Sayfa Yükleniyor...
Dışarda yağmur yağıyor.
Dışarda kalan kimsesiz çocukların ayakları ve hayatları su içinde. Kentin ruhu da öyle..
İzmir bu yılı, kendi tarihinin en yaralı sayfasında komada geçirdi.. Herkes deli danalar gibi bir yerlere koşturdu. Kent biraz daha yaşlandı ve biraz daha kirlendi. Sokaklar çöp içinde, mazgallar tıkanmış, basık yerler su altında. Otobüs duraklarında hiçbir korunak yok.. Yağmur ve güneş bekleyenlerin ensesinde.. Üstelik kent trafiğini rahatlatacak dedikleri uygulamalarıyla halkı perişan ettiler.. Herkes sinir küpü, trafik felç. Bu yılbaşı öncesinde yollara park etmiş araçlardan insanlar göle dönüşmüş caddelerde cambazlık yaparak ve ölümcül bir çukura düşmeden evlerine kaçmaya çalışıyor.. Kaldırımlar restoranların işgali altında. Dükkanların kapalı alanlarından daha büyük kısmı yol üstünde muşambalarla sargılanarak zabıtanın geçim kapılarını çoğaltıyor.. Yürüyecek yer yok.. Her yer işgal altında. Ve sahipsiz bir kentin kobayları olarak bu zavallı halk anlık öfkesini ertesi güne kadar erteliyor veya unutuyor..
10 yılda biten Üçyol Fahrettin Altay arasında kalan birçok esnafın, işyerleri kapandı.. O güzergahta oturan vatandaşın canına okundu.. Otobüs seferleri iptal edilip bir yerden bir yere gidişi farklı otobüslere ve duraklara aktarıldı..Teleferik, 10 yıldır tamirde.. Kordonboyunda bütün kaldırımlar işgal altında, yürüyecek yer yok. Kentin iklimini değiştiren gökdelenlerle rüzgarın yönü ve kokusu değiştirildi. Alsancak açık bir geneleve dönüştürüldü.. Mukaddesatçı bir iktidarda serbest pazar fuhuş ve uyuşturucu cennetine teslim edildi. Kentsel dönüşüm adı altında bu kentin bütün tarihi değerleri TOKİye teslim edildi. Ekonomik ve politik rantlar masanın değişmez örtüsü olarak hırsızlar ve beceriksizlikler arasında paylaştırıldı.
Bir zamanlar Küçük Paris olarak adlandırılan İzmiri bir Ortadoğu kasabasına çevirdiler. Meydanı olmayan; meydan dedikleri yeri de ilan çöplüğüne çeviren zavallı güruhun vizyonsuz ve günü kurtarma çabaları bu kentin ruhunu ve doğal olarak bizlerin ruhunu öldürdü.
Kent böyle.. Peki ülke farklı mı?
Sistemin kendi içindeki tıkanıklığını sürekli birbiriyle çatışarak gidermeye çalışan, öznel çıkarları adına birbirlerinin kirli çamaşırlarını sırayla askıya çıkaran al birini, çarp öbürüne devam eden çatışmaların yarattığı puslu havanın karamsarlığı bütün ülkeyi sarmış durumda. Elbette CIA bağlantılı cemaatin Siyonist oyunlarının açığa çıkarılması, önlenmesi olumlu görülse de bunun yanında hırsızların liyakat nişanı alması anlaşılır ve kabul edilir bir şey değildi..
Hırsız piyonlar ve beceriksiz muhalefet bu ülkenin yabancısı değildi.. 12 Eylül faşist darbesiyle başlayan etik geleneksel- politik deformasyon sonucu Özalın papatyalarını, Demirelin banka hortumcusu aile fotoğraflarını, Çiller ve Mesut Yılmazın karşılıklı büyük tonajlı menfaat ilişkilerini ve kapalı kapılar arkasında örtbas pazarlıklarını, mukaddesatçı Erbakanın kayıp kasalarını ve maaşından başka geliri olmayan ve borçlu ölen gerçek yurtsever Bülent Ecevit.. Unutulmuş değil..
Bu ülkenin devrimcilerini, gerçek yurtsever solcularını yok eden, öldüren, süren Kemalist ordunun hazırladığı yeşil kuşak projesinin bugünlere kadar gelmesini izleyen ve susan bu halk değimliydi ! Kendi düşen ağlamaz ata sözüyle bu halkın çektiklerine bir yazar olarak tanık olmamız demokratik kurallar içinde elbette umudumuzu köreltmez...
Böyle başa böyle tarak... Kent olarak bu beceriksiz idarecileri ve iktidardaki maskelileri başımıza bela eden bu halk bile olsa, bizi aydınlığa taşıyacak olan da yine bu halktır....
Her yeni yıla hep umutlarla giriliyor.. Umutluyuz..
Evet, mutlak bir çözümü var bu olumsuz gidişin. Mutlaka kurtulacak bu vatan. Mutlaka bu ülkenin bütün olanaklarını ve olanaksızlıklarını eşit ve adil paylaşacak; insan haklarını ve düşünce özgürlüğünü önceleyen, çevre ve hayvan hakları konusunda duyarlı bir yönetim, özgür ve bağımsız bir ülke hayal eden ve gerçekleşmesi için çabaları ve projeleri olan; yerel-ulusal ve uluslararası ilişkilerinde hep barış ve dostluğu önceleyen, koruyan bir iktidar mutlaka olacaktır..
Dünya, teknolojik devrimlerini hızla sürdürüyor. Marsa gitmenin alt yapısı hazır. Diğer gezegenler için köprüler kuruldu bile.. Uzay gezileri ile dünyayı mavi bir portakal olarak pencereden seyretmenin keyfi pazarlanıyor..
Biliyoruz ki, dünya sömürü mekanizmasının globalizm adı altında hayatımızın her alanında yer alması ve enerji kaynaklarını ilhak ederek direnen ulusları haritadan silmesi; silah sanayinin acımasızca insanı ve doğayı yok etmeye dönük geliştirilmesi bütün insanlığın geleceğini tehlikeye düşürmektedir. Haksız ama güçlü, zalim ve pervasız emperyal güçlerin kendi aralarında oluşturdukları ittifaklar ve sömürü zinciri maalesef halkların uyanmasına ve birlikte direnmelerini gerektirdiği için buna biraz daha zaman var deyip umudumuzu koruyoruz..
Elbette umutlu olmak zorundayız. Dünya tarihini incelediğimizde bütün kralların, faşist, iktidarların ve o müthiş imparatorlukların bir gün tarihin çöplüğüne atılacağını bunun için özellikle onurlarından başka kaybedecek şeyi olmayan yoksul halkların birleşmesi ve birlikte hareket etmesi ile mümkün olduğunu-olacağını biliyoruz.. Sevinçle, umutla beklediğimiz 2014 yılının son günlerine geldik. Aynı umudu çoğaltarak yeni bir yıla ve yeni umutlara taşıyoruz.. Dışarıda yağmur yağıyor
Suriyeli göçmen çocuklar yüreğimi çiğneyip hiç gözükmeyen umutlu yarınlara ulaşmak için dilencilik yapıyor. Filistinde her gün çocuklar ölüyor. Peşaverde yüzlerce çocuğu öldürdüler.. Ezidileri yol kenarına gömdüler.. Roboskiden hala kan damlıyor. Kar yangını annelerin çığlığı bir mermi yangınında saplanıyor tarihimize.. Kobanede farklı senaryolar sahneliyor, emperyal kokulu kadife IŞİD sahnesinde. Dünya hızla kanıyor.. Kanayan umutlarımız kabuk tutmaya ve yaralarımızı içine gömmeye devam ediyor. Yine de umutluyuz.. Umutlu olmak zorundayız.. Başka ekmeği kalmadı zamanın..