1
Doç. Dr. Zeki Uyanık
İlkses Gazetesi Yazarımız

Doç. Dr. Zeki Uyanık

Yazarın Köşe Yazıları

Kadın kocasının adak kurbanının etinden yiyebilir mi?

Adak’ın kelime manası, herhangi bir şeyi yapmaya söz vermektir. Dinî kavram olarak adak; Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na tazimde bulunmak için, yapılması mecbur olmayan namaz, oruç ve kurban gibi farz ve vacip ibadet cinsinden bir şeyi yapmayı nezretmek suretiyle o ibadeti kişinin kendisine vacip kılmasıdır. Farz veya vacip ibadet cinsinden adanmış olan bir şeyi yerine getirmek vaciptir. Çünkü adak yapan kimse bu hususta Allah’a söz vermiş demektir. Bu gibi hükümlerin uygulanmasında ise, kadın ve erkek arasında fark yoktur. Ancak adanan adak kesildiği vakit bu adaktan bazı kimseler yiyemezler. Bunlardan birisi de karı kocadır. Şayet koca adak kurbanı kesecek olursa hanımı bu adağın etinden yiyemez. Aynı şekilde kadı adak kestiğinde bu adağın etinden kocası yiyemez.
Kişi vefat ettiğinde borçları varsa önce Allah’ın hakları mı Kulları hakları mı ödenir?
Dinen insanın borcu ikiye ayrılmaktadır. Allah’a karşı borçlar, kullara karşı olan borçlar. Bir kimse, üzerinde mesela oruç borcu olduğu halde vefat etmişse bu onun için Allah’a karşı bir borçtur. Kişi hayattayken bu oruçlarını tutmaktan aciz kalmış ise, orucunun borcunu fidye vererek ödemelidir. Ödeyememiş ise o zaman mirasından ödemeleri için mirasçılarına vasiyet etmelidir. Aynı şekilde zekat, kefaret


Mezarın üzerine yazı yazmak caiz mi?

İslam dini, hayatında olduğu gibi ölümünde de insana gereken değeri vermiş, saygıyı göstermiş ve öldüğü andan itibaren ona yapılacak muameleyi de belirlemiştir. Bu anlamda İslam dini, kabir ve kabristanın düzenli ve tertipli yapılmasını, temiz tutulmasını ve yeşillendirilmesini, hayatta bulunan insanların ölülere karşı bir vefa borcu olarak görür. Ancak kabirlerin yükseltilmesi, üzerine kubbeli binalar yapılması, taşına övücü veya kaderden şikayet edici sözler yazılması yasaklanmıştır. Fakat vefat edenini adını soyadını yazmakta dini bir sakınca yoktur.
İbadetler vekaletle yapılabilir mi?
Bedenle yapılan ibadetlerde vekalet geçerli olmayıp, ibadetin bizzat mükellefin kendisi tarafından yerine getirilmesi gerekir. Mesela, mükellef ne kadar hasta olursa olsun, onun yerine başkası namaz kılamaz. Bizzat mükellef, kendisine tanınan ruhsatlar çerçevesinde namazını kılar. Oruç da böyledir. Mal ile yapılan ibadetlerde ise vekalet geçerlidir. Mesela bir kimse, zekat olarak hesaplayıp ayırdığı meblağı, ikinci bir kişi aracılığı ile fakirlere ulaştırabilir, malının zekatını hesaplayıp fakirlere vermek üzere başkasını vekil tayin edebilir. Hem beden, hem mal ile yapılan bir ibadet olan hacda ise, bizzat mükellef tarafından yapılmasına engel meşru bir mazeret bulunması halinde vekalet geçerlidir. Mazeret bulunmadığı takdirde ise haccın vekalet yolu ile yapılması geçerli olmaz. Vekalet konusunda farz,


Devletin koruyucu aileye ödediği parayı almak caiz mi?

Koruyucu aile programı uygulaması kapsamında himayeye alınan çocuklar için devletin ödeyeceği paranın, çocuğa harcanması veya onun adına saklanması halinde koruyucu aile tarafından alınmasında dini açıdan bir sakınca yoktur. Bununla birlikte çocuğu himaye eden ailenin fakir olması durumunda çocuk için verilen paradan makul şekilde istifade etmesi de uygundur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hususta mealen “Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter” buyurulmaktadır. (Nisa, 4/6). Buna göre koruyucu ailenin devletin çocuk için verdiği parayı almasında sakınca yoktur. Tabi bunu da çocuk için harcamalıdır.
Müslüman olmayan birisinin Müslüman olması için dua etmek caiz mi?
Hayatta olan kafirlerin doğru yolu bulmaları, hidayete ermeleri, İslam ile müşerref olmaları için dua etmede bir sakınca yoktur. Çünkü Rasulüllah Efendimiz Uhud savaşında mübarek dişleri kırılıp, yüzü yaralandığında, müşrikler için: “Allah’ım kavmimi


Öldürülen kimsenin ömrü kısaltılmış mı oluyor?

İslam inancına göre herkesin bir eceli vardır. Bu ecel ne geri alınır, ne de ileri alınabilir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulmaktadır. “Her ümmet için takdir edilen bir ecel vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir an ileri, ne de geri alınamaz.” (Araf 34) Buna göre öldürülen kimse eceliyle ölmüştür. O kimse için bundan başka bir ecel yoktur. Katil, ölen kimsenin hayatını kısa kesmiyor, onu eceli gelmeden öldürmüyor. Bilakis ölen kişinin ölüm sebebi böyleydi ve vadesi dolduğundan, katil suç olmakla beraber bu fiili işlemektedir.


Ölmeden mirası dağıtmak caiz mi?

İslamiyet de ölüm hak, miras helal diye bir söz vardır. Kişi ölmediği sürece malı miras olmaz ve yakınlarına miras olarak intikal etmez. Yaşamakta olan mal sahibi malını, helal ve caiz olmak şartıyla dilediği gibi harcar, tüketir ve -akrabası olsun, olmasın- istediğine verir. Yakınlarının ona “Bizim mirasımızı azaltıyor veya yok ediyorsun” deme hakları yoktur.   
Mümin, yakınlarına miras bırakmakla yükümlü değildir, ihtiyaç içinde iseler onların nafakaların (geçimlerini) temin etmekle yükümlüdür. Nafaka temin ödevini yerine getirmekte olan bir mümin, geriye kalan malı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir.
Buna göre kişi ölmeden önce malını istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Kişi ölmeden önce ister malını dağıtır, ister yer, ister miras bırakır, isterse de çocukları arasında ölmeden dağıtabilir. Bütün bunlar caizdir ve de geçerlidir
Ölen kimsenin 52. gününde mevlit okumak dinen gerekli mi?
İslam dininde, ölen kimse için haftası, kırkı veya elli ikisi diye bir şey yoktur. Aynı şekilde ne belli bir gün ya da gece de yoktur. Ancak belli bir gün veya gece olmamakla beraber her zaman vefat eden kimse için Kur’an-ı Kerim okunabilir, dua edilebilir, mevlid okutulabilir.       
Ancak bütün bu güzel amellerin mutlaka şu veya bu günde olma zorunluluğu yoktur.  Yılın her gün veya gecesinde


Beraat Kandilinin anlamı nedir?

Beraat Kandili, Şaban ayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gece demektir. Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle ‘Mübarek’; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle ‘Beraet’; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle ‘Rahmet’, geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle beraat adı veriliyor.
Berat Gecesinin ne gibi özellikleri vardır?
Beraat gecesinin birtakım özellikleri vardır. Öne çıkan özellikleri ise şunlardır:
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlahi rahmetin bütün alemi kuşatması.
4. Af ve bağışlamanın coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.
Hz. Peygamberin Beraat gecesi ile ilgili bir hadisi var mı?
Hz. Peygamber bir kutsi hadisinde Beraat Gecesi ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Şaban’ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de


Allah haramdan razı olmadığı halde neden yaratmaktadır?

Hayır ve şer Allah’tandır”, demek bunları yaratan Allah’tır, demektir. Çünkü Yaratıcı O’dur ve O’ndan başka yaratıcı yoktur. Kula bakan yönüyle ise hayrı ve şerri irade eden, tercih eden kuldur. Bundan dolayı da insanlar hayır ve şer, iyi ve kötü bütün davranışlarından sorumludur. Başka bir ifadeyle, “amentüde ifade edildiği üzere her Müslüman kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanır. Yani alemlerin yaratıcısı olan Allah Teala hayrı da şerri de irade eder ve yaratır. Çünkü alemde her şey onun irade, takdir ve kudreti altındadır. Zira alemde ondan başka gerçek mülk ve kudret sahibi kimse yoktur. İnsan, hayrı da şerri de kendi iradesi ile kazanır. Ancak Allah’ın hayra rızası vardır, şerre ise yoktur. Hayrı seçen mükafat, şerri seçen ceza görecektir. Şerrin Allah’tan olması, kulun fiilinin meydana gelmesi için Allah’ın tekvini iradesinin ve yaratmasının devreye girmesi demektir. Yoksa Allah kulların kötü filleri yapmalarından hoşnut olmaz, şerri emretmez bilakis yasaklar. Allah tek yaratıcı olduğu için hayrı da şerri de yaratır. Ancak hayırdan hoşnut olur. Ancak şerden razı olmaz.
Öfke ile yapılan yemin için kefaret gerekir mi?
Yemin, bir işi yapmak veya yapmamak hususunda ileri


Ebeveynler çocuklarının başka şehre taşınmasına ya da gurbete çıkmalarına dinen engel olma hakları var mı?

İslam dininde anne ve babanın evlat üzerinde hakkı çoktur. Bir evladın ilk işi onların rızalarını kazanmak, gönüllerini almaktır. Öyle ki İslam dini, cennete girmenin bir yolu da anne ve babanın rızasından geçtiğini kabul etmektedir. Onun için İslam dini, evladın anne ve babasına karşı saygılı ve hürmetkar olmasını, onların söz ve telkinlerini dinlemesini Kur’an-i bir ifade ile onlara öf bile demeyi yasaklamıştır. Çocuk anne ve babanın telkinlerini dinlemek zorunda ama bu telkin ve istekler dini çerçeveyi ihlal ediyorsa çocuk anne ve babasına itaat etmek zorunda değildir. Zira inancımızda yaratılmışa masiyet ve günah konusunda itaat etmek yasaklanmış ve haram kılınmıştır. Aynı şekilde çalışmak, okumak, yaşamak veya Hacca gitmek gibi makul ve meşru işlere ana-babanın izin vermemesi halinde duruma bakılır: Ana babaya bakılacak kadar imkan hazırlanmış, evlada muhtaç olmayacak bir ortam temin edilmişse, ana babanın böyle bir seyahate engel olmaya hakları olmaz. Şayet, evlat ana babayı bakıma muhtaç halde bırakıyor, kendine muhtaç durumdan kurtarmadan gidiyorsa, kendisine izin verilmeyebilir. Bu takdirde evladın gitmeye de hakkı olmaz.
Kadın kocasından adak kurbanını kesmek için izin almak zorunda mı?
Adak’ın kelime manası, herhangi bir şeyi yapmaya söz vermektir. Dini kavram


Hamile bayanın çocuğun cinsiyetini öğrenmesinde dini bir sakınca var mı?

Annenin ve çocuğun sağlığına bir zarar vermeyecekse çocuğun cinsiyetini öğrenmede bir sakınca yoktur. Kaldı ki bugün ki tıp dünyasında çocuğun cinsiyetini öğrenmek ne anneye ne de çocuğun sağlığına zarar vermemektedir. Cinsiyeti öğrenmek anne ve bebeğe zarar vermediğinden çocuğun cinsiyetini öğrenmede bir sakınca yoktur.
İnanç bakımından insanlar kaç kısma ayrılmaktadır?
İnanma bakımından insanlar üç kısma ayrılmaktadırlar: 1. Mümin: İslâm dininin iman ve itikat esaslarını gerçekten kalben tasdik edip dili ile söyleyen(ikrar eden) kimsedir. Bunların yaptığı bu işe iman denir. 2. Kâfir: İslâm dininin iman esaslarına inanmayan Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul etmeyen kimsedir. Bunların yaptığı bu işe küfür denir. 3. Münafık: Müslümanların arasında inandığını söylediği halde kalbi ile İslâm dininin iman esaslarına inanmayan kimsedir. Bunların yaptığı bu işe nifak denir. Dışı mümin, içi kâfir olanlardır. Hz. Peygamberin ifadesi ile münafıklar konuştuklarında yalan söylerler, söz verdiklerinde tutmazlar, emanete hainlik ederler.
Abdestsiz Ayetül Kürsi ve İhlas suresini okumak caiz mi?
Kur’an-ı Kerimi abdestsiz tutmak ya da taşımak dinen caiz değildir. Ancak abdest yokken Kur'an-ı kerime dokunmadan ezberden okumanın bir sakıncası yoktur. Buna göre kişi abdestli olarak Ayetel Kürsiyi, ihlas suresini ya da bir başka ayet veya sureyi okuyabileceği gibi abdestiz olarak da kurana dokunmadan bunları ezberden okuyabilir. Ancak tabii ki


Münker ve Nekirin görevi nedir?

Dinen ölümle başlayıp yeniden dirilmeye kadar devam edecek hayata, kabir hayatı denir. Hz. Peygamber, “Kabir, ahiret duraklarının ilkidir. Bir kimse o duraktan kurtulursa, sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulmazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır.” (Tirmizi, Zühd 5) şeklinde buyurarak, ahiret hayatının ölümle başladığını bizlere bildirmiştir. İnsanı öldükten sonra kabirde sorgulayacak melekler Münker ve Nekirdir. Bu melekler ölünün kendisine gelerek “Rabb’in kimdir?”, “Peygamberin kimdir?” “Dinin nedir?” diye soracak, iman ve güzel amel sahipleri, bu sorulara doğru cevaplar verecekler ve kendilerine cennet kapıları açılarak gösterilecektir. Kafir ve münafıklar ise bu sorulara doğru cevap veremeyecek, onlara da cehennem kapıları açılarak cehennem gösterilecektir. Kafirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken, müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir.
Borç verip borçtan kar payı almak caiz midir? 
Borç verip bu borçtan dolayı bir gelir elde etmek faizdir. Çünkü verilen para borç verilmiştir. Borç da bir menfaat celbetmemelidir. Şayet borçtan bir menfaat sağlansa dinen bu uygun değildir. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta bir hadisinde mealen şöyle buyurmaktadır: “Menfaat celbeden her borç faizdir.” Ancak verilen para borç değil de kar zarar karşılığında çalıştırılmak üzere verilmişse ve bu paradan bir kar elde edilmişse bu paradan gelen geliri almada bir sakınca yoktur. Tabi


Faiz neden haram kılınmıştır?

Faiz yasağı İslam’ın temel ilkelerinden biridir. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de faiz yasağına değişik üslup ve anlatım tarzıyla birden çok yerde temas edilmektedir. “Ey İman edenler, kat kat faiz yemeyin Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Al-i İmran 130), “Faiz yiyen kimseler tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hali, alışveriş de faiz gibidir, demelerindendir. Oysa Allah ticareti helal, faizi haram kılmıştır...” (Bakara 275-279) Ayetleri bunlardan sadece bir kaç örnektir. Söz konusu bu ayetler ve peygamberin hadislerinde şiddetle kınanan ve ortaya koyulan faiz yasağı İslam iktisadının hem ana öğelerinden birisi, hem de makul bir gereğidir. İslam bilginleri faiz yasağını şu gibi sebeplere bağlamaktadır: İslam servetin atıl bırakılmamasını, üretim ve yatırım dışında tutulmamasını istemekte. İslam temel üretim faktörü olarak “emek”i kabul etmiş sermayenin risk ve zarara katlanmadan tek başına kazanç aracı olmasını hoş görmemiştir. İslam sermayenin faiz yolu ile tek bir zümrede toplanmasına hoş bakmamıştır. İslam ahlak anlayışında yardımlaşma ve dayanışma vardır. Zekat gibi, sadaka gibi, infak gibi, oysa faiz tam bunun tersidir. Yardımlaşma ve dayanışma karşılıksız değil, bilakis menfaate dayanmakta. İslam ticaret ile faiz arasındaki ilişkiye atıfta bulunarak ticaretin helal, fazin haram olduğunu vurgulamıştır. Çünkü ticaret üretken olup, toplumda emeğe ve sermayeye dengeli bir pay verir, Paranın


Kalamar yemek caiz mi?

Kur’an-ı Kerim’de denizden elde edilen yiyeceklerin helal olduğu bildirilmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyrulmaktadır: “Deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı.”(Maide, 5/96.) Hz. Peygamber de, “onun suyu temiz, ölüsü helaldir” buyurmuştur. İslam fıkıhçıları bu nasslara dayanarak bütün balık türlerini yemeği caiz görmüşlerdir. Bu konuda görüş birliği olmakla beraber balık türleri dışında kalan midye, kalamar, yengeç, karides gibi deniz ürünlerini yemek hususunda ihtilaf etmişlerdir. Hanefi mezhebi fıkıhçılarına göre kalamar, yengeç, karides yemek haramdır. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre ise bu deniz ürünlerini yemek helaldir.
Cuma hutbesine yetişemeyen kimsenin kıldığı Cuma namazı sahih mi?
Cuma günü okunan hutbe Cuma namazın sahih olmasının şartlarındandır. Bu hutbe okunmadan kılınan Cuma namazı ise geçersizdir. Bundan dolayı Cuma namazının geçerli olabilmesi için bu hutbeyi okumak ve en az bir kişinin de bu hutbeyi dinlemesi gerekir. Fakat kişi işinden ya da bir başka gerekçeden dolayı hutbeye yetişememişse ama namaza yetişmişse kıldığı namaz geçerlidir.
Sehiv secdesi nedir ve yapmayı unutmuşsa kişinin ne yapması gerekir?
Bu secde, namaz kılarken kişinin yanılması veya unutması ya da dalgınlık


Dövme yaparak para kazanmak caiz midir?

Allah’ın yarattığı şekli değiştirecek şekilde insan vücudunda değişiklik yapılmasını İslam dini şiddetle yasaklamıştır. Dövme (veşm) yaptırmak da fıtrata yönelik bir değiştirmedir. Hz. Peygamber dövme yaptırma ile ilgili olarak dövme yapana da yaptırana da lanet etmiştir. İslam mezhepleri dövmenin haram olduğuna hükmetmişlerdir. Dövme yaptırmak haram olduğundan dolayı bu işten de para kazanmak, ailenin nafakasını temin etmek dinen caiz değildir.
Gayrı Müslim bir memlekette ölen kimseyi orada defnetmek caiz midir?
Dinimize göre cenazeyi öldüğü yere defnetmek menduptur. Cenazeyi defnetmeden önce başka yere nakletmek mekruh olmakla beraber caizdir. Definden sonra kabrinden çıkararak nakil ise kesin zaruret olmadıkça mutlak suretle caiz değildir. Buna göre yurtdışında ölenlerin, bulundukları yerde bir Müslüman kabristanı varsa, orada defnedilmeleri uygun olur. Şayet Müslüman kabristanı yoksa Hıristiyan mezarlığında Müslümanlar için ayrılmış olan bölüme defnedilmeleri mümkün olduğu gibi, Türkiye’ye nakledilmeleri de caizdir. Ama orada gömülmelerinin dini bir sakıncası yoktur. Tabi gömerken Müslümanların kabristanına gömmek gerekir. Ya da gayrı Müslimlerin mezarlarının olmadığı köşede bir yerde gömmelidir.
Günah bir iş üzerine yemin etmek caiz mi?
Bir kimsenin günah olan bir şey üzerine yemin etmesi dinen doğru bir söz değildir. Mesela: “Vallahi kardeşimle konuşmayacağım” veya


İşlediğimiz günah veya yaptığımız hata imanımıza zarar verir mi?

İman inanılması gereken hususlar açısından artmaz ve eksilmez. Bir kimse, iman esaslarının tümünü kabul edip de, bir ya da birkaçına inanmazsa, iman etmiş sayılmaz. Bu durumda, iman gerçekleşmediğinden, artması ve eksilmesi söz konusu değildir. Ancak güçlü ve zayıf olmak açısından farklılık gösterir; kiminin imanı kuvvetli, kiminin zayıftır.
İmanda bu çeşit farklılığın bulunduğuna Kur'an-ı Kerim'de işaret edilmiştir: “Herhangi bir sure indirildiğinde, içlerinden (alaylı bir şekilde) 'bu hanginizin imanını artırdı?' diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sure onların imanını artırmıştır.” (Tevbe 9/124); “O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir.” (Fetih 48/4); “Allah'ın ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların (mü'minlerin) imanlarını artırır.” (Enfal 8/2)
Buna göre kişi günah işleye işleye imanını zayıflatmaktadır.
Falcıya inanmak imana zarar verir mi?
İnsanın güzel bir olayla veya sözle karşılaştığında iyimserliğe; kötü bir hal ile karşılaştığında ise kötümserliğe kapılması, yaratılıştan gelen fıtrî bir hadisedir. Ancak, iyimserlik ve kötümserliğe kapılarak bu gibi hallerin tesiri altında kalmak kişiyi evhama sevk edeceğinden kötü sonuçlar doğurabilir.
Günümüzde halk arasında fal diye


Adağımızı adadığımız yerde kesmek zorunda mıyız?

Adak, kişinin bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz vererek üzerine borç kılması anlamına geldiğinden, bu borçtan kurtulması için adağını yerine getirmesi gerekir. Bundan dolayı kurban keseceğine dair adakta bulunan kişi, ancak kurban kesmek suretiyle adağını yerine getirmiş olur. Ancak adağı adadığı yerde kesmek zorunda değildir. Yani adakta yer bağlayıcı değildir. İster bu adağını söylediği yerde keser, isterse evinde, dilerse başka bir yerde keser hepsi de caiz ve geçerlidir.
Bir bayanın rahmini aldırması caiz mi?
Evlilikte asıl olan insan neslinin devam etmesidir. Bu yüzden evlenecek kişilerin çocuk yapabilecek kadınları nikahlanmaları müstehabdır. Çünkü evliliğin en önemli hedeflerinden birisi çocuk sahibi olmaktır. Evliliğin bu yönüne dikkat çeken fakihler, kadının tıbbi bir rahatsızlığı yoksa veya doğum yapması halinde fiziki bir rahatsızlık geçirmeyecekse ister çocuğu olsun ister çocuğu olmasın fark etmeksizin o kadını temelli olarak çocuktan kesmeyi caiz görmemişlerdir. Yani sebepsiz bir şekilde ve tıbbi bir gerekçe yoksa kadının rahmini aldırmak, onu kısırlaştırmak caiz değildir. Ancak kadının hamile kalması halinde tıbbi bir tehlike veya ölüm, sakat kalma… gibi bir hadise ortaya çıkacaksa rahmini aldırabilir. Çocuktan temelli kesilebilir.
Süt kardeşinin kardeşi ile evlenmek caiz mi?
Çocuğun süt


Yarışmalarda katılımcılara verilen hediyeler caiz midir?

İlmi ya da başka meşru yarışmalarda kazanan kimseye para veya herhangi bir şey vermek helaldir. Çünkü en nihayetinde bu bir yarışmadır.
Yarışma olduğundan ve taraflardan herhangi birisinin bir kaybı olmadığından ve de aynı zamanda üçüncü bir kişi tarafından yarışmacılar ödüllendirildiğinden bu tarz yarışmalarda dereceye girenlerin ödüllendirilmesinde dinen bir sakınca yoktur.
Namaz kılınırken ezan okunsa bu namaz tekrar kılınmalı mıdır?     
Namaz kılmada esas olan ezanın okunması değil namaz vaktinin girmiş olmasıdır. Yani bir namaz vakti girmişse ezan okunmamış olsa dahi o namaz kılınabilir.
Aynı şekilde bir namaz vakti girmemişse ezan okunsa dahi kılınmaz. Mesela hoca yanlışlıkla sabah namazı vakti girdi diye ezan okursa ve vakit girmemişse velev ki ezan okunmuş olsa dahi namaz kılınmaz kılınsa da geçersizdir. Çünkü vakit girmemiştir.
Aynı şekilde namaz vakti girmişse ama gerek elektrik olmayışından, gerekse imamın herhangi bir maruzatından dolayı ezan okunmamışsa bile namaz vakti girmiştir.  Kişi namazını kılabilir
Buna göre bir camide vakit girdi diye ezan okunmuşsa ve buna binaen namaza durulmuş ise namaz kılarken bir başka camiden ezan okunsa sonraki ezan kılınan namaza zarar vermez.
Mezardaki ölü kendisini ziyaret edenleri tanır mı?
Hz. Peygamberin, mezarlıkları ziyaret ettiği ve bu ziyaretlerinde de ölülere selam verdiği


Kadınlar cenaze namazı kılabilirler mi?

Kadın, günün beş vaktini, Cuma ve bayram namazlarını… camide ve cemaatle kılabileceği gibi aynı şekilde cenaze namazını da camide ve cemaatle kılabilir. Ama bu namazı kılarken bir takım kurallara da riayet etmesi gerekir. O da öncelikle her namazda ve günlük hayatta dinen kapatmak zorunda olduğu saçını kollarını ayaklarını kısaca bedenini dinin istediği ölçüde örtmesi gerekir. Aynı zamanda erkeğin önünde değil arkasında durması gerekir.
Gusül alması gerek kişi Kur’an-ı Kerim’i dinlemesi caiz mi?
Cünüp veya hayırlı olan kişiye belli başlı dini yasaklar söz konusudur. Kur’an-ı Kerim’i okuma, namaz kılma, Kabeyi tavaf etme... gibi. Bu durum giderilmedikçe bu ibadetleri yapmak dinen caiz değildir.
Fakat Kur’an-ı Kerim’i dinlemek farklı bir işlemdir. Kur’an-ı Kerim’i dinlemek dinen böyle bir halde okumak gibi değildir. Cünüp veya hayızlı olan bir kimse dilerse Kur’an-ı okumadan dinleyebilir.
Tabii bir Müslüman’a yakışan ve kendisinden beklenen daima Kur’an-ı Kerim’e karşı saygılı davranması imkan dahilinde de temiz bir şekilde okuması ya da dinlemesidir
Yabancı birini öz evlat gibi mirasçı kılmak caiz mi?


Kimin kestiği hayvan yenir, kimin kestiği yenmez?

İslam fıkhına göre Müslümanların ve ehl-i kitap denilen Yahudi ve Hıristiyanların usulüne göre kestikleri hayvanların etleri yenir. Ateşe, güneşe, yıldızlara, puta tapanların dinden yani İslam’dan irtidat edenlerin, dine ve Allah’a inanmayanların ise kestikleri hayvanların etleri yenmez.
Yapıştırıcının yaptığı tabaka abdest ve gusle engel mi?
Abdest ve gusülde suyun ulaşması gereken uzuvların tamamını yıkamak farzdır. Eğer yıkanacak bölgede kuru bir yer kalır ya da tırnak köküne kuru veya yaş toprak yapışır ve suyun deriye ulaşmasına mani olursa abdest sahih olmaz. Buna göre yıkanması farz olan bölgesine suyun ulaşmasına engel olan uhu, yapıştırıcı, oje gibi maddeler abdest ve gusle manidir. Zira bunlar deri üzerinde tabaka oluşturduğundan abdest ve guslün sıhhatine manidir. Abdest alıp namaz kılacak bir kişi bu maddeler derisine yapışmışsa mutlaka bunları temizlemesi gerekir. Aksi takdirde abdesti sahih olmadığından namazı da batıl olur. Ancak kişi boyacılık veya buna benzer bir işle iştigal ediyorsa ve maddeyi temizlemesi mümkün değilse bu meslekle iştigal ettiğinden ve sıklıkla bu kirlenme olduğundan bu hali ile abdest ve gusül almasında bir sakınca yoktur.
Mirasçıya mal vasiyet edilse bu vasiyet geçerli olur mu?


İsra ve Miraç Gecesi ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de ayet var mıdır?

Kur’an-ı Kerim’de İsra ile ilgili olarak ayet vardır. Nitekim İsra süresi birinci ayet İsradan bahsetmektedir.  “Kulu (Muhammed’i) gecenin az bir bölümünde kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. İşiten ve gören O’dur” (el-İsrâ, 17/1). Ancak Miraç ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de ayet bulunmamaktadır. Miraç hadisesi Hz. Peygamberin hadislerinde mevcuttur.
İsra ve Miraç kavramları nedir ve anlamları nelerdir?
İsra: Yürümek demektir ki Allah’ın Hz. Peygamberi  “geceleyin yürütmesi”  anlamına gelir.
Mi’raç: Lügatte, yükseğe çıkmak ve merdiven anlamlarına gelir. Istılahta ise; Peygamber Efendimizin yüce makamlara çıkartılmasının vasıtasıdır. Sonraları, bu vakıanın özel ismi olarak kullanılır olmuştur. Mi’raç, Hicret’ten bir buçuk sene evvel Recep ayının 27. gecesi vuku bulmuştur.
Mescid-i Haram: Kabe’yi çevreleyen ve Harem-i Şerif denilen mescittir. Yeryüzünde ilk defa inşa edilen mabet budur.
Mescid-i Aksa: Kudüs’deki Beytu’l-Makdis’tir. Kâbe’den sonra yar yüzünde yapılan ikinci mabettir. «Aksa» denilmesi, Kâbe’ye bir aylık mesafede bulunmasındandır. Mescid-i Aksa, Peygamberlerin toplandığı, ilahi vahiylerin indiği mübarek bir yer olduğu için, Mi’raçta Peygamberimizin yol uğrağı olmuştur.
Beytü’l-Ma’mur: 7. kat gökteki melekler tarafından tavaf edilen


Namaz kılarken yapılan secdede burun yere değmese namaz geçerli olur mu?

Namazın geçerli olmasının rükünlerinden birisi de namazda secdeye varmaktır ki her rekatta iki defa secde etmek farzdır. Bu secde de yedi aza ile yapılır. Yani 2 ayak, 2 diz, 2 el ve yüz (alın ve burun) ile secde yapılır. Yani secdede aynı anda hem alnı hem de burnu yere değdirmek gerekir. Bir özür olmadan secdede burnu yere koymamak ise mekruhtur. Buna göre, namaz kılarken secdede özürsüz olarak burnun konulmaması mekruhtur. Ancak mekruh da olsa bu namaz geçerlidir. Fakat namazda alın yere konulmazsa namaz geçersizdir.
Kerahet vaktinde Tahiyyetü’l mescit namazı kılmak caiz mi?
Mescidi/Camiyi selamlama namazıdır. Camiye giren kimsenin, mescidlerin sahibi olan Allah’a saygı ve ta’zim amacıyla iki rekat namaz kılması anlamına gelir ki Hz. Peygamber, “Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rekat namaz kılsın.”(Buhari, “Salat”, 60.) buyurmuştur. Buna göre Camiye girdiğimizde kerahet vakti değilse iki rekat mescidi selamlama namazı kılmamız sünnettir. Şafii Mezhebine göre, camiyi girildiği her an Tahiyyetü’l mescit namazı kılınabilir ve bu namaz için kerahet vakti yoktur.
Ebeveynler çocuklarının başka şehre taşınmasına ya da gurbete çıkmalarına dinen engel olma hakları var mı?


Yapılan her vasiyet yerine getirilmeli mi?

Ölen kimsenin ölmeden önce yapacağı vasiyetin üç şartı vardır. Birincisi vasiyet, mal varlığının üçte birini (1/3) geçemez. İkincisi mirasçıya böyle bir vasiyet yapılamaz. Çünkü miras paylarını bizzat Allah belirlemiştir. Üçüncüsü de vasiyetten maksat bir insanın ihtiyacını gidermek, bu yolla Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Mirasçıların paylarını azaltmak niyetiyle yapılması yasaktır. Bu bir maddi vasiyettir. Ancak maddi vasiyetten başka bir de mecazi ya da manevi diyeceğimiz vasiyet vardır. Örneğin; Bir kimse anne-baba öldükten sonra çocuklarından bir şeyin yapılmasını ya da yapılmamasını talep ediyorsa sadece kendilerini ilgilendiren ve imkan dahilinde olanlar yerine getirilir. Ama tamamen sorumluluğun çocuklara ait olduğu ve sadece kendilerini ilgilendiren bir konuda ise çocuklar buna uymak zorunda değiller. Mesela anne veya baba “falancayla konuşmayacaksın” dese ya da mubah bir iş için “şu işi yapmayacaksın” dese çocuklar bunlara uymak zorunda değildir ve anne-babalarına saygısızlık etmiş olmazlar.
Kuşluk namazı ne zaman kılınır?
Güneşin doğuşundan takriben 45-50 dakika geçmesinden zeval vaktine kadar olan süreye kuşluk vakti ve bu süre içinde kılınan nafile namaza da kuşluk (duha) namazı denir. Duha namazının vaktine Türkçe’de kuşluk vakti denir. Kur’an-ı Kerim’de duha namazı diye bir namazdan bahsedilmemektedir. Bu namaz bazı hadislerde konu edilmektedir. Taberani Mu’cemü’l-Kebir adlı eserinde Ebu’d-Derda yoluyla Peygamber Efendimizin şöyle dediğini naklediyor: “Kim


Müslüman kimse günahından dolayı cehennemde sonsuza kadar kalır mı?

İmanın esaslarına inanan kişi Müslümandır. Müslüman’ın da günahı ne kadar çok olursa olsun Allah onu affetmese, şefaat edecek olanlar da şefaat etmese bu Müslüman günahından dolayı cehenneme gider. Ancak günahlarının cezasını çektikten sonra illaki cennete girer. Çünkü hiçbir Müslüman sonsuza kadar cehennemde kalmaz. Cehennemde ebediyen olarak kalacak olanlar inanmayan, şirk koşan, kafir olan kimselerdir.
Diş kanaması abdesti bozar mı?
Köşe Yazısının Devamını Okuyun.


Maddi çıkar için boşanmak dinen caiz midir?

Aile ve evlilik ciddi bir müessesedir. Bir kimsenin dünyevi bazı kazançlar elde etmek için nikahı suiistimal etmesi doğru bir davranış değildir. Mesela bir kişinin, yurt dışında çalışabilmek için oturum izni almak maksadıyla bulunduğu yerin vatandaşlarından birisi ile formalite evliliği yapması veya vefat eden babasının emekli maaşından yararlanmak üzere eşinden mahkeme kararıyla boşanması nikahın suiistimal edilmesinin örneklerindendir. Yanlış ve yalan beyanlarla elde edilen kazanç, haksız bir kazançtır. Haksız yollarla elde edilen kazanç ise dinen uygun değildir. Bunun yanında bu tarz işler için kişinin hanımını boşaması dinen de boşaması demektir. Bu boşama da bain talak olmaktadır. Bu karı kocanın evliliği dinen bittiğinden tekrar beraber yaşamak istemeleri halinde yeniden bir nikah kıymaları gerekir.
Gelin kayınpederinin yanında başı açık durabilir mi?
Müslüman bir kadın kendisine dinen yabancı olan erkeklerin yanında başını örtmek durumundadır. Kadınlar arasında veya babasının, erkek kardeşlerinin, amca veya dayısının, kayınpederinin yanında başı açık kalmasında dinen bir sakınca yoktur. Çünkü bunlar ona ebediyen haram olan insanlardır. Ebediyen haram olunca da bu insanların yanında başı açık kalmasında bir sakınca yoktur. Nitekim Allah’u Teala Kur’an-ı Kerim’de bu hususta mealen şöyle buyurmaktadır: “Mümin kadınlara söyle: Gözlerini haram­dan sakınsınlar,


Mahşer günü Müslüman kimse ilk önce hangi ibadetin hesabını verecek?

Müslüman kimse ahiret gününde ilk önce namazlar ibadetinden hesaba çekilecektir. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü ameller arasında önce namazın hesabı verilecek. Bu hesap güzel olursa kul kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa kul hüsrana düştü demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa Allah: “Bakın kulumun defterine yazılmış nafilesi var mı?” buyurur. Böylece farzın eksiklikleri nafile (namazları) ile tamamlanır. Sonra bu tarzda olmak üzere diğer amelleri hesaptan geçirilir.” Buna göre kulun ahiret gününde ilk hesabını vereceği ibadet namaz ibadetidir.
Bulduğumuz eşyayı sahibine vermek zorunda mıyız?
Başkalarının rızası olmadan mallarını ellerinden almak caiz olmadığı gibi, kaybettikleri mal ya da eşyayı alıp sahiplenmek de caiz değildir. Bir kimse bir yerde bir miktar para veya eşya bulsa onu sahibine vermek üzere alabilir. Ancak kendine mal edinmek üzere alması başkasının malını gasp etmek hükmündedir. Buluntu eşya konusunda takip edilecek yöntem şöyledir: Bulunduğu yerde bırakıldığı takdirde telef olmasından korkulan bir şeyi sahibine vermek üzere almak vacip; telef olmayacak şeyleri almak ise mubahtır. Bir kimse bulduğu bir şeyi alırken, onu sahibine teslim etmek üzere aldığına çevresindekileri şahit tutar. Bulunan eşyanın sahibi çıkar ve onun kendisine ait olduğunu