Varlıklı Olmayı Yaşamak Zannetmek
- Oluşturulma Tarihi : 13.01.2026 08:56
- Güncelleme Tarihi : 13.01.2026 08:56
Modern çağın insanı, varlıklı olmayı yaşamakla karıştırıyor.
Daha çok yere gitmek, daha çok şey yapmak, daha çok şeye sahip olmak… Bunların hepsi “iyi bir hayatın” kanıtı gibi sunuluyor. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, yaşamak nicelikle değil; nitelikle ilgilidir. Çok olan her şey dolu, dolu olan her şey de anlamlı değildir.
Bugün birçok insanın hayatı hareketli ama ruhu yorgun.
Takvimler dolu, günler planlı, zihinler sürekli meşgul. Buna rağmen içsel bir tatmin hissi giderek azalıyor. Çünkü insan zihni, durmadan uyarıldığında derinleşemez. Sürekli bir sonraki ana odaklanan bir beyin, içinde bulunduğu ânı gerçekten yaşayamaz.
Psikolojide bu duruma duygusal yüzeyselleşme denir.
Kişi çok şey yapar ama az şey hisseder. Sevinçler kısa sürer, heyecan çabuk söner, tatmin kalıcı olmaz. Bu yüzden daha fazlasına ihtiyaç duyulur: daha iyi bir tatil, daha pahalı bir eşya, daha dikkat çekici bir deneyim… Aslında aranan yeni bir yaşantı değil, eksik kalan bir histir.
Varlıklı olmayı bir performans hâline getirdik.
Yaşamak, sergilenmesi gereken bir başarıya dönüştü. Sosyal medyada paylaşılan mutlu kareler, çoğu zaman gerçek bir mutluluğun değil; onay ihtiyacının sonucudur. İnsan görülmek ister çünkü duygusal olarak hissedilmediğini düşünür. Alkış, gerçek temasın; beğeni ise anlamlı ilişkilerin yerini doldurmaya çalışır.
Oysa psikolojik zenginlik dışarıdan anlaşılmaz.
Sessizdir, gösterişsizdir, paylaşılma zorunluluğu yoktur. Bir insanın kendisiyle kurduğu ilişkide saklıdır. Yalnız kalabilme becerisinde, duygularını bastırmadan taşıyabilmesinde, her boşluğu meşguliyetle doldurmamasında ortaya çıkar. Sürekli kaçan, sürekli oyalanan, sürekli meşgul olan zihinler genellikle bir şeyden değil; kendilerinden uzak durmaya çalışır.
Bugün birçok insan yaşamıyor, meşgul oluyor.
Meşguliyet, duygularla teması kesmenin en kibar yoludur. Acıdan, boşluktan, anlamsızlık hissinden kaçmak için doldurulan bir hayat; dışarıdan varlıklı, içeriden yoksuldur. Çünkü insan, hissetmediği yerde gerçekten var olamaz.
Gerçek yaşamak yavaşlatır.
Dikkati daraltır, derinleştirir. Bir sohbetin ortasında telefona bakmamayı, bir duygunun içinden hemen kaçmamayı, her sessizliği gürültüyle bastırmamayı gerektirir. Psikolojik olarak güçlü insan, her anı çoğaltan değil; bazı anları gerçekten tutabilen insandır.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Ben hayatı mı biriktiriyorum, yoksa ondan mı kaçıyorum?”
Çünkü varlıklı olmak, çok şeye sahip olmak değildir.
Varlıklı olmak; yaşadığını hissedebilecek kadar kendine yakın olabilmektir.
Ve bu, satın alınabilen bir şey değildir.