam olarak budur: Dünyanın sertliğine rağmen kalbinizi taşlaştırmamak. Çünkü insan olmak kolaydır. Ama insan kalabilmek, her gün yeniden verdiğimiz en ağır sınavdır. Zemheride açan kardelen misali