2

SAVAŞ  SEKTÖRÜ VE BARIŞ   


  • Oluşturulma Tarihi : 22.08.2015 06:58
  • Güncelleme Tarihi :

Herkesin dilinde barış…

Anadolu ayakta… Aydını, öğrencisi ve bütün yoksul halk birleşmiş koro halinde “barış” şiirini okuyorlar.

Peki, bu koşullarda, emperyal güçlerin bütün aktörlere dağıttığı savaş baltalarının karşılıklı bileylendiği bir zaman diliminde barış olur mu?

Gerçekçi olalım kardeşim, bence olmaz!

Hadi, biraz başka pencereden bakalım veya espri yapalım!

Hepimizin bildiği gibi, savaş isteyenler; savaşı kışkırtanlar yıllardır para ve zaman harcayıp duruyor. Uzmanlar, provokatörler, basılı, görsel medyatörler, silah satıcıları, dış temsilciler, asparagas haberler, el altından her iki tarafı da salak yerine koyanlar gırla dolu…

Bu koşullarda, barış yaparsak ayıp olmaz mı yani!

Elinizi vicdanınıza koyunuz. Adamlar; hem de kaç ülke, kaç toplantı, kaç senaryo, kaç oyuncu ve deneysel plato kurmuşken onların heveslerini kursaklarında bırakmak olur mu?

Kaç silah fabrikası çalışıyor biliyor musunuz? Kaç işçi ekmeğini kazanıyor? Kaç uzman, personel, gazeteci, holding, politikacı, artist, yazar, sinemacı, kolacı, tütüncü, petrol kuyusu biliyor musunuz?

Evlerinden, ailelerinden uzakta… Hem de kaç kez… Ülkeden ülkeye, şehirden şehre VİP uçaklar, siyah camlı arabalar, kırmızı plakalar, yemekler, viskiler, şampanyalar, yeni yeni oyun senaryoları, o role göre her ülkeden aktörler, kafa patlatmalar, falan… filan. Yani kolay mı sanıyorsunuz savaş çıkarmayı!

Bunları destekleyen tröstleri, enerji hatlarını belirleyen ombudsmanları, toplum mühendislerini, sekreterlerini, sevgililerini, şoför ve aşçılarını, radyo ve TV kanallarını, program yapımcılarını… Bütün bunları bir orkestra titizliğinde çalıştırmayı kolay mı sanıyorsunuz!

De gidi de…

Daha bunlar bir şey mi?

Daha neler var neler! Aklınız durur. Zaten durmuş aklımızı, durduğu yerden başka bir sayfaya atlamaması için sürekli masallar ve kahramanlık duygularını empoze ederler. Ölenlerin bir tarafı cennete gider, öbür tarafı da şehit olur. Vatan kahramanı olaraktan ölümü kutsarlar. Böylece az gelişmiş toplumların insanı, hayatında olmayan, olması bile hayal edilmeyen böyle bir mertebenin-soyut yücelmenin peşinde giderek planlanan savaşa fitil olurlar.

Hal bu iken, barışı hayal etmek mümkün mü?

Bence, kanla beslenen iktidarlar ve tröstler barışa izin vermezler…

Bu kadar uzmanın çalıştığı, bu kadar rüşvetin, avantanın döndüğü, bu kadar sektörün ve insanlık katili hainin rol aldığı bir oyunda barış olmaz… Tam tersi savaşı yaygınlaştırmak, her iki tarafı da legal-illegal desteklemek, kışkırtmak, ajanları sayesinde her iki tarafa da pusu kurup öldürmek ve sonrada karşılıklı çekilen baltalara konfeti bağlamak zor değil.

Artık çağımızda en kolay şey, insanı öldürmek. Doğayı tahrip etmek, ortalığı kızıştırmak, savaş alanını süslemek, bilgisayar oyunuymuş gibi düğmelere basarak toplu katliamları meşrulaştırmak. Bütün bunları ekrandan izleyen insanlara ölümleri kanıksattırmak, olağan hale ve hatta olması gerekir rahatlığına kavuşturmak... Bunu yıllardır filmleriyle, teknolojik ürünleriyle, çocuk oyunlarıyla ve çevremizde somut olarak izlettirdikleri naklen savaşlarla ruhumuza nakşettiler.

Çocukluğumuzdan beri peri masallarıyla büyütülen bir halkın fatihin çocukları olarak kepimize şapkamızı önümüze alıp düşünme fırsatı vermediler.

Vermezler tabi, salak mı bunlar…

Önce eğitim sistemimize zehir katıp hepimizin beynini değişik renklere boyadılar. Tek ırk, tek dil, tek renk, tek din sloganları arasında ruhumuzu karikatürize ettiler… Marshall yardımları ile kaç kuşağı kobay olarak kullandılar. Laboratuardan kaçıp sağlam kurtulanlar, düşünmeye; hain tuzakları işaret etmeye başlayınca, emperyalizmin oyunlarını ve oyuncaklarını, kukla ve oynatıcılarını halka anlatınca yeni senaryolarla bir halkı top yekûn işkencelerden geçirip analarını bellettiler. Ölenler öldü, yaralılar yurt dışına kaçtı, kalan sağlar da sermaye baronlarının hizmetkârı olup saf değiştirdiler.

İroniye devam edelim…

Bu ahval ve şeriat içinde sen kalk halkların kardeşliğini iste, barış ve demokrasi iste, insan ve doğa hakları de, “Barış istiyom” de, de gidi de…

Adamlar da hemen, “Ooo hoş geldiniz… Safalar getirdiniz ne güzel deyiveriyonuz bu Barış ve sulh kelimelerini… Ne güzel deyiveriyonuz lan!  bu barışı”…

“Ananız kaç yaşında lan” deyiverseler, ne diyecez hı..Ne diyecez lan…

Adamlar yıllarca uğraşıp duruyorlar… Uzmanlarıyla, bilim adamlarıyla, silah fabrikaları ve zavallı proleterleriyle… Yani bunca zahmeti es geçip barış mı yapsınlar yani…

Yalnızca bu kadar mı? Ooo daha kaç sektör ekmek bekliyor lan, senin ölümünle… Bak, inşaat sektörü yıkılan binalar için yeni projeler hazırlıyor, yollar, fabrikalar, havaalanları, ihaleler, rüşvetler, karılar, kızlar, viskiler falan filan… Nakliyeci firmaları, silah götürürken cenazelerle geri gelecek binlerce araç filosunu hazırlamış bile… Genç esirler organ mafyasına, genç kızlar porno mafyasına, yaşlıları da eşek cennetine göndermek için bir sürü masraf yapıyorlar…

Sen kalk “Barış yapalım” diyorsun… Oğlum, bak git… Bu milletin huzurunu, rantiyecilerin yükselmesini ve iktidarını tehlikeye düşürmeye ne hakkın var lan!

Kim olduğun nereli olduğun, kaç yaşında olduğun hiç önemli değil. Yeter ki savaş... Yeter ki değişik renklerden zavallılar öldürsün birbirini…

İşte böyle…

Yine de emperyalizmin bütün senaryolarını çöplüğe atacak olan yine de barış talebi ile direnen halklar olacaktır. Bu ülke bizim, bu halk bizim Bütün ölenler biziz… Bu nedenle BARIŞ HEMEN ŞİMDİ…

SAVAŞ  SEKTÖRÜ VE BARIŞ   
Ümit Yaşar Işıkhan
Yazarımız Kim ?

Ümit Yaşar Işıkhan