Amerika Birleşik Devletleri Irak’taki askerlerini geri çekiyor. İlk bakışta bu tablo, Irak’ın egemenliği açısından önemli bir gelişme gibi görülebilir. Fakat meseleye yalnızca Irak topraklarındaki Amerikan askerlerinin sayısı üzerinden bakmak, Ortadoğu’daki büyük resmi gözden kaçırmak olur.
Çünkü bazen devletler bir ülkeden çekilirken bölgeden çekilmez. Askerî birliklerin bir kısmı başka üslere kaydırılabilir, istihbarat faaliyetleri sürdürülebilir, diplomatik ve ekonomik araçlar kullanılabilir. Dolayısıyla değişen yalnızca araçlar olabilir; bölgesel hedefler ise aynı kalabilir. ABD askerlerini Irak’ta çekip ABD’ye göndermiyor. Ortadoğu’daki diğer üslerine kaydırıyor.
Bir de Amerika’nın Ortadoğu’yu şekillendirme girişimlerinin ne ölçüde başarılı olduğu ayrıca tartışılabilir. Bana göre askerini çeken ABD bölgeyi dizayn etmekten vazgeçmeyecek. ABD’nin bölgeden tamamen vazgeçtiğini söylemek de gerçekçi görünmüyor.
Peki Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra Irak’ı nasıl bir gelecek bekliyor? Irak açısından bugün konuşulması gereken konu yalnızca “Amerikan askerleri çekildi, Irak egemenliğini yeniden kazandı mı?” meselesi değil. Bunun yanında çok daha somut ve hayati meseleler var.
Irak’ta güvenlik boşluğu oluşacak mı?
Geçmişte etkisiz hale getirildiği düşünülen örgütlerin uyuyan hücreleri yeniden harekete geçecek mi?
Ülkenin ekonomik sorunları toplumsal huzursuzluğu artıracak mı?
Bağdat ile Erbil arasındaki sorunlar yeniden sertleşecek mi?
Ve en önemlisi, Irak kendi güvenliğini dış aktörlere ihtiyaç duymadan ne ölçüde sağlayabilecek?
Bunların her biri birbirinden bağımsız meseleler değil.
Irak hâlâ parçalı bir siyasi ve ekonomik yapının yükünü taşıyor. Merkezi hükümet ile Kuzey Irak arasındaki gelir paylaşımı, petrol kaynaklarının kullanımı, sınırların statüsü ve petrol dışındaki gelirlerin nasıl paylaşılacağı gibi başlıklar çözülmüş değil.
Bu meseleler ertelendikçe Bağdat-Erbil hattındaki gerilim de yeniden üretilebilecek bir zemine sahip oluyor.
Irak denildiğinde akla ilk gelen kelimelerden biri petrol. Dünyanın önemli petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri olan Irak’ın bugün hâlâ elektrik, altyapı, işsizlik ve ekonomik refah sorunlarıyla boğuşması başlı başına büyük bir çelişki. Petrol zenginliği, vatandaşın hayatına refah olarak yansımadığında zenginliğin kendisi değil, o zenginliğin nasıl yönetildiği tartışılmaya başlanır. Irak halkının ekonomik sıkıntıları yalnızca bir sosyal politika meselesi değil. Ekonomik sorunlar güvenlik sorunlarına dönüşebilir. İşsizlik, yoksulluk, kamu hizmetlerindeki aksaklıklar ve gelecek kaygısı toplumsal huzursuzluğu besleyebilir. Elektrik meselesi bunun en görünür örneklerinden biri. Petrol zengini bir ülkede insanların temel elektrik ihtiyacının karşılanmasında sorun yaşaması, Irak devletinin karşı karşıya olduğu yapısal problemleri anlatan güçlü bir gösterge. Bu nedenle Irak’ın önündeki mesele sadece terörle mücadele değildir. Devletin vatandaşına güvenlik kadar elektrik, iş, altyapı ve ekonomik istikrar da sunabilmesi gerekiyor.
Irak’ın yakın tarihine bakıldığında petrolün ve güvenliğin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği görülüyor.
ABD’nin askerî varlığının azalması Irak’ın kendi iç dengelerini daha önemli hale getiriyor. Özellikle Bağdat ile Erbil arasındaki sorunların çözülmemiş olması, geleceğin en kritik başlıklarından biri.
Irak’ın karşı karşıya olduğu başka bir sorun da savunma kapasitesi. Kendi hava sahasını etkin biçimde koruyamayan, güçlü bir hava savunma sistemi bulunmayan ve dış aktörlerin askerî kapasitesine ihtiyaç duyan bir ülkenin bölgesel krizlerde ne kadar bağımsız hareket edebileceği tartışmalıdır.
Bu durum Irak’ı yalnızca terör örgütleri karşısında değil, bölgesel güç mücadeleleri karşısında da kırılgan hale getirebilir.
Irak’ın uzun vadede kendi güvenlik kapasitesini geliştirmesi gerekiyor. Ancak bunun yalnızca silah satın almak anlamına gelmediği de unutulmamalı. Güçlü bir ordu kadar güçlü kurumlara, istikrarlı bir siyasi yapıya, komşularla dengeli ilişkilere ve sürdürülebilir bir ekonomiye ihtiyaç var.
Terörle mücadelede bölgesel iş birliği de Irak açısından önemli olabilir. Başta Türkiye olmak üzere diğer komşularıyla güvenlik alanında geliştireceği mekanizmalar, ülkenin kendi güvenliğini güçlendirmesine katkı sağlayabilir.
Peki İsrail bu tabloda nerede duruyor?
Ortadoğu’daki hiçbir güvenlik hesabı artık İsrail’den bağımsız değerlendirilemiyor. Bölgedeki güç dengeleri değişirken İsrail’in güvenlik politikaları da Irak açısından önem taşıyor.
Irak’ın zayıf hava savunması, bölgedeki silahlı grupların varlığı ve İran-İsrail geriliminin Irak’a yansıma ihtimali, Bağdat’ın önündeki güvenlik dosyasını daha karmaşık hale getiriyor.
Irak’ın son birkaç on yıllık tarihine baktığımızda büyük bir paradoks görüyoruz. Amerika, Irak’a müdahale ederken özgürlük, güvenlik ve yeni bir düzen vaadiyle hareket etti.
Fakat ortaya çıkan tablo, yıllarca süren savaşların, terörün, mezhep gerilimlerinin, siyasi bölünmelerin ve ekonomik sorunların iç içe geçtiği bir ülke oldu.
ABD daha sonra Irak’tan askerlerini çekti. Fakat güvenlik sorunları tamamen ortadan kalkmadı. Terör örgütleriyle mücadele devam etti. Irak’ın siyasi ve ekonomik sorunları ise çözülmeyi bekledi. Şimdi yeni bir çekilme sürecinden söz ediliyor. Ancak burada asıl mesele Amerikan askerlerinin Irak topraklarında bulunup bulunmaması değil.
Irak’ın kendi ayakları üzerinde durabilecek bir devlet kapasitesi oluşturup oluşturamayacağıdır.
Çünkü dış güçlerin varlığı bazen güvenlik sağlar; fakat kalıcı devlet kapasitesi inşa etmez.
Bir ülkenin güvenliği başka bir ülkenin askerlerine, ekonomisi petrol gelirlerine, siyaseti dış aktörlerin desteğine ve hava sahası başkalarının askerî gücüne bağlıysa, askerlerin çekilmesi tek başına bağımsızlık anlamına gelmez.
ABD’nin Irak’tan askerî olarak çekilmesi, Irak açısından hem fırsat hem de ciddi bir sınav anlamına geliyor. Fırsat, ülkenin kendi karar mekanizmalarını güçlendirmesi. Sınav ise bunu yapabilecek siyasi iradenin ve devlet kapasitesinin ortaya konulması.
Irak’ın önünde çok sayıda dosya var: Bağdat-Erbil ilişkileri, petrol gelirlerinin paylaşımı, elektrik sorunu, ekonomik yoksulluk, terör tehdidi, sınır güvenliği, hava savunması ve bölgesel güçlerin Irak üzerindeki etkisi...
Bunların hiçbiri bir gecede çözülecek meseleler değil.
ABD çekildikten sonra Irak’ı kim yönetecek sorusundan daha önemlisi, Irak kendi geleceğini gerçekten kendisi şekillendirebilecek mi? Çünkü mesele Amerika’nın Irak’ta olup olmaması kadar basit değil. Asıl mesele, Irak’ın kendi devlet kapasitesini ne ölçüde yeniden inşa edebileceği.
Washington’ın askerî varlığı azalabilir. Üslerin adresi değişebilir. İstihbarat faaliyetleri farklı biçimlerde devam edebilir. Bölgesel aktörlerin hesapları değişebilir. Ama Irak’ın temel soruları yerinde duruyor.

