Sabah erken saatlerde sokağa çıktığınızda havada iki farklı koku var bugün. Biri balkonlardan sarkan kırmızı beyaz bayrakların o tanıdık, iç titreten heyecanı; diğeri ise mahalle pazarının köşesinde, manavın önünde ya da fırın kuyruğunda biriken o sessiz, yutkunmalı keder.
Haftalardır etiketlerin ağırlığı altında eziliyoruz. Akşam eve dönerken poşetin dibini dolduramamanın mahcubiyeti, ay sonunu getirememenin getirdiği o görünmez omuz çöküklüğü sokakta kime baksanız yüzüne kazınmış durumda. İnsanlar sadece geçim derdiyle boğuşmuyor; hakkıyla çalışıp karşılığını alamamanın getirdiği derin bir onur kırıklığıyla yürüyor kaldırımlarda.
Ve bugün 29 Ekim.
Cumhuriyet’i sadece tören alanlarındaki marşlara, ezberlenmiş resmi nutuklara sıkıştırdığımız gün kaybettik asıl manasını. Çünkü bu rejim, mermer sarayların pencerelerinden halka el sallamak için kurulmadı. Mustafa Kemal ve arkadaşları yola çıkarken tek bir cümle fısıldadı bu topraklara: 'Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.'
Kimsesizlerin kimsesi olmak ne demektir?
Çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını kara kara düşünen annenin arkasında durmaktır. Alın teri döken ama kışı nasıl çıkaracağını bilemeyen işçinin başını öne eğdirmemektir. İnsanca yaşamak için avuç açmak zorunda kalmadığın, karnının da hürriyetinin de aynı sofrada doyduğu bir yurt inşa etmektir. Ekmekle onur arasına sıkışan bir hayat, cumhuriyetin vadettiği o eşit yurttaşlık fikrine sığmaz.
Bugün bayraklarımızı asarken, içimizdeki o ağır yorgunluğu saklamayalım. Birbirimizin gözünün içine bakalım. Yüz yılı aşkın bir süre önce bu topraklar; cebinde tek bir kuruşu, fabrikasında tek bir çarkı olmayan, tamamen yakılıp yıkılmış bir enkazdı. O enkazdan başı dik bir millet çıkaran şey, sihirli bir el değil; insanın insana duyduğu güven, ortak bir haysiyet kavgasıydı.
Cumhuriyet, eksik filelerimize rağmen başımızı eğmemektir. Bizi tebaa değil, hakkını arayan onurlu birer insan kılan o büyük sözleşmeyi hatırlama günüdür. Sofralarımızdaki yangın geçer; yeter ki birbirimize omuz vermekten, daha adil, daha tok ve gerçekten hür bir geleceği talep etmekten vazgeçmeyelim.
Cumhuriyetimiz kutlu olsun; bu topraklarda yaşayan her bir canın sofrasına bereket, göğsüne hak ettiği o vakur huzuru getirsin.


