Bir varmış bir yokmuş kelimesi
Hayal kurmaktan daha fazlası
büyümek, çocukluğun o saf ve meraklı bakış açısını zamanla geride bırakmak demektir. Bir çocuk yazarının en büyük ustalığı ise tam da burada başlar.
Kendi yetişkin dünyasından çıkıp, çocuğun dünyasına dokunabilecek o ince köprüyü kurmak.
Masal yazmak, yalnızca hayal kurmak değildir. Bir çocuğun dünyasına girebilmek, onun gözünden bakabilmek ve hayal gücüne dokunabilecek bir anlatı oluşturabilmektir. Çünkü çocuk edebiyatı, yetişkinin hayallerini çocuğa aktarmasından çok daha fazlasını gerektirir. Her sözcüğün, her cümlenin, her karakterin ve her olayın çocuk üzerindeki etkisini düşünmeyi zorunlu kılar.
Her yaşın kendine özgü bir dünyası vardır. Bir okul öncesi çocuğunun algısıyla ilkokul çağındaki bir çocuğun düşünme biçimi aynı değildir. İlgi alanları, anlama becerileri, duygusal ihtiyaçları ve hayal dünyaları farklılaşır. Bu nedenle doğru yaş grubuna hitap etmek, yalnızca sözcükleri basitleştirmek ya da cümleleri kısaltmak değildir. Çocuğun gelişim düzeyine, merakına, duygusal dünyasına ve dünyayı kavrayış biçimine uygun bir anlatım kurabilmektir.
Masal yazarı, neyi anlatacağını düşündüğü kadar, kime anlattığını da bilmelidir. Çocuğun henüz anlamlandırmakta zorlanacağı konuları gelişigüzel aktarmamalı, anlayabileceği meseleleri de yüzeyselleştirmemelidir. Merak uyandırmakla kafa karıştırmak, yol göstermekle öğüt vermek arasındaki ince çizgiyi gözetmelidir. Çünkü çocuk, anlatılanı yalnızca dinlemez; kendi deneyimleriyle yorumlar, karakterlerle bağ kurar ve kimi zaman kendinden bir parçayı hikâyenin içinde bulur.
İşte tam da bu nedenle çocuk yazarının gözlem gücü yüksek olmalıdır. Çocukların her gün değişen dünyasını takip etmeli; onların sorularını, oyunlarını, davranışlarını, korkularını, sevinçlerini ve hayallerini dikkatle gözlemlemelidir. Dün ilgilerini çeken bir konu, bugün yerini başka bir meraka bırakabilir. Teknoloji, sosyal çevre, aile yaşamı ve kültürel değişimler çocukların dünyasını da dönüştürür. Bu değişimi fark edemeyen bir yazar, çocuğa ulaşmak isterken onun dünyasının dışında kalabilir.
Çocukları anlamak için yalnızca kendi çocukluğumuzu hatırlamak yeterli değildir. Bugünün çocuklarını dinlemek, onlarla iletişim kurmak, sordukları soruların ardındaki merakı fark etmek ve olaylara onların gözünden bakmaya çalışmak gerekir. Bunun için güçlü iletişim becerileri, empati, sabır ve sürekli öğrenme isteği önemlidir.
Çocuk yazarı, çocuğa yalnızca bir şeyler anlatan değil, önce onu anlamayı bilen kişidir. Çocuğun söylemediklerini de davranışlarından okuyabilmeli, onun duygu dünyasına saygı göstermeli ve anlatısını bu anlayış üzerine kurmalıdır. Çünkü çocuğu tanımadan yazılan bir masal, yetişkinin hayal dünyasında güzel görünebilir; ancak çocuğun kalbinde ve zihninde karşılık bulmayabilir.
Üstelik iyi bir masal, yalnızca güzel fikirlerle ortaya çıkmaz. Anlatının yapısı kurulur, karakterler geliştirilir, merak duygusu canlı tutulur. Sözcükler özenle seçilir, cümleler tartılır, anlatımın ritmi düzenlenir. Gereksiz ayrıntılar ayıklanır, eksik kalan noktalar tamamlanır. Bazen uzun uzun yazmak değil, tek bir cümleyi doğru yerde kurmak emek ister. Çocuğa ne söyleyeceğini bilmek kadar, neyi söylemeden bırakacağını bilmek de ustalıktır.
Masal, çocuğa sürekli doğruları sıralayan bir öğüt metnine dönüşmemelidir. Ona düşünme, sorgulama, seçim yapma ve kendi sonuçlarına ulaşma fırsatı vermelidir. Paylaşmanın, sorumluluğun, dostluğun, doğa sevgisinin ya da dayanışmanın değerini anlatırken çocuğun keşfetmesine alan açmalıdır. Çünkü kalıcı öğrenme, yalnızca söyleneni duymakla değil, anlamı keşfetmekle de gerçekleşir.
Çocuk, anlatının içinde kendine ait bir duygu, bir soru ya da bir karakter bulabilmelidir. Bazen kendini yanlış anlaşılmış bir kahramanda, bazen korkusunu yenmeye çalışan küçük bir canlıda, bazen de arkadaşına yardım etmek isteyen bir karakterde görmelidir. Masalın gücü, çocuğa hazır cevaplar vermesinden çok, onun içinde yeni sorular ve düşünceler uyandırabilmesinde saklıdır.
Bütün bunlar, masal yazarlığının neden yalnızca hayal gücüyle, kitap yayımlamakla ya da görünür olmakla ölçülemeyeceğini gösterir. Çocuk edebiyatı; gözlem, araştırma, dil becerisi, pedagojik duyarlılık, güçlü iletişim ve sürekli gelişim gerektiren özel bir alandır. Her metin, çocuğun dünyasına karşı duyulan sorumlulukla ele alınmalıdır.
Bir masalın arkasında çoğu zaman görünmeyen büyük bir emek vardır: araştırmak, düşünmek, yazmak, yeniden yazmak, eleştiriye açık olmak ve gerektiğinde sevilen cümlelerden vazgeçmek… Çünkü önemli olan yazarın ne kadar çok şey anlatmak istediği değil, çocuğun anlatıdan ne anlayacağı ve onunla nasıl bir bağ kuracağıdır.
Çocuk edebiyatında gerçek başarı, yalnızca kitabın basılması ya da yazarın tanınması değildir. Asıl başarı, çocuğun kitabı kapattığında zihninde yeni bir düşüncenin, kalbinde güzel bir duygunun ve hayal dünyasında yeni bir kapının açılmasıdır.
Çünkü masal yazmak, bir çocuğa hayal satmak değil; onun dünyasını tanıyacak kadar dikkatli, yaşına uygun anlatacak kadar bilinçli, duygularını anlayacak kadar duyarlı ve hayal gücünde iz bırakabilecek kadar samimi olmaktır.

