Özgürlük Vaadiyle Girilen Irak’ta Ne Kaldı

Irak için yalnızca bir savaşın başladığı tarih değildi. Aynı zamanda ülkenin siyasi, ekonomik ve toplumsal dengelerinin altüst olduğu uzun bir dönemin başlangıcıydı.
Mürsel Acay
Mürsel Acay

20 Mart 2003…

Irak için yalnızca bir savaşın başladığı tarih değildi. Aynı zamanda ülkenin siyasi, ekonomik ve toplumsal dengelerinin altüst olduğu uzun bir dönemin başlangıcıydı.

ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, Irak’ın kimyasal silaha sahip olduğunu öne sürerek Saddam Hüseyin yönetimine karşı askeri harekât başlattı. Ancak savaş sonrasında bu silahlar bulunamadı.  İşgale gerekçe olarak gösterilen raporlar doğru değildi. Sahte istihbarat raporları ve  manipüle edilmiş belgelere dayanan rapor, işgali meşrulaştırmak için dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair liderliğindeki hükümet tarafından ortaya atılmıştı. Bu durumda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin açık bir savaş yetkilendirmesi olmadan işgal başlatılmıştı. Harekat, kısa sürede Bağdat’ın düşmesiyle sonuçlandı. Irak ordusu ağır bombardıman karşısında direnemedi. Zaten 1991 Körfez Savaşı sonrasında uygulanan yaptırımlar ve yıllar süren ekonomik baskılar, ülkenin askeri ve ekonomik kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmıştı. Irak ordusunun savaşacak gücü de yoktu.

Irak’ın kuzeyindeki gelişmeler, savaşın ilk günlerinde farklı bir görüntü ortaya koyuyordu. Türkiye’nin 1 Mart tezkeresiyle yabancı askerlerin Türk toprakları üzerinden Irak’a geçmesine ve hava üslerini kullanmasına izin vermemesi, ABD’nin kuzey cephesindeki planlarını değiştirdi.

Kuzey Irak’taki eski askeri havaalanlarından Harir de bu süreçte önem kazandı. O günlerde Erbil’de bulunan bir grup gazeteciyle birlikte Harir bölgesine gitmiştik.

ABD askerlerinin bölgeye paraşütlerle indirildiği haberini almıştık. Sabahın erken saatlerinde, gün daha yeni ağarırken bölgeye ulaştığımızda, onlarca Amerikan askerinin yeni konuşlandığını gördük. Askerler çevrede mevzilenmiş, daha kalıcı bir yerleşim için hazırlık yapıyordu. Fotoğraflarımızı çektikten sonra bölgeden ayrıldık.

O gün Harir’de gördüğümüz tablo, aslında Irak savaşının kuzey cephesindeki başlangıcını anlatan küçük ama çarpıcı bir kesitti.

Daha sonra Peşmerge güçlerinin desteğiyle kuzeyden operasyonlar başladı. Erbil ve Süleymaniye, ABD güçlerinin önemli geçici konuşlanma noktaları hâline geldi. Erbil üzerinden Musul ve Kerkük yönüne, Süleymaniye üzerinden ise Kerkük ve Diyala yönüne operasyonlar yürütüldü.

Irak ordusu ise havadan gelen ağır saldırılar karşısında giderek çözülüyordu. Irak ordusunun savaşma kapasitesi  yaptırımlar nedeniyle  zaten ciddi biçimde zayıflamıştı.

1991 Körfez Savaşı'nın ardından uygulanan yaptırımlar yalnızca Irak ekonomisini değil, toplumun günlük hayatını da derinden etkiledi. Yıllar boyunca süren yoksulluk, altyapı sorunları ve ekonomik sıkıntılar ülkeyi savaş öncesinde oldukça kırılgan hâle getirdi. Ordu da silah teçhizat ve özellikle hava kuvvetleri konusunda güçlenemedi, yenilenemedi.

20 Nisan’da Irak tamamıyla düştü. Savaş kazanılmıştı ama asıl sorun bundan sonra başladı. Devlet kurumlarının zayıflaması, güvenlik boşluğu, mezhep temelli çatışmalar ve silahlı grupların güç kazanması Irak’ı yeni bir döneme soktu. Bir süre sonra El Kaide bağlantılı örgütler ortaya çıktı. Ardından Suriye’deki savaşın da etkisiyle DAEŞ güçlendi ve Irak’ın geniş bölgelerinde kontrol sağlamayı başardı.

Böylece 2003’te başlayan işgal, yalnızca Saddam Hüseyin döneminin sona ermesiyle sonuçlanmadı. Irak, yıllar boyunca yeni çatışmaların içine sürüklendi.

Irak halkı için savaş yalnızca cephede yaşanmadı. Evlerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan, güvenlik endişesiyle yer değiştirdi. Bombalı saldırılar, silahlı çatışmalar ve terör saldırıları gündelik hayatın parçası hâline geldi.

Özellikle DAEŞ’in Musul ve çevresinde güç kazanması, Irak'taki güvenlik krizinin yeni bir aşamaya geçmesine neden oldu. Bir ülkenin toprak bütünlüğünün tehdit edilmesi, milyonlarca insanın yerinden edilmesi ve güvenlik sorunlarının yıllarca devam etmesi, 2003 sonrası Irak’ın en ağır miraslarından biri oldu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda karşımızda yalnızca 2003 savaşını değil, o savaşın ardından gelen uzun ve sancılı bir dönemi görüyoruz.

Irak dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri. Ancak petrol zenginliği, ülkedeki insanların tümüne  otomatik olarak refah getirmiyor. Savaşlar, yaptırımlar, güvenlik sorunları, siyasi krizler ve altyapıdaki tahribat Irak'ın ekonomik gelişimini uzun yıllar boyunca olumsuz etkiledi.

Bugün Irak, 2003'teki Irak değil. Saddam Hüseyin dönemi sona erdi, farklı siyasi dengeler ortaya çıktı ve ülke yeni bir yönetim sistemine geçti. Fakat savaşın ve sonraki yıllardaki çatışmaların bıraktığı izler hâlâ tamamen silinmiş değil. Güvenlik sorunları azalmış olsa da ülkenin karşı karşıya olduğu ekonomik ve siyasi sorunlar devam ediyor.

Yıllar önce Harir’de gördüğüm o Amerikan askerlerini bugün hâlâ hatırlıyorum. Günün ilk ışıklarıyla birlikte bölgeye ulaşmıştık.

Yeni gelmiş askerler çevreyi kontrol ediyor, mevzilerini hazırlıyordu.

Biz gazeteciler ise savaşın ilk saatlerinden bir kesiti kaydetmeye çalışıyorduk.

O sırada bunun Irak için ne kadar uzun bir hikâyenin başlangıcı olduğunu elbette bütün boyutlarıyla bilmiyorduk.

Bugün geriye dönüp bakınca Harir’deki o görüntü, Irak’ın son 23 yılına dair büyük bir hikâyenin küçük bir karesi gibi geliyor. Amerikan ordusu Irak’a büyük bir askeri güçle girdi. Saddam Hüseyin yönetimini devirdi. Fakat ardından ortaya çıkan güvenlik boşluğu, terör örgütlerinin yükselişi ve DAEŞ’in ortaya çıkışı Irak halkının yıllarca sürecek yeni acılar yaşamasına neden oldu.

Aradan yirmi yılı aşkın zaman geçti. Savaşın üzerinden geçen yıllar bize önemli bir gerçeği gösterdi: Bir ülkeye askeri güçle girmek, o ülkeye istikrar getirmek anlamına gelmiyor. Bir yönetimi devirmek, yerine güvenli ve güçlü bir devlet kurmanın garantisi değil. Irak örneği bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

Irak'ın hikâyesi bu nedenle yalnızca bir işgalin hikâyesi değil. Aynı zamanda savaşın bir ülkenin devlet yapısını, ekonomisini  ve gelecek algısını nasıl değiştirebildiğinin hikâyesi.