İçeriğe geç
Son DakikaCanlı

Şehir Rehberi

Çocuğun Söyleyemediği, Semptomunun Anlattığı

28 okunma
2 dk okuma süresi
Paylaş:

Bir çocuğun semptomuna baktığımızda gerçekten ne görüyoruz? Bir hastalığı mı, gelişimsel bir güçlüğü mü, yoksa henüz söze dökülememiş bir yaşantının izlerini mi?

Çocuk ruhsallığını anlamaya çalışırken, onu yalnızca kendi iç dünyasıyla sınırlamak önemli bir şeyi gözden kaçırmamıza neden olabilir: Çocuk, ilişkilerin içinde büyür. Ailenin sözcükleriyle olduğu kadar sessizlikleriyle, dile getirdikleriyle olduğu kadar üzerini örttükleriyle de şekillenir. Bazen henüz konuşmayı bilmeden önce bile bir ailenin ortak dilinin içindedir. Bu nedenle çocuğun yaşadığı semptom, yalnızca ona ait bir mesele olmayabilir.

Çocuklar yetişkinlerin dünyasında doğar. O dünyanın söylenen sözlerini, söylenemeyenlerini, gerilimlerini, beklentilerini ve sessizliklerini kendi gelişimleri boyunca anlamlandırmaya çalışırlar. Her şeyi anlamazlar belki; ama her şeyden etkilenmediklerini de söyleyemeyiz. Yetişkinlerin “duymamıştır”, “anlamamıştır” dediği yerde çocuk, kimi zaman duyduğunu davranışıyla anlatır. Söze dökemediğini bedeniyle, ilişkileriyle ya da semptomlarıyla ifade eder.

Çünkü çocuk her zaman konuşarak anlatmaz.

Bazen bir kaygı, bazen bir öfke, bazen bir içe kapanma; çocuğun kendi başına anlamlandıramadığı bir yaşantının dışavurumu olabilir. Bazen okulda yaşanan bir güçlük, bazen arkadaş ilişkilerindeki bir kırılma, bazen de aile içinde konuşulmadan geçiştirilen bir mesele çocuğun dünyasında farklı bir biçimde karşılık bulabilir. Çocuğun semptomu, onun içinde bulunduğu ilişkiler ağına açılan bir kapı olabilir.

Burada önemli olan, her semptomun ardında mutlaka ailevi bir sorun aramak değildir. Çocuğu bir başka kişinin, bir ailenin ya da bir ilişkinin sorumluluğuna indirgemek de değildir. Asıl mesele, çocuğu tek bir açıklamanın içine sıkıştırmadan, onun yaşadığı güçlüğü bütünlüklü bir bakışla değerlendirebilmektir.

Bir çocuğun yaşadığı semptomu yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir belirti olarak gördüğümüzde, bize anlatmaya çalıştığı şeyi duymadan onu susturmuş olabiliriz. Oysa semptom bazen bir sorunun kendisi olduğu kadar, henüz anlaşılmamış bir meselenin de işaretidir.

Bu nedenle çocukla çalışmak, yalnızca çocuğa bakmak değildir. Onun etrafındaki ilişkileri, aile içindeki söz düzenini, konuşulanları ve konuşulamayanları da dinlemektir. Ailenin gözlemlerine kulak vermek, ebeveynlerle görüşmek, çocuğun yaşadığı güçlüğü yalnızca bireysel bir belirti olarak değil, içinde bulunduğu yaşamın bir parçası olarak anlamaya çalışmaktır.

Psikoterapi, çocuğun semptomunu düzeltmeye yönelik bir müdahaleden ibaret değildir. Çocuğun kendisini, ilişkilerini ve içinde bulunduğu dünyayı anlamlandırmasına alan açan bir süreçtir. Bu süreçte aileyle birlikte düşünmek, bazen çocuğun yaşadığı güçlüğe başka bir yerden bakabilmeyi mümkün kılar.

Çünkü çocuk yalnızca büyümez; aynı zamanda kendisine sunulan dünyanın içinde kendine bir yer bulmaya çalışır.

Ve bazen o yerin ne kadar zor olduğunu, yetişkinlerin henüz birbirlerine söyleyemediklerini, çocuk kendi semptomuyla anlatır.

Belki de bu yüzden, bir çocuğun semptomuna bakarken sormamız gereken ilk soru “Çocuğun nesi var?” değil, “Bu çocuk, içinde bulunduğu dünyada ne yaşıyor?” olmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. 28Eki
  2. 21Eki
  3. 15Eki

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!