Her şeyin para olduğu bir düzende, her şeyin maddiyat olduğu bir dünyada; geçici hevesler ve yontulmamış nesillerin arasında sıkışan bir insanlık medeniyeti ortaya çıktı. Utanmanın ve edebin bittiği, sahtekârlığın ve arsızlığın yağmur gibi yağdığı bir çağdayız! Muhakkaktır ki eski çağlarda ve asırlarda da bu durumlar yaşanıyordu ama bu kadar yayılmasında teknolojinin olumsuz katkısı var, ayrıca görsel medyanın bu kadar gelişmesiyle birlikte insanların fütursuzca davranması daha görünür oldu. Kötülüğün daha çok ilgi görmesi, çirkinliğin popülaritesinin artmasıyla birlikte çoğu insan, “Madem böyle gündem olunuyor, o hâlde ben de böyle ilgiyi üzerime çekerim ve bazen de daha çok maddiyat kazanırım.” anlayışında. Aslında durum analizi yapılırsa; sosyal medyada, görsel medyada ve çevremizdeki bireylerin artık rezilliği kendilerine bir yol olarak gördüklerine güzelce şahit oluruz. Bütün çirkinliklere ve tüm kötü davranışlara zırh olmuştur yeşil kâğıtlar! Devir değişti ve sadece normal insanlar için değil, din ahlak eğiticilerinden de düzgün insan bulmak neredeyse zor hâle geldi.
Kötülüğün ve iyiliğin çarpışmasında galibin kim olacağını tahmin etmek kişiye göre değişir ama hangi tarafın güçlü olduğu net olarak bellidir ve kötülük güçlüdür. Özellikle siyasetçilerin ve bürokratların rezilce yaşamları, hiçbir zaman koltuklarından olmayacağı anlayışı veya koltuktan ayrılsalar bile kendileri gibi namustan yoksun insanların geleceğini bildikleri için hiçbir şey olmayacak düşüncesindeler. Bu zamana kadar hiçbir siyasetçi, rezilliği ortaya çıktığı hâlde “Köşeme çekileceğim.” demedi. Çünkü gelenler de gidenler de onun gibiydi.
Yolsuzluk yapan belediye başkanları, rüşvet alan bürokratlar, ihale ayarlayan vekil müsveddeleri ve kurumlarda masa altından yeşil kâğıtlarla dolu çantaları alanların başına pek bir şey gelmedi. Deprem bölgesi olan yerlere beş kata kadar imar verilmesi gerekirken, şu an 14 ve 15 kat imar veriliyor! Belediye başkanları kör, fen işleri sağır, denetleyenler dilsiz ve ne yazık ki yasalar da bir şey yapamıyor. Çünkü her yerin adaletsizliğe teslim olduğu yerde yasaları aramak, samanlıkta iğne aramak gibidir. Yeşil kâğıtların gölgesinde insanlık can çekişiyor ve ölmek üzere. Çözüm bulmak zor çünkü büyük oranda insan kalabalığı çözüm aramıyor, çözüm arayanlar da linç edilip bir kenara atılıyor. Herkesin çıkarını düşündüğü, karşı tarafın düştüğü çaresizliğe aldırış etmediği ve hatta “Düşene de vurursam acaba elime bir şey geçer mi?” düşüncesinde olduğu bir toplum oluştu. Kurtuluş reçetesi var mı peki? Tabii ki her hastalığın tedavisi ve her zehrin de panzehiri vardır ama kimse panzehiri kullanmasını bilmiyor ve hastaya sürekli yanlış tedavi uygulanıyor. Çünkü kimse kalıcı çözüm istemiyor. İlaca bağımlı hâle getirdikleri gibi toplumu da kötülüğe ve çirkinliğe bağımlı hâle getirdi düzen ve düzenin savunucuları. Yeşil kâğıtların gölgesinde çürüyen koca bir insanlık gövdesi meydanda yatıyor; yaralı ve kan kaybediyor.