Bir koltuk yalnızca oturulan bir yer, makam yalnızca taşınan bir ünvan değildir. Her makam, beraberinde bir sorumluluk getirir.
O kapıdan içeri giren insanın neden geldiğini anlamak, daha ilk cümlede kendisini yük gibi hissettirmemek gerekir. Çünkü bazen insan bir makamın kapısını bir talep için değil, bir umut için çalar.
Her talep karşılanamayabilir. Her sorun çözülemeyebilir. Ama dinlemek, anlamaya çalışmak ve mümkün olan yolu göstermek her zaman mümkündür.
Özellikle edebiyat ve kültür alanında çalışan STK’lar, yalnızca kendi adına konuşmaz. Arkalarında yazarların, şairlerin, çocukların, okurların ve gönüllü emeğin olduğu çalışmalar taşırlar. Bir kitap, bir masal projesi, bir okuma etkinliği ya da kültürel bir çalışma; çoğu zaman uzun bir emeğin sonucudur.
Bu nedenle üreten insanlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla kurulan iletişim, yalnızca bir destek meselesi değildir. Aynı zamanda toplumun kültürel üretimine verilen değerin göstergesidir.
Bazen ihtiyaç duyulan şey büyük bir destek değil; bir kapının açılması, doğru yere yönlendirilmek, bir fikrin dinlenmesi ya da “Bunu nasıl birlikte yapabiliriz?” denmesidir.
Makam sahibi her sorunu çözemez. Fakat karşısındaki insanı dinleyebilir. Görüşme sırasında başka işlerle ilgilenmek yerine, o an karşısında bulunan insana gereken değeri verebilir.
Çünkü insan, makamın kapısından çıktığında aldığı cevaptan çok, orada nasıl hissettirildiğini de hatırlar.
Koltuklar değişir.
Makamlar el değiştirir.
Unvanlar geride kalır.
Geriye ise insanın insana nasıl davrandığı, hangi emeği gördüğü ve hangi üretime alan açtığı kalır.
Belki de bir makamın gerçek değeri, kaç kişiyi kabul ettiğinde değil; kapısından çıkan kaç insanın “Dinlendim, anlaşıldım ve yolumu gördüm.” diyebildiğindedir.
Çünkü koltuk geçicidir.
Asıl kalıcı olan, o koltukta bırakılan izdir.

