Buzdolabını açıyoruz.
İçeri bakıyoruz.
Bir şey arıyoruz ama ne aradığımızı hatırlamıyoruz.
Sonra kapatıyoruz.
Birkaç saniye sonra tekrar açıyoruz.
Belki bu sefer hatırlarız…
Hayır.
Hâlâ yok.
Üstelik buzdolabının içinde değişen hiçbir şey olmadığı halde tekrar bakıyoruz.
Aslında bu küçük olay, günlük hayatımızdaki dikkat ve zihinsel yoğunluk hakkında düşündüğümüzden daha fazla şey anlatıyor.
Gün içinde aynı anda onlarca şey düşünüyoruz. Yapılacak işler, telefonlar, mesajlar, toplantılar, alışveriş, faturalar, okul, aile…
Zihnimiz sürekli bir şeyleri takip etmeye çalışıyor.
Bazen de bir odadan diğerine geçerken ne yapacağımızı unutabiliyoruz. Çünkü o anda zihnimizdeki düşünceler arasında küçük bir “kopma” yaşanıyor.
Bu durum çoğu zaman ciddi bir problem olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle yorgunken, yoğunken veya dikkatimizi aynı anda birçok şeye vermeye çalışırken daha sık karşılaşabiliyoruz.
Hatta bazen aklımız başka yerdeyken telefonu elimizde aradığımız bile oluyor.
Asıl ilginç olan ise şu:
Beynimiz her şeyi hatırlamak zorunda değil.
Dikkat etmediğimiz bilgileri zaten sürekli olarak filtreliyor. Bu sayede zihnimiz gereksiz gördüğü binlerce ayrıntıyla aynı anda uğraşmak zorunda kalmıyor.
Yani buzdolabının kapağını açıp neden açtığımızı unutmak, bazen beynimizin “Ben şu an başka şeylerle uğraşıyorum” deme şekli bile olabilir.
Tabii burada küçük bir öneri var:
Bir şeyi yaparken mümkün olduğunca gerçekten o anda yaptığımız işe dönmek.
Telefon elimizdeyken başka bir şey düşünmemek, bir odaya girerken ne yapacağımızı zihnimizde tutmak, konuşurken karşımızdaki kişiye gerçekten kulak vermek…
Çünkü modern hayatın en büyük sorunlarından biri belki de unutkanlıktan çok, dikkatimizi aynı anda çok fazla yere bölmemiz.
Ama yine de…
Bir dahaki sefere buzdolabını açıp ne aradığınızı unuttuğunuzda kendinize kızmayın.
Önce bir nefes alın.
Sonra buzdolabını kapatın.
Çünkü büyük ihtimalle aradığınız şey…
Buzdolabında değildir.

