2

İMGELERİN  PARÇALANMASI -2


  • Oluşturulma Tarihi : 09.09.2014 08:12
  • Güncelleme Tarihi :

Derin manasıyla hayatın şekillendirdiği bu topraklar;  tarihin ilk tanığı ve kapısı olmuştur. Bunca kavim, bunca kültürel kalıtın, toprak ve su zenginliğinin bu coğrafyada odaklanması, doğal olarak insanlık tarihinin bütün değişimine, insanlığın evrimine ve hayatı yeniden şekillendiren devrimlerin de anavatanı olmasına neden olmuştur. Dağ savunmayı, ova beslenmeyi, ırmak ulaşmayı, deniz yayılmayı sağlayan ve kıyısında şekillenen hayatın kendini sürekli yenilemesi şansını, felsefenin, sanatın, savaşların ve özet olarak değişimin ana damarını da oluşturmuştur.

Değişim.. Her değişim doğal olarak bir önceki anlayışı ret ederek kendi kurallarını inşa ederken haklılığını ve farkını güncel hayata yansıtmasında baş rolü üstlenen sanatın; özellikle resim ve heykelin yeniden biçimlendiği, yeniden formatlandığı farklı ve daha işlevsel daha estetik ve yeni anlayışın kuramsal izleklerini de taşıyarak yaygınlaşması, yaşamı da farklılaştırmıştır.

Her diktatörün veya dönemsel yöneticilerin desteklediği filozof ve sanatçıların görevi diğer iktidarlardan farklılıklar yaratmak ve destekleyen gücü yüceltmek olduğundan, yaratılan bütün eserlerin halka yakın yerlerde sergilenmesi, toplantı salonlarında, meydanlarda, agoralarda, saray veya yabancı misyon kabullerinde en şaşalı şekilde sunulması ayrıca gücün, yeteneğin ve farklılıkların yaratacağı egosal doyum ve üstün olma atmosferini de oluşturmuştur.

Yönetici erk, diğer erklerden farklı oldukça var olmuştur. Kendi dönemine tanıklığı hep bıraktığı eserler-tanıklar oranında önemsenmiş ve yaşamıştır. Sanatçı ise birlikte olduğu sanatçı arkadaşlarından farklı olmak adına ve özgün- imajı için sürekli yarış vardır. Ancak bu yarışı şekillendiren dönemsel baskın felsefi anlayışın ve sanat beğenilerinin çizdiği alan içinde üretimin-söylemin birbirine benzer olmasını da sağlamıştır. Sanatçılar farklı bile olsa aynı düşünce atmosferinde olmaları veya temsilcileri olmaları sebebiyle birbirine yakın veya birbirini tamamlayan eserler vermişlerdir. Yani her dönem, kendi düşünce ve sanat algısını yansıtan eserler ve söyleme bağlı olarak gelişen olayları değerlendirmiştir.

Her dönemin algısı; çağın, algısal ve üretimsel yansısı, varlığı ve etkisi; bir önceki değerleri ret etmesi, kırması, yok etmekten çok yeni bir anlayışla sentezleyerek dönüştürmesi ile oluşmuştur. Halkın şaşkınlığı ve seçeneksiz olarak bunu hayatına katması zorbalık olarak  nitelendirilse bile başka şansı yoktur. Çünkü değişimi sağlayan halk değil, yönetici erkin kendisi veya içindeki değişimden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, geçiş süreçlerinde; belirli dönemlerde yaşanan durağanlık, bir süre sonra çevresel faktörlerle değişimini, gelişim ve farklılıklarını hayatla buluşturarak, tarihe özgün im’ini koymaktadır.

Yeni ülke, yeni alan keşfine veya işgaline çıkan krallar, giderken yanlarında mimarlarını, filozoflarını, kahin ve sanatçılarını; müzisyen, ressam ve heykeltraşları  ve  ayrıca yazışmaları yapan yazıcılar ile jurnalist dediğimiz günlük  olayları;  hayatı kayıt altına  alan şairleri de himayelerinde  o serüvene katmıştır. Sanatın ve düşüncenin izlek olarak hızlı dolaşımı ve değişimi sağlayan faktörlerin başında; hep fetihlere bağlı olarak düşün sanat elemanlarının tanıksal veya yıkılan mevcut imgenin yerine inşa edilen yeni algı ile oluşturulan eserleridir. Farklı iklim ve coğrafik göçleri de bu değişime ekleyebiliriz. Felsefenin ve dolayısıyla sanatsal algının, güncel tavrı sık sık değişmiş, yeni sentezlerle farklılıklar yaratarak algıda ;felsefe de ve sanatta yeni akımların, yeni söylem ve anlayışların yaygınlığını da sağlamıştır..

Bu aşamada değişimi görüyorsak da bir süre sonra alışkanlığa ve statik tarz söylemlere, şablon yaratıcılığa yöneldiğini ve doğal olarak o dönemde farklı söylem veya ürün verenlerde  bile öz-biçim sunumlarda ortak imgelerin çevresinde buluştuklarını görüyoruz.  Mevcut anlayışa farklı yorum yapmanın, başkaldırı ve isyan sayılacağından; mevcut anlayışa ters veya farklı bir yorumla katılmak, bedel ödemeyi de getirmiştir. Bu anlamda direnen ve sürekli değişim anlayışı ile mevcut kalıpları ret eden bilgelerin, sanatçıların yönetici erk tarafından yok edildiğini de tarihin değişik dönemlerinde görmekteyiz.

Değişimi öneren ve uygulayan devrimcilerin bir süre sonra eleştirdikleri tutuculuğa saplanması, kendini yenileyememekten ve ilk devrim hareketini sürdürememekten kaynaklandığını, biliyoruz.  Tembellik ve bolluğun yaratıcılığı öldürdüğünü bile bile o sayfada kalmaları elbette yaratıcı potansiyeli olan alternatif güçleri yıldırmamıştır.  Çalışmayan zengin sınıfın felsefe üretmesi, sanatçıları himaye ederek kendilerine özgü farklı mekanlar oluşturması, yoksulları, köleleri ve teba dediğimiz yoksul halkı hayran bırakacak  yapıların çoğalmasını sağlamıştır. İnsanı sömürmek için oluşturulan süslü ve devasa mabetlerin karşısında küçülen insan, ruhen teslim olmuş ve güce tapmaya başlamıştır.

Bütün olağan üstü özellikleri nedeniyle hep cazibe merkezi olan Anadolu’nun bin yıllardır açık savaş alanı olması, değişik kavimlerin mola verdiği, yerleştiği, öldüğü ve değiştiği ve her dolaşımda biraz daha kültürel kalıtı zenginleşen bu toprakların bugüne kadar bıraktığı en önemli etki, değişimi de hızlandıran “Algı Tutulması”, farkında olmadan sürekli mevcut imgelerin parçalanmasını hızlandırmıştır.  Hep yeni imgelerin  hayatımızı kuşatmasına zemin hazırlamıştır. ”Kral öldü.. Yaşasın yeni kral”  söylemi veya benzetmesi aklın tutulma anındaki çaresizliğini ve teslimiyetini de vurgulamaktadır. Daha doğrusu patlama noktasının, patlamadan önceki son halidir.

Peki, kral kim ?... Nerden geldi..?  Niçin kral..?

Hayatın sorunları algılanarak, değişimi talep eden insanlar; devrimci bir ruhla hayatın yeniden şekillenmesi gereğini de gündeme getirmiştir..  Düşünmeye başlayan ve düşüncesini paylaşmaya ve taraftar bulmaya başlayan insanın ufku ve taraftarı da genişlemiştir. Bütün gelişmeleri ortak çıkar paydasında buluşturan yönetici erkin bu sabit ve şeytani-dokunulamaz kavramlarla insanlığı halen yönetiyor olmasına şaşırmayan insanoğlunun uyanışı çok şeyi ve algıyı da değiştirecektir.  Şaşkınlık yaratan bu değerlerin hayata katılması sürecinde mitolojik tanrılar, felsefenin ve kehanetlerin anavatanı olan toprakların sanatsal anlamda açık hava müzesini oluşturmakla kendini ifade etmesinin temelinde yine bu değişimin-imgesel kırılmanın sırlarını da  saklamaktadır.

Olağanüstü olaylar, fikirler ve yaratılarla kendini ve farkını ortaya koyan Anadolu bilge ve sanatçılarının bütün tarihi değiştirecek güç ve özelliklere sahip olmasının bir işareti olan algı derinliği ve hayatla buluşturma sürecindeki sonuç, sanatın ve estetik algının da kökenini ve zenginliğini göstermektedir. Modern hayatın zengin kalıta sahip yeni sanatçıları olarak; bu kadim topraklardaki büyülü yaratı ve paylaşımın yeni algılarla gün yüzüne çıkarılması, yeniden yorumlanması ve modern sanat hareketinin özgürce ve hiçbir anlayışa bağımlı kalmadan hayata katılması gereğine inanmaktayız. Bizler, bu yeni ama eski, derin ama görünür, estetiksel objelerin ruhunu gün yüzüne çıkarmak ve modern hayatın insanlarıyla, düşünsel derinliği ve algısıyla buluşturmak için hareket etmekteyiz. Veya  daha  açık söylemek gerekirse, ben ordayım..

 

 

 

İMGELERİN  PARÇALANMASI -2
Ümit Yaşar Işıkhan
Yazarımız Kim ?

Ümit Yaşar Işıkhan