Metin OlataşUzman Klinik PsikologKabanların cebine saklanan eller: Kasım geldiğinde
Sabah kapıdan çıkarken rüzgârın teninize vurduğu o ilk keskin serinlik, sadece bir mevsimin değiştiğini haber vermez. Bir telaşın bittiğini, doğanın ve insanın artık içeriye çekilme vaktinin geldiğini fısıldar. Yazın o dağıtıcı, her şeyi dışarı saçan, yüksek sesli enerjisi geride kaldı. Ekim’in kararsız, arada kalmış ılık nefesi de çekildi. Takvimler nihayet Kasım’ı gösteriyor. Ve Kasım, her şeyden önce insanın kendi kabuğuna, kendi içine dönme mevsimidir.
Sokaklara bakın; adımlar hızlanmış, omuzlar hafifçe yukarı kalkmış, eller içgüdüsel olarak kabanların ceplerine sığınmış. Bu sadece soğuktan korunma refleksi değildir. İnsan havalar soğuyunca korumasızlığını daha çıplak hisseder. Yazın güneşin altında unuttuğumuz ya da ertelediğimiz ne kadar dert, ne kadar eksiklik varsa; akşam karanlığı erkenden sokak lambalarını yaktığında birer birer zihnimizin kapısını çalar. Kışın kapıda oluşunun getirdiği o somut kaygılar—yaklaşan faturalar, evin ısınma derdi, pazar poşetinin dibi—Kasım rüzgârıyla birlikte daha bir ağırlık yapar insanın göğsünde.
Fakat Kasım sadece hüznün ya da kaygının ayı değildir; hayatın hızına verilmiş mecburi ama şifalı bir moladır.
Bahar ve yaz insana sürekli bir şeyler vadeder: 'Daha çok gez, daha çok tüket, daha hızlı koş, dışarıda hayat var!' Oysa Kasım durdurur. Ağaçlara bakın; yapraklarını yerlere dökerken en ufak bir utanç ya da telaş yaşamazlar. Bilirler ki yüklerinden kurtulmadan, kuruyanı bırakmadan kışı sağ salim atlatmak, bahara taze filizler vermek mümkün değildir. İnsan ruhu da böyledir. Bazen durup o dökülen yapraklar gibi gereksiz yükleri, kırgınlıkları, yetişememe kaygılarını toprağa bırakmak gerekir.
Kasım bize evin, ocağın, bir fincan sıcak çayın buğusunun kıymetini yeniden hatırlatır. Dışarıdaki soğuk sertleştikçe, insanın insana duyduğu ihtiyaç artar. Bir dostun 'Üşüdün mü, bir çay koyayım mı?' demesindeki o karşılıksız sıcaklık, dünyanın hiçbir yerinde satın alınamayacak bir zenginliktir.
Bugünlerde pencerenin kenarında oturup buğulanan cama bakın. Dışarısı ne kadar gri, rüzgâr ne kadar hoyrat olursa olsun; içeride sakladığınız umut, bir başkasına uzattığınız sıcak bir el ve eksilmeyen hayat gayretiniz sizi ayakta tutmaya yeter.
Kasım geldi; hoş geldi. Bize biraz yavaşlamayı, biraz kendimize şefkat göstermeyi ve her sert kışın ardından toprağın yeniden uyanacağını hatırlatmaya geldi. Paltonuzun yakasını kaldırın, adımlarınızı sağlam basın; bu ay içimizi ısıtacak olan şey güneş değil, birbirimizin gözündeki o sahici ışıltıdır.
