2

HAYATIN SIRLARI         


  • Oluşturulma Tarihi : 09.12.2014 07:56
  • Güncelleme Tarihi :

Kuşların  dilini öğrenin..

Onların size anlattığı masalların içinde çocukluğunuzda yarım kalan rüyaların kendisi vardır. Doğa ile bütünlüğün sırlarını saklayan, yağmur damlalarının kanatları arasından süzülerek, renklere ve hayallere dönüşmesini  taşıyan kuşların aşka gelmesidir. O ses; büyünün gerçeğe dönüşmesi ve hayatımıza karıştığı anların bıraktığı izlerde kalmasıdır. Kuşlar, yani  ruhlarımız göç etmeden aynı şarkıyı söylemenin  sessizliği içindeki fırtınaları ve sesin  kanat çırpınışı ile size ulaşan serinliğin rüzgarını yakalayın. Hayat aslında kuşların kanatlarıdır. Ve gözlerinize bakarak şarkısını söyleyen kuşlardan ibarettir. Ayrıca suyun içindeki yelkenliye binmek ve sonsuz bir derinliği sarmaktır.

Hayatın sırlarını açıklamak istiyorum aslında..

Kuşları, yağmuru, inci tanelerinin yalnızlığını ve  masallardan kaçırırken yakalanan çocukların kırık tahta oyuncaklarını. Dünyanın her yerinde ve aynı anda okunan bir şiirin delilik saatlerinde öpüşen yelkenlerin, okyanusta kaybolmadan önceki  son dualarını..

Her şey ses galiba..Kuşların rengi ve kanatlarındaki çığlık..

Tanrının ses olduğuna inanan  güllerin rengini duyuyorum. Kadife yaprakların utangaç sallanışını birbirine sığınarak  anlatan ellerin yağmurda  bana gelişini.. Susmalıyım..

Kendi sesimi okumalıyım.. Şiirin sesini…

Yağmur, taneleri arasındaki örgünün  iğnesini  paslı bir kitabın yaprakları arasından çıkarıp, maviye sığınan  bulutlara koşan çocukların uçurtmasını renk olarak  okuyorum. Dağların ortasındaki kardelenlerin buzlarını  ayırıp beyazlığın,y eşile inen damarları arasındaki köprünün  bekçisini  yazıyorum.

Yazmak, hayata ve kuşlara renk vermektir; o kıyıdan bu kıyıya düşen balıkların dilsizliğini arayan yıldızların ağır yürüyüşünde umut dolu sepetleri eve taşımaktır. İçi boş ama yazanın bütün hayallerini yüklediği zamanın tekerleğini saklayan mahzenden gün ışığına çıkan tırtılların inatçı kozasıdır kanatlara.. Papatyanın gülümsemesidir. Ve kelebeğin son kanat çırpınışındaki  renk…

Veya sözcükleri kendine saklarken, kırılan cam bakışların küpelerde kalan pırıltısı dışında toplananların şair yüreğine sığınmasıdır aslında. 

 İzmir sürekli üşüyor.. Ve dışarıda yağmur yağıyor. Tanrının gözyaşları.. Yüzüme çarpıyor.. Ruhuma.. Yüreğime..

Sürekli trampet çalıyor  bulutların yapraklarından çiçeklerin  dallarına. İnce ve kırılgan bütün yüreklerin  toplandığı saatlerde ve mevsimlerde aşkın ulaşılmaz  notalarına düşüyor.

Ahh, kentte yaşıyorum Tanrım..Yaşamak zorundayım ve kirliyim.

Kirletilen ruhumun, çiçeklerin  ve kuşların kanatlarını saklayarak, kaldırımların  kıyısından, küf kokulu bir duvarın yaslandığı mutsuz bir hayattan... Ahh, dönmeliyim, hızla ve hemen uzaklaşarak tanrının doğum saatlerine. Kuşların ve kanatların yağmura gittiği renklere ve uyumalıyım  bütün çocukların sıcaklığında, yumuşaklığında, çığlığında..

Hangisi daha iyi ! Tanrım ben sesim.. Kanat.. Renk.. Çığlık ve yarattığın bütün çiçeklerin çocuk elleri.. Hüzün.. Yağmur ve gözyaşı.. Ve küpe ve yüzük sevincinde kalan pırıltı.

Her şey pırıltı mıdır !  Her şey  iki dudak arası !

Susmalıyım.. Aydınlığın yarasa hızını dolunaydan çalmadan önceki çocuklarımı emzirmeliyim. Tarçın kokulu sütün bütün sözcüklerinde,  dallara yaslanıp susmalıyım hayatın rüyasına…

Yoksa şiir mi tanrının en güzel armağanı.. Kuş kanatları.. Yağmurun sesi, renklerin çiçekleri ve yıldızların içinden düşen gece… Kitabın çevrilmeyen dizelerinde boğulduğumu kimseye anlatmadan  ödünç  şarapların şişesinde mi kalmalıyım…

Nereye kadar.. Bu çocuklar kimin dizesi.. Bu kitaplar hangi binbir geceden arttı cellatlara. Bu atlılar zincire bağlı  zamanın sırtında sevişirken,  avuçlarında sakladıkları mühürler  hangi cariyenin..

Ahh, Tanrım sana itiraf etmeliyim.. Ben bir deliyim..

Ilık ve pembe bir  dizenin tam ortasında anlatılmaz bir duygunun aşka uzanan kırıntıları yeryüzüne serpilirken, aşk izlerimi saklayan günleri seviyorum. Denizin utandığı mevsimlerde  hırçın kumları sahile savuran dalgaları iten balıkların arkasından geliyorum. Rüzgarda sallanan yaprakların ipini dala ören  bendim meyhane çıkışındaki saatler. Yere düşmüş ekmek kırıntısı, karıncaların sevinçle evine götürdüğü.. Yola düşen yavru kuşun tüylenmemiş kanatlarındaki morlukların en çizgisi ve senden düşen bütün seslerin ve renklerin  kendisiydim..

Kentler, meleklerin kanatlarını kirlettiler. Şiirlerin  hepsini  Tanrım ! Sesini ve kelebeklerin rengini, kanatların çırpınışındaki duaları gün batımında  geceye düşüren  çalgıcıların peşinden koşan martıların en haylazı da… Beni beklerken üşüyen bakışlarını da…

Gün üşüyor, zamanın en uzak çağında çocuklar meyve çalmaktan yorgun saatlere düşüyor. Ben onlardan daha küçüktüm ve ellerim cebimden saklanırken, yüzümü ıslatan saatlerin peşinden kendime koştum.

Koştum..  Sürekli koştum. Kanat oldum.. Renk oldum.. Ses oldum..

Tanrım, vurdular beni !  Ahh, susup çekilmeliyim kum tanesinin içine. Annesi ve babası ölmüş bir çocuğun küpesindeki pırıltıya. Yanaklarındaki kızıllığa.. Gözlerindeki yıldızlara.. Gitmeliyim.. Yağmurun  içinden inci tanelerini ayıklayıp bir kıyıya fırlatan zamanın peşine.. Yağmur, kuşlar  ve  denizin buluştuğu noktayı istiridyeye anlatarak yelkenini yırtan zayıf bakışlı bir balıkçının sesi veya çığlığı, tanımsız ve  sahipsiz bir aşkın  peşinden gider gibi, gitmeliyim.. Git.. Gittim.. 

HAYATIN SIRLARI         
Ümit Yaşar Işıkhan
Yazarımız Kim ?

Ümit Yaşar Işıkhan