Günlük yaşamda birçok kişinin farkında olmadan ya da eğlenceli bir alışkanlık olarak yaptığı kaldırım çizgilerine basmama davranışı, bazı bireylerde yoğun kaygının ve zihinsel alarm sisteminin bir yansıması olarak ortaya çıkabiliyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, davranışın masum bir alışkanlık olmaktan çıkıp bir bozukluğa dönüşme durumunu değerlendirerek, “Psikiyatride bir durumun hastalık sayılabilmesi için kişinin günlük işlevselliğini bozması ve belirgin bir ruhsal sıkıntı yaratması temel kriterdir. Başlarda basit bir yürüyüş olan eylem, zamanla adeta bir mayın tarlasında ilerlemeye dönüşebilir” sözlerini kaydetti.
KAYGIYLA BAŞ ETMEDE “KONTROL” YANILGISI
Dışarıdan bakıldığında basit bir adımlama oyunu gibi duran bu eylemin temelinde aslında zihindeki içsel bir alarm sistemini susturma çabası yatabileceğini dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Zihin, baş edemediği belirsizliklerle savaşabilmek için tamamen ilgisiz bir eyleme tutunur, ‘Bunu kurallara uygun yaparsam o kötü şey olmayacak’ şeklinde hatalı bir güvenlik ve kontrol algısı yaratır. Büyüsel düşünce, özünde birbiriyle hiçbir nedensellik bağı olmayan iki olay arasında köprü kurmaktır. Bilimsel ve mantıksal açıdan bir kaldırım taşıyla bir insanın sağlığı arasında bağ yoktur; ancak kişi kaygısını o kadar yoğun yaşar ki, zihin ona sahte bir kontrol hissi vererek rahatlamaya çalışır.”
“MANTIKSIZ OLDUĞUNU BİLSE DE DURDURAMIYOR”
Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) yaşayan kişilerin büyük bir kısmının sergiledikleri ritüellerin mantıksız olabileceğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Buradaki temel sorun mantık eksikliği değil, beynin tehlike algılayan bölgesinin yanlış alarm vermesidir. Kişi çizgiye bastığında beyni ona gerçek ve ölümcül bir tehditle karşılaşmış gibi fiziksel ve ruhsal bir panik yaşatır. Bu tahammül edilemez korkuyu o an dindirebilmenin tek kısa yolu olarak dürtüye boyun eğmeyi görür” açıklamasını yaptı. Sürecin zamanla kişiyi yalnızlaştırabildiğine değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Kişi çevresindeki insanların bakışlarından veya sorularından kaçınmak için dışarı çıkmak istememeye başlar. İzolasyon devreye girer ve kişinin yaşam alanı sadece güvenli sayılan ritüellerin uygulanabildiği dar bir çembere hapsolabilir” uyarısında bulundu.
“ZAMAN KAYBETMEDEN UZMANA BAŞVURUN”
Bu tür vakalarda uygulanan “maruz bırakma ve tepki önleme” terapisinin beyindeki hatalı alarm sistemini yeniden kalibre ettiğini açıklayan Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sözlerini şöyle tamamladı: “Asıl amaç beyne 'Çizgiye bastın, korktuğun o felaket gerçekleşmedi ve o dayanılamaz sandığın kaygın bir süre sonra kendiliğinden azaldı' deneyimini yaşatmaktır. Öte yandan hastalık geçici bir durum gibi görülüp tedavi ertelenmemeli. Ailelere en net uyarım, hastanın bu ritüellerine kesinlikle ortak olmamaları ve hayatını bu ritüellere göre organize etmemeleridir. Zira bu durum şefkatli bir yaklaşım gibi görünse de hastalığı besler ve kronikleştirir. Zaman kaybetmeden kanıta dayalı tedaviler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmaları, süreci kalıcı olarak yönetebilmenin tek gerçekçi yoludur.”
0 Yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın