1
Doç. Dr. Zeki Uyanık
İlkses Gazetesi Yazarımız

Doç. Dr. Zeki Uyanık

Yazarın Köşe Yazıları

Mezarlıktaki ağaçtaki meyveleri koparmak caiz mi?

Mezarlıkta bulunan yaş ot ve ağaçları, bakım amaçlı olmadıkça yolmak ve kesmek mekruhtur. Zira buradaki yaş bitkiler kendilerine has bir şekilde Allah’ı zikretmektedirler.     
Bu zikir sebebiyle orada yatan müminlere, Allah Teâlâ’nın rahmet edip azaplarını hafifletmesi umulur. Nitekim Hz. Peygamber bir kabristanda bulunan iki kabir sahibinin azap içinde olduğunu anlamış, yanında bulunanlardan taze bir hurma dalı isteyerek, ikiye bölmüş ve her birini bir kabrin başına dikmiştir? “Ey Allah’ın Rasûlü, niçin böyle yaptın” diye sorulunca, “Umulur ki bunlar yaş kaldıkları sürece (azapları) hafifler.
Mezarlıktaki kuru ot ve ağaçlar kesilmediğinde veya toplanmadığında telef olacaksa koparmakta bir sakınca yoktur. Çünkü Allah, yeryüzündeki nimetlerini insanlar yararlansınlar diye yaratmıştır. Bu itibarla mezarlıktaki ağaçtaki meyveler koparılabilir. Meyveler telef olacağına kişi koparıp yiyebilir. Ancak bu meyveyi evine götürmesi ya da satıp parasını kendine alması uygun değildir.
Zevkine kağıt oynamak caiz mi?      
Kağıt ve benzeri haram olan bir oyunu oynamak kumardır ve haramdır. Bu ister ödetmesine oynansın isterse zevkine her ikisi de haramdır. Tabi bu oyun ödetmesine oynandığı zaman günah daha da büyük olur.
Ancak dama, futbol ve benzeri helal olan oyunları oynamakta bir sakınca yoktur. Fakat caiz olan bu oyunların kumara alet edilmemesi, kazananın, kazanma sonucunda oyundan bir


Nazar duası diye bir dua var mı?

Nazarın mahiyeti ve nasıl olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kimselerin bakışlarıyla olumsuz etkiler meydana getirebildikleri dinen de kabul edilmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “İnkar edenler Kur’an’ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi” (Kalem, 68/51-52) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber, nazar değmesine karşı Muavvizeteyn yani Felak ve Nas surelerini okumuş sahabelere de bunları okumalarını tavsiye etmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber torunları Hasan ve Hüseyin’i nazar ve benzeri olumsuzluklardan korumak için onlara şu duayı okurdu: “Sizi her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine ısmarlarım”(İbn Mace, Tıb, 36). Yine Hz. Peygamberin, “Kim hoşuna giden bir şey görür de; ‘Maşaallah la kuvvete illa billah’ (Allah’ın dilediği olur. Ondan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur) derse, ona hiçbir şey zarar vermez” (Beyhaki, Şu’abü’l-iman, VI, 213) buyurmuştur. Bunun dışında kişi nazara veya büyüye karşı farklı dualar da okuyabilir.
Bir malı peşin fiyatından fazla bir fiyata vade farkı koyarak satmak caiz midir?
Bir malı peşin fiyatına nispetle farklı bir fiyat ile vadeli olarak satmak caizdir. Bu konuda mezhepler arasında bir ihtilaf yoktur. Çünkü burada paranın malla değişimi söz konusudur. İslam hukukuna göre böyle bir


İntihar eden kimseye dua etmek caiz mi?

İnsan küfre götürmeyen günahları işlemedikçe dinden çıkıp kafir olmaz. Yani kişi tasvip etmediğimiz halde namaz kılmamakla, oruç tutmamakla veya içki içmekle kafir olmaz. Çünkü İslam’a göre Müslüman günah işlemekle imandan çıkmaz. Günahkar ama imanla ölen bir kimseyi Allah dilerse affeder dilerse cehennemde cezasını doldurduktan sonra cenneti lütfeder. İntihar eden kimse de kafir olmadığından ama büyük günah işlediğinden Allah isterse onu affeder direkt cennetine alır dilerse cehennemde cezasını çektirir daha sonra cennetine koyar. Durum bu olunca cana kıymak büyük günahlardan bir günah ve küfürden de sonraki en büyük günah olduğundan canına kıyan kimsenin affedilmesi için bolca dua edilmeli, ruhuna hayırlar yapılmalı, sadakalar vermeli ki yapılan bu hayırlar hem amel defterine işlensin hem de Allah’ın affına vesile olsun. Buna göre intihar eden kimseye dua etmekte bir sakınca yoktur. Sakınca olmadığı gibi canına kıydığı için çok duaya ve hayra ihtiyacı olduğundan ona bolca dua edilmelidir.
Dinen yasak olan bir hususta adakta bulunmak caiz mi?
Adak, bir kimsenin dinen yükümlü olmadığı ibadet cinsinden bir şeyi kendisine vacip kılmasını ifade eder. Kur’an-ı Kerim’in değişik yerlerinde verilen sözün tutulması emredilir. Ayrıca kişinin yaptığı adağa uygun davranması


Ebeveynler dinen çocuklarının başka şehre taşınmasına engel olma hakları var mıdır?

İslam dininde anne ve babanın evlât üzerinde hakkı çoktur. Bir evlâdın ilk işi onların rızalarını kazanmak, gönüllerini almaktır. Öyle ki İslam dini, cennete girmenin bir yolu da anne ve babanın rızasından geçtiğini kabul etmektedir.
Onun için İslam dini, evladın anne ve babasına karşı saygılı ve hürmetkâr olmasını, onların söz ve telkinlerini dinlemesini Kur’an-ı bir ifade ile onlara öf bile demeyi yasaklamıştır. Çocuk anne ve babanın telkinlerini dinlemek zorunda ama bu telkin ve istekler dini çerçeveyi ihlal ediyorsa çocuk anne ve babasına itaat etmek zorunda değildir. Zira inancımızda yaratılmışa masiayet ve günah konusunda itaat etmek yasaklanmış ve haram kılınmıştır.                
Aynı şekilde çalışmak, okumak, yaşamak veya Hacca gitmek gibi makul ve meşrû işlere ana-babanın izin vermemesi halinde duruma bakılır: Ana babaya bakılacak kadar imkân hazırlanmış, evlâda muhtaç olmayacak bir ortam temin edilmişse, ana babanın böyle bir seyahate engel olmaya hakları olmaz.
Şayet, evlat ana babayı bakıma muhtaç halde bırakıyor, kendine muhtaç durumdan kurtarmadan gidiyorsa, kendisine izin verilmeyebilir. Bu takdirde evlâdın gitmeye de hakkı olmaz.
Kerahet vaktinde


Kişi adını beğenmiyorsa değiştirmesi caiz olur mu?

Yeni doğan çocuğa güzel bir isim koymak anne ve babaların en önemli görevlerindendir. Çocuğa konulan isim hem bu dünyada hem de ahirette geçerlidir. Hz. Peygamber sadece çocukların değil, büyük insanların ismiyle dahi ilgilenmiştir. Kötü bulduğu bazı isimleri değiştirme yoluna gitmiştir. Yine konulması gereken güzel isimler hakkında bilgiler vermiş, zaman zaman bizzat kendileri çocuklara isimler vermiştir. Hz. Peygamber güzel isim koymanın önemini bir sözünde şöyle ifade etmektedir: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel koyun.” Bu çağırma işlemini Allah’ın görevlendirdiği bir melek Allah’ın izniyle yapacaktır. Hiç kimse kıyamet günü Allah’ın hoşlanmayacağı isimle O’nun karşısına çıkmak istemez. Öyleyse çocuğu rencide edecek isimlerin çocuklara verilmemesi gerekir. İsmin bu ehemmiyetinden dolayıdır ki, Peygamber’imiz kötü manaya gelen yabancı isimleri iyi manaya gelen Müslüman isimleriyle değiştirmiştir. Bu anlamda kişi sahip olduğu isimden memnuniyetsizlik duyuyorsa erginlikten sonra da olsa yeni bir isim almasında bir sakınca yoktur. Ancak bunun için ezan okumak, kurban kesmek vs. gibi herhangi bir merasim düzenlemeye gerek yoktur. Peygamberimizin, isimlerini değiştirdiği sahabelere bu tür bir merasim yaptırdığı bilinmemektedir. Ancak yine de ezan okumak isterse ya da kurban keserse de sakıncası yoktur.
Çocuğu olmayan bir kimse evlat sahibi


Yaptığımız yeminden dönebilir miyiz?  

Gereksiz yere yemin etmek ve onu alışkanlık haline getirmek doğru bir iş değildir. Müslüman yemin etmeye ihtiyaç duymayacak şekilde sözüne güvenilen ve çevresi tarafından böyle bilinen bir kimse olmayı gaye edinmelidir. Yerine getirilmesi mümkün ve mubah olan bir şeyi, ileride yapacağına veya yapmayacağına yemin eden kişi, bu yeminini yerine getirmelidir. Yeminin yerine getirilmemesi halinde, kefaret ödenmesi gerekir. Dolayısıyla kişi bir konuda yemin ediyorsa o yemini bozabilir. Ancak yemini bozduğu için kefaret gerekir. Yeminin kefareti ise, on fakiri doyurmak veya giydirmek ya da köle azat etmektir. Buna gücü yetmeyen kimse üç gün peş peşe oruç tutar. Yüce Allah, “Allah sizi kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalplerinizin kastettiği yeminlerden dolay sorumlu tutar. Yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yemininizin kefareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece ayetlerini açıklıyor” buyurmaktadır (Maide 5/89). Farz veya vacip olan bir şeyi yapmamaya; haram ve günah olan bir şeyi yapmaya yemin eden kişinin, bu yeminini yerine getirmeyip kefaret vermesi gerekir.
Bulduğumuz eşyayı kullanmamız dinen caiz mi?


Küs olan insanları barıştırmak için yalan söylemek caiz mi?

Yalan, İslam dinin yasakladığı büyük günahlardan birisidir. Yalanın şakası da ciddisi de yasak ve haramdır. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Şaka da olsa cidden de olsa söylenen yalan yalandır.” Başka hadislerinde ise şöyle buyurmaktadır: “Şaka bile olsa yalan terk edilmedikçe olgun mümin olunmaz.” “Kul şaka ile de olsa yalanı, doğru bile de olsa mücadele ve münakaşayı terk etmedikçe, tam inanmış bir mümin olamaz.” “İnsanları güldürmek için yalan söyleyen kimselerin vay haline.” Yine bir başka hadiste efendimiz şöyle buyururlar: “insanları güldürmek için yalan söyleyen kişiye yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun.” Bu hadislerden hareketle şaka ile de olsa yalan söylemek caiz değildir. Yalan ancak şu üç yerde söylenebilir.1-Karı kocanın arasını düzeltmek. 2-Arası bozulan iki kişinin arasını düzeltmek için. 3- Savaşta düşmanı mağlup edebilmek için. Buna göre küs olan iki insanın arasını düzeltmek ve onları barıştırmak için yalan söylemekte bir sakınca yoktur. Ancak imkan varsa yalan söylemeden barıştırmak daha evladır.
Abdest bitmeden önce, yıkanan organı kurulamak caiz midir?
Abdest alan kişi, abdest organlarındaki ıslaklığı havlu vb. bir şeyle kurulayabileceği gibi, kurulamadan da bırakabilir. Kurulanmayı abdestin sonuna bırakmak sünnettir. Zira Rasulüllah ‘in abdest aldıktan sonra yüzünü kuruladığı bir havlusunun bulunduğu rivayet edilmektedir. (Tirmizi, Taharet, 40). Abdest alırken tüm organları


Kan kardeşliği evliliğe engel mi?

İslam dininde kan kardeşliği diye bir şey yoktur. Karı kocanın birbirine verdiği kan aralarında evliliğe dair her hangi bir engel ya da kardeşlik oluşturmaz. Evliliğe engel olan kardeşlik kan kardeşliği değil gerçek kardeşlik ile süt kardeşliğidir. Dolayısıyla karı kocanın ya da bir başkasının birbirine verdiği kan aralarında kardeşlik oluşturmaz. Evliliğe de engel teşkil etmez.
Baba hayattayken evladına verdiği mal babanın vefatından sonra mirasa dahil edilir mi?
Vefat eden kimse daha hayattayken birilerine bir malını hibe etmişse ve bu mal teslim alınmışsa artık o mal vefat eden kişinin malı olmaktan çıkmıştır. Böyle olunca da bu kimse vefat ettiğinde hibe ettiği bu mal onun mirasına dahil edilmez. Yani baba hayattayken bir evladına ya da bir başkasına bir mal vermiş ise ve bu mal teslim alınmış ise artık bu mal kalacak olan mirasa dahil olmaz.
Avrupa’da işçi olmak için geçici olarak evlilik yapmanın hükmü nedir?
Evlenmek mutluluk ve kalıcılık üzerine kurulmalıdır. Dahası bu evlilik akdi yapılırken belli bir sure için yapılmamalıdır. Belli bir zamana dayalı olarak yapılan evlilik akdi muta akdi olduğundan caiz


Öldükten sonra hangi hususlar kişinin amel defterini tekrar açtırır?

Kur’an-ı Kerim’de “Her canlının ölümü tadacağı” buyrulmaktadır. Hz. Peygamber de bu ahiret yolculuğunda insanın peşinden üç şey “ mal, evlat, amel “in mezara gittiğini mal ve evladın geri geldiğini, geriye sadece insan amelinin kendisi ile mezara gireceğini söyler. Ayrıca ahiret günü ameli kötü olan bir çok kimse, Allah’tan muttaki kul olmaları için kendilerini tekrar dünyaya göndermesini istemektedir. Ama bu istekleri olumlu cevap bulamayacağından herkes bu dünyada yaptığı ile karşı karşıya kalacaktır. Kişi ahiret gününde kendi yaptığı ile karşı karşıya kalmakla beraber amel defteri de kapanır. Yani kendisinin bu deftere olumlu ya da olumsuz bir şey yazdırması söz konusu değildir. Ama dolaylı yoldan amel defterine bir şeyler yazdırması söz konusu olabilir. Hz. Peygamber bunu veciz bir sözünde şöyle ifade etmektedir: “Kişi öldüğünde ameli kesilir, amel defteri kapanır. Ancak arkasında hayırlı evlat, onunla amel edilen ilim ve sadakai cariye bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz.” Yani hayırlı evlat babasının, anasının arkasından hayır-hasenat, Kur’an okuma, okutma, topluma yararlı bir birey gibi güzel işlerle uğraştıkça babasının ve anasının amel defterine bunlar yazılır. Baba hayattayken insanların faydasına olan ilmi öğrettiği için insanlar o ilimden faydalandıkları sürece amel defterine sevap yazılır. İnsan hayattayken Sadaka-i Cariyeye vesile olmuş ya da (yol, çeşme,


Çocuklara isim verirken nelere dikkat etmek gerekir?

Yeni doğan çocuğa güzel bir isim koymak anne ve babaların en önemli görevlerindendir. Çocuğa konulan isim hem bu dünyada hem de ahirette geçerlidir. Hz. Peygamber sadece çocukların değil, büyük insanların ismiyle dahi ilgilenmiştir. Kötü bulduğu bazı isimleri değiştirme yoluna gitmiştir. Yine konulması gereken güzel isimler hakkında bilgiler vermiş, zaman zaman bizzat kendileri çocuklara isimler vermiştir. Hz. Peygamber güzel isim koymanın önemini bir sözünde şöyle ifade etmektedir: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel koyun.” Bu çağırma işlemini Allah’ın görevlendirdiği bir melek Allah’ın izniyle yapacaktır. Hiç kimse kıyamet günü Allah’ın sevmediği isimle çağrılmak istemez. Öyleyse kötü olan isimlerin çocuklara verilmemesi gerekir. Allah’ın has isimleri olan Samed, Cebbar gibi isimler kullara bu hali ile isim olarak verilmez. İllaki başına abd yani kul koymak gerekir. Yani Abdussamed, Abduccebbar ismini koymak gerekir. Ancak sıfatları isim olarak verilebilir. Mesela; Kerim, Halim, Kadir, gibi kelimeleri insanlara isim olarak vermek caizdir. Ancak bu isimlerin başına bir (Abd) kelimesi yani kul ilave ederek söylemek daha güzeldir. Zira (Abd) kelimesini ilave ederek söylediğimiz takdirde Kerim’in kulu demiş olacağımızdan daha doğru olur. Mahşerde her çocuk, konan ismiyle çağrılacaktır. Şayet çocuğun ismi kötü manaya gelen bir isim ise, mahşer halkı önünde isminden


Falcıya inanmak imana zarar verir mi?

İnsanın güzel bir olayla veya sözle karşılaştığında iyimserliğe; kötü bir hal ile karşılaştığında ise kötümserliğe kapılması, yaratılıştan gelen fıtrî bir hadisedir. Ancak, iyimserlik ve kötümserliğe kapılarak bu gibi hallerin tesiri altında kalmak kişiyi evhama sevk edeceğinden kötü sonuçlar doğurabilir. Günümüzde halk arasında fal diye ifade edilen ve kahve fincanı veya bir takım şeylere bakarak kişinin geleceği ile ilgili hususlarda hükümler çıkarmak yanlıştır, dinimizde yeri yoktur ve büyük günahlardandır. Günümüzdeki manası ile fal, cahiliyet döneminde müşriklerin uyguladıkları oklarla nasibini tespit etmek ve gelecekle ilgili bilgiler aktarmaktır ki, bunu yapmak ve ona inanmak dinen caiz değildir. Kişi falcının gayptan haber verdiğini söyleyip inansa imanına zarar gelir. Çünkü haşa falcıyı Allah’ın yerine koyuyor. Onun bilinmeyenden haber verdiğine inanıyor. Ama fal baktırırken eğlence olsun diye baktırıyorsa ve buna inanmıyorsa büyük günah işlemiş olur. Ama imanına zarar gelmez. Dolayısıyla her halükarda faldan ve falcılıktan uzak kalmamız gerekir.
Günahkar bir kimse ölüm esnasında pişman olup tövbe etse kabul olur mu?
Bütün günahlardan tövbe etmek ve tövbeyi geciktirmemek gerekir. Fakat tövbe kapısı, can boğaza gelinceye kadar açıktır. Bu konuda Hz. Peygamber Efendimiz: “Bir kul can çekişmeye başlamadıkça Allah’u Teala onun


Midye yemek dinen caiz mi?

Kur’an-ı Kerim’de denizden elde edilen yiyeceklerin helal olduğu bildirilmektedir. Nitekim yüce mevla Kur’an’ında mealen şöyle buyurmuştur: “Deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı.” (Maide 96) Hazret-i Peygamber de “onun suyu temiz, ölüsü helaldir.” İslam fıkıhçıları bu nasslara dayanarak bütün balık türlerini yemeği caiz görmüşlerdir. Bu konuda görüş birliği olmakla beraber balık türleri dışında kalan midye, kalamar, yengeç, karides gibi deniz ürünlerini yemek hususunda ihtilaf etmişlerdir. Hanefi mezhebi fıkıhçılarına göre kalamar, yengeç, karides emek haramdır. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre ise bu deniz ürünlerini yemek helaldir.
Ölü doğan bebeğin namazı kılınır mı?
Çocuk doğarken canlı doğmuşsa, yani bağırmış, yahut hareket etmiş, canlı doğduğuna kanaat getirilmişse, bu çocuk cenaze işlemleri açısından tıpkı büyük insan gibi muamele görür. Canlı olarak doğduktan hemen sonra da vefat etse, ismi konulur, cenazesi yıkanır, bir beze sarılır, namazı kılınır ve sonra defnedilir. Yeter ki canlı doğduğuna kanaat getirilsin. Lakin doğan çocuk canlılık işareti göstermemişse, ağlamamış, aksırmamış, esnememiş, ölü olarak doğduğuna kanaat getirilmişse; yine bir isim verilir, yıkanır, beze sarılır, ama namazı kılınmadan defnedilir. Ölü olarak doğması, sadece namazdan mahrum bırakır, diğer hususlar aynen icra edilir. Bu durumdaki


Bir firmanın markasını ondan izinsiz kullanmak caiz mi?

Başkasının emeğini gasp anlamına gelecek her iş, tutum ve davranış, kul hakkı sorumluğunu gerektirir. Kul hakkı ki Allah’ın affetmediği iki büyük günahtan birisidir. Bu hak ise, söz konusu hak sahibine iade edilmedikçe veya helallik alınmadıkça ortadan kalkmaz. İslam dini, emeğe büyük önem verir, haksız kazanca ise karşı çıkar. Kur’an-ı Kerim’de, “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 53/39) buyrulur. Hz. Peygamber de emeğin hakkının verilmesini değişik hadisleriyle ifade etmişlerdir. Bunlardan birinde, “Hiçbir kimse, elinin emeği ile kazandığını yemekten daha hayırlı bir kazanç yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davud da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhari, Büyu’, 15) buyurmuşlardır. Buna göre, emek ve gayret sarf ederek toplum nezdinde itibar gören bir firmanın kendi markasının izinsiz olarak başkaları tarafından kullanılması kul hakkı ihlaline ve müşterilerinin aldatılmasına sebep olacağından dolayı İslam ahlakıyla bağdaşmamaktadır. Ayrıca bu yolla haksız kazanç sağlamak da dinen caiz değildir.
Mezarlığı ziyaret etmeden okuduğumuz Kur’an ve dua kabul olunur mu?
Hz. Peygamber, mezarlıkları ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerinde de ölülere selam vermiştir. Efendimizin ayrıca mezarlıklarda şu duayı okuduğu kaynaklarda vardır: “Ey Mü’minler yurdu, siz bizden önce gittiniz. İnşallah biz de size ulaşacağız.” Sevgili Peygamberimiz bu sözü ile hem ölülere dua etmiş hem de yaşayanları ölüm konusunda uyarmıştır. Mezarlıkları ziyaret etmek güzel ve


Saç ektirmek caiz mi?

İslam dini, insanın yaratılıştan var olan güzelliklerini daha belirli hale getiren, takı takma, saçları tarama, meşru ölçüde süslenme, güzel giyinme gibi davranışları mubah kılmıştır. Ancak, fıtraten yani yaratılıştan verilmiş özellik ve şekillerin değiştirilmesini yasaklamıştır. Nitekim Rasulüllah Efendimiz, süslenmek maksadıyla vücutlarına dövme yapan veya yaptıranlara, dişlerini yontarak seyrekleştiren ve şeklini değiştirenlere lanet etmiştir. Buna göre, Allah’ın yarattığı şekli beğenmeyerek, ameliyatla bazı uzuvların şekillerini değiştirmek, tabii güzelliğin fevkinde güzellik aramak dinen caiz değildir. Kur’an-ı Kerim, şeytanın “Şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yaratılışını değiştirecekler” (Nisa, 119) dediğini naklederek, bu tür davranışları şeytani işler olarak nitelemektedir. Ancak kişinin yaratılışını değiştirmeyen operasyonları yapması caizdir. Bu hususlardan birisi de saç ekimidir. Kişinin kendi saçından alınarak saçın olmadığı bölgelere ekmek şeklinde yapılan işlem caizdir. Ancak saç ektirme, başkasının değil kişinin kendi saçından yapılması gerekir.
Ölüye kurban kesilir mi?
Ölü kurbanı diye bir kurban çeşidi yoktur. Ancak, ölü adına veya sevabı ölüye bağışlanmak üzere kurban kesilebilir. Vasiyeti yoksa ölen kimseler için mirasçılarının kurban kesmeleri gerekmez. Ancak bir kimse, sevabını ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına bağışlanmak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere bağışta bulunabileceği gibi, kurban


Ramazandan kaza orucu kalan kişi şevval ayında kaza orucu mu nafile orucu mu tutmalı?

İnsan ve Din
Ramazandan kaza orucu kalan kişi şevval ayında kaza orucu mu nafile orucu mu tutmalı?
Oruç, namaz gibi dinin farz kıldığı ibadetleri yerinde ve zamanında yerine getirmek gerekir. Bir özür olmadan bunları sonraya, kazaya bırakmak dinen büyük bir günahtır. Fakat bir özür varsa özre binaen geciktirilebilir. Ama özür ortadan kalkınca en yakın zamanda kaza etmek gerekir. Oruç borcu olan (hastalıktan, yolculuktan) Ramazan ayının bitmesi ile bayramdan sonra bunları kaza etmesi gerekir. Şayet kaza etmeden ölürse ahiret gününde bunlardan sorulur. Allah affetmezse azapta görür. Buna göre kaza borcu olan kimse sorumlu olmadığı ve ahiret gününde azap görmesine vesile olmayacağı nafile orucu tutacağına, üzerinde borcu olan kaza orucunu tutmalıdır. Kaza oruçları bitince istediği kadar nafile orucu tutabilir.
Ramazandan kalan kaza oruçları aralıksız olarak mı tutulması gerekir?
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de, “İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar.” buyrulmaktadır (Bakara 2/184). Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu


Aldığımız veya ortak olduğumuz hisse senetleri zekata tabi midir?

Alınıp satılan hisse senetlerine yatırım yapan kişinin, sahip olduğu hisse senetlerinin değeri, nisap miktarına ulaşmışsa ve üzerinden bir yıl geçmiş ise 1/40 oranında zekatını vermesi gerekir.
Kişi elindeki bir çek ya da senedi fakire zekat olarak verebilir mi?
Zekat gıda ve giyim eşyaları gibi ayni olarak, para, döviz, altın gibi nakdi olarak da verilebilir. Senet ise; bir hakkın, bir malın, ödünç bir paranın kime ait olduğunu belirten, iki veya daha fazla kişi arasında tanzim edilmiş bir belgedir. Dolayısıyla üzerinde yazılı miktardaki parayı temsil etmektedir. Bu nedenle, zekat mükellefi olan bir zengin, vadesinde ödeneceğini kesin olarak bildiği çek ve senedi, zekatına mahsuben fakire verebilir.
Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekata tabi olur mu?
Satın alınıp teslim alınmamış mallar zekata tabidir. Çünkü alıcı, satım akdi sonucu bu mala tam mülkiyetle sahibi olmuştur. Malın elinde olmaması zekatın alıcıya farz olmasına mani değildir. 
Ticari taksinin zekatı var mı? 


Aldığımız veya ortak olduğumuz hisse senetleri zekata tabi midir?

Alınıp satılan hisse senetlerine yatırım yapan kişinin, sahip olduğu hisse senetlerinin değeri, nisap miktarına ulaşmışsa ve üzerinden bir yıl geçmiş ise 1/40 oranında zekatını vermesi gerekir. 
Kişi elindeki bir çek ya da senedi fakire zekat olarak verebilir mi?
Zekat gıda ve giyim eşyaları gibi ayni olarak, para, döviz, altın gibi nakdi olarak da verilebilir. Senet ise; bir hakkın, bir malın, ödünç bir paranın kime ait olduğunu belirten, iki veya daha fazla kişi arasında tanzim edilmiş bir belgedir. Dolayısıyla üzerinde yazılı miktardaki parayı temsil etmektedir. Bu nedenle, zekat mükellefi olan bir zengin, vadesinde ödeneceğini kesin olarak bildiği çek ve senedi, zekatına mahsuben fakire verebilir.
Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekata tabi olur mu?
Satın alınıp teslim alınmamış mallar zekata tabidir. Çünkü alıcı, satım akdi sonucu bu mala tam mülkiyetle sahibi olmuştur. Malın elinde olmaması zekatın alıcıya farz olmasına mani değildir.  
Ticari taksinin zekatı var mı?  
Ticaret için olmayan araba, ev, arsa gibi mallara zekat vermek gerekmez. Fakat bunların kazancı varsa ve bu kazanç sahibinin diğer zekata tabi malları ile birlikte veya tek başına nisap ölçüsüne ulaşırsa, yıl sonunda gelirlerinin zekatı verilir. Ticari taksi de bu hükümdedir. Buna göre ticari taksinin kazancı yıl


Kadir Gecesinin fazileti ve önemi nedir?

 Zaman ve mekan kendinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanır. Kadir gecesi de hayırlarla dolu olayların meydana geldiği bir gecedir ki Kur’an-ı Kerim bu gere inmeye başlamıştır. Kadir Gecesi, gecelerin en feyizlisi ve bereketlisi olduğundan Kur’an-ı Kerim’de hakkında sure indirilmiştir. Nitekim “Kadir Suresi” kadir gecesi ile ilgili indirilmiştir. Bu surede mealen şöyle buyurulmaktadır: “Doğrusu biz Kur’an’ı kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. Gece tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (Kadir 97, 1-5) Kadir Gecesi, Allah’ın ezelde takdir ettiği bir yıllık olayların, ana kitaptan alınarak, görevli meleklere bildirdiği gece olması hasebiyle de üstün bir değer taşımaktadır. Sevgili Peygamberimiz bin aydan faziletli olan bu geceyi ihya eder, Müslümanların da ihya etmesi için bir takım telkinlerde bulunurmuştur. Nafile ibadetin ifa dildiği bin aydan yani 83 yıldan daha hayırlı olduğu açıkça bildirilen bu gece bizim için Yüce Allah’ın bir lütfudur. Hiç şüphesiz Kadir Gecesi’ne yetişmek, biz Müminler için büyük bir mutluk olduğu gibi en iyi şekilde değerlendirilmesi gereken bir fırsattır. Kur’an’ın ve sevgili Peygamberimizin dikkat çektiği Kadir Gecesi’nin ibadetle geçirilmesi büyük bir kazançtır. Çünkü bu


Süt Anne ve Babaya Zekat vermek caiz mi?

Kişi kendi Usul ve furuana zekat veremez. Yani kişi, anne, baba, dede ve ninelerle, çocuk ve torunlara zekat veremez. Çünkü kişi bakmakla yükümlü olduğu bu kimselere zekat verecek olsa verdiği zekat dolaylı yoldan kendisine dönmüş olacaktır. Zekat veren, verdiği zekattan hiçbir maddi menfaat sağlamamalı ve ondan yararlanmamalıdır. Kişinin sütannesi ve sütbabası her ne kadar kendisine ebediyyen haram olsa da onlara bakmakla yükümlü olduğu kimselerden olmadığı için onlara zekat verebilir.
Ramazan sıcak bir aya denk geldiğinden onu kazaya bırakmak caiz mi?
Ramazan ayının sıcak günlere rastlaması ile bir kimsenin de çalışmak mecburiyetinde olması, orucu bırakıp ve sonra kaza etmesine cevaz vermez. Müslüman, her işini Allah’ın emrine göre ayarlamak mecburiyetindedir. Yoksa dinin hükümlerini kendi durumuna ve keyfine göre zorlaması, kendini aldatmak ve ahiret hayatını harap etmek olur.
Ramazan kolisini zekattan saymak caiz mi?
Zekat, para olarak verilebileceği gibi aynı zamanda gıda veya benzeri bir madde olarak da vermek caizdir. Dolayısıyla Ramazan kolisini zekat olarak vermek dinen caizdir. Verilen yardım kolilerini zekata saymada bir sakınca yoktur. Ancak zekat malı fakirlerin bir hakkı olduğundan onu


Ramazanda Televizyondan mukabeleyi abdestsiz takip etmek caiz mi?

Abdest başlı başına amaç olan bir ibadet değildir. Belli ibadetleri yerine getirmeyi mubah kılan, kulun bu ibadetlere manen ve ruhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden azami verim elde etmesine yardımcı olan vasıta bir ibadettir. Abdestsiz olan kimsenin Kabe’yi tavaf etmesi, Kur’an’a dokunması, onu elle tutması caiz görülmez.( Beyhaki, Sünen, I, 87-88) Abdestsiz kimsenin Mushaf’a sadece bakarak ya da ezberden Kur’an okuması caiz görülmüştür. Ancak Mümin’in Kur’an okurken abdestli olması, hatta hayatının her safhasında abdestli olması hem Kur’an’ın bereketinden istifade etmesi, hem de maddeten ve ruhen kötülüklerden arınıp, yapmış olduğu güzel amellerden azami ölçüde verim elde etmesi açısından önemlidir. Dolayısıyla Televizyondan Kur’an okurken abdestli olmak güzel ve hayırlı bir davranıştır. Ancak abdest olmadan da televizyondan Kur’an-ı okumak ya da dinlemek caizdir. Çünkü abdestsiz de olsa kişi televizyonda Kur’an’a dokunamıyor. Onun için Kur’an’a dokunulmadığından televizyondan kuran okumak caizdir.
Oruçluyken kulağı yıkattırmak oruca zarar verir mi?
İmkan varsa kulağı iftardan veya ramazandan sonra yıkattırmak oruca zarar vermeme adına daha uygundur. Ancak böyle bir imkan yoksa oruçluyken de kulak yıkattırılabilir. Çünkü kulak ile boğaz arasında bir kanal vardır. Kulak zarı bu kanalı tıkadığından, kulak yıkandığında su boğaza ulaşmamaktadır.


Oruçlu iken harama bakmak oruca zarar verir mi?

Orucu bozan ve kaza veya keffaret gerektiren hususlar bellidir. Yeme içme cinsel ilişki gibi hususular orucu bozar. Bu bakımdan harama bakmak orucu bozmaz. Yani kaza veya keffaret gerekmez Ancak orucun kemali insanın her uzvuna oruç tutturmasıdır. Yani onu haramlardan uzak tutmasıdır Harama bakmak orucu bozmaz ancak mükemmelliğini bozar sevabını eksiltir. Aynı zamanda kişi harama bakmakla da günaha düşmüş olur.
İtikaf nedir?
İtikaf fıkıhta bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir. Buradaki kalma zaruri ihtiyaçlar olmadıkça dışarıya çıkılmayacak şekilde olmaktadır.
İtikafın meşruiyeti Kur’an ve sünnetle sabittir. Nitekim Allah’u Teala bu hususta Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “… Mescitlerde itikaf halinde iken eşlerinizle birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar, belki sakınırlar.” (Bakara, 2/187) Ayetten de anlaşıldığı gibi itikaf, Allah Teala tarafından uygun görülmüş ve belli kurallara uyarak bu itikafın yerine getirilmesi istenmiştir. Hz. Peygamber de Medine’ye hicret ettikten sonra vefat edinceye kadar her yıl Ramazan ayının son on gününde itikafa çekilirdi. Bu delillerden hareketle bir Müslüman’ın Ramazan ayının son gününde itikafa girmesi,


Fakirler ve hayır kuruluşları için vakfedilen malların zekatı olur mu?

Fakir, yetim ve kimsesizlerin doyurulması, okutulması, cami, mescid, yol, köprü yapımı gibi amaçlarla hayır kuruluşlarına vakfedilen mallar zekata tabi değildir. Ancak oğluna, ailesine veya falanın oğullarına gibi belirli bir kişi veya kişilere yapılan vakıflar böyle değildir. Böyle vakfedilen mallar zekata tabidir. Çünkü bu durumda vakfedilen malların mülkiyeti vakfedenden vakfedilene geçmekte ve onda sürekli kalmaktadır.
Hayvanların zekatı yerine değeri verilebilir mi?
Malın zekatı, kendi cinsinden verilebileceği gibi başka maddelerden de verilebilir. Buna göre, hayvanların zekatını vermek isteyen kimse, kendi cinsinden verebileceği gibi, değerleri üzerinden de verebilir. Ancak daima fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur.
Kiraya verilen eve zekat vermek gerekir mi?
Ticaret için olmayan ev, arsa, araba ve benzeri malların kıymetleri üzerinden zekat gerekmez. Eğer bu ev ve benzeri malların kazancı, getirisi varsa ve bu getiriler, sahibinin diğer zekata tabii malları ile birlikte nisap ölçüsüne ulaşırsa yıl sonunda getirilerinin zekatı verilir. Fakat araba gibi mallar binmek için değil de ticaret için kullanılıyorsa her yıl kıymetleri üzerinden zekat vermek gerekir.
Ramazanda okunan hatimlerin sevapları ölülerimize


İtikaf nedir?

İtikaf fıkıhta bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir. Buradaki kalma zaruri ihtiyaçlar olmadıkça dışarıya çıkılmayacak şekilde olmaktadır.
İtikafın meşruiyeti Kur’an ve sünnetle sabittir. Nitekim Allah’u Teala bu hususta Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “…Mescitlerde itikaf halinde iken eşlerinizle birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar, belki sakınırlar.” (Bakara, 2/187) Ayetten de anlaşıldığı gibi itikaf, Allah Teala tarafından uygun görülmüş ve belli kurallara uyarak bu itikafın yerine getirilmesi istenmiştir. Hz. Peygamber de Medine’ye hicret ettikten sonra vefat edinceye kadar her yıl Ramazan ayının son on gününde itikafa çekilirdi. Bu delillerden hareketle bir Müslüman’ın Ramazan ayının son gününde itikafa girmesi, sünnet-i müekkede olarak kabul edilmiştir. İmkan bulabilenler Peygamberimizin bu güzel sünnetini yaşatırlarsa büyük bir ecre nail olurlar.
Üvey çocuklara zekat verilebilir mi?
Babası ölmüş ise üvey anneye, buluğ çağına erişip evden ayrılmış ise üvey çocuklara ve üvey babaya, fakir olmaları halinde zekat verilebilir. Çünkü bunlarla zekatı veren kişi arsında usul ve füru ilişkisi olmadığı gibi, zekat veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir.
Babadan kalan miras zekata dahil edilir mi?
Babadan ya da bir başka akrabadan kalan miras Hanefi mezhebine göre hemen zekata dahil edilir. Yani zekat veren bir


Zekatı başka memlekette yaşayan akrabalarımıza göndermek caiz mi?

Zekat verirken ister yakında, ister uzakta bulunsun öncelikle yoksul akrabaların tercih edilmesi gerekir. Akrabalar içerisinde yoksul kimse yoksa yakın komşulardan başlamak üzere kişi bulunduğu yerdeki fakirlere zekat verebilir. Zekat, öncelikle kişinin bulunduğu yerde yaşayan akraba ve fakirlere verilmelidir. Ancak bölgenin dışında fakir akraba ve muhtaç kimseler varsa onlara göndermek de caizdir.
Kişinin mesleğini icra etmesi için gerekli olan araç-gereç ve malzemeye zekat düşer mi?
Sanat ve mesleğin icrası için gerekli olan araç gereç, makine ve malzemeler, asli ihtiyaçlardan olup bunların zekatının verilmesi gerekmez. Ancak, kendi mesleğinin icrası için değil de, ticaret için üretilen veya alınıp satılan araç gereç, malzeme ve makinelerin zekatının verilmesi gerekir.
Her Müslüman fıtır sadakasını vermek zorunda mı?
Hanefi mezhebine göre fıtır sadakası yükümlüsü sayılmak için kişinin varlıklı olması gerekir. Varlıklı olma ölçüsü Hanefilere göre meskeni, ev eşyası, elbisesi, ailesinin bir yıllık geçim masrafları ile borçları dışında artıcı nitelikte olsun olmasın 85 gr altın değerinde malı olan kimse bu mala sahip olduktan sonra bir yıl geçmiş olma